"İnsan suretindeki yılanlara hakaiki söylemek, hakaike karşı bir hürmetsizliktir." Ölçü nasıl olmalı? Misal verebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fakat, nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki, bilerek dinini dünyaya satar ve bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübadele eder derecede münafıklığa girmiş insan suretindeki yılanlara hakaiki söylemek, hakaike karşı bir hürmetsizliktir."(1)

Ruhu, kalbi, aklı, vicdanı hakikatlere kapanmış birisine, hakikati anlatmaya çalışmak hakikate hürmetsizlik olur.

Sokmaktan zevk olan zehirli bir yılanı okşamaya ve sevmeye çalışmak nasıl mânasız ve bir o kadar da tehlikeli ise, aynı şekilde bütün duygu ve düşünceleri küfürle ve zulümle yoğrulmuş azgın kâfirlere ve din düşmanlarına da normal bir insan muamelesi yapıp hakikati tebliğ etmeye çalışmak hakka ve hakikate saygısızlıktır.

Mü’min, bu tip insanları feraseti ve basireti ile tanır ve ona göre tavır alır. Şayet birisinin dine olan husumeti ve kini ayyuka çıkmış ise, ona olan tavır dinin izzetine ve vakarına yakışır bir şekilde olmalıdır. Bu tarz kibirli kâfirlere tevazu ile dini anlatmaya çalışmak zillet olur.

Hakikate aç ve muhtaç olan birisine hakikati ulaştırmamak nasıl büyük bir cinayet ise, hakikate kapalı, hakikate düşman hakikate müstehzi (alay eden) olan birisine hakikati ifade etmeye çalışmak da hakikati incitmek, hakikati kırmak ve hakikati aşağılamak mânasına gelir.

Burada esas olan insan şekline girmiş yılanlar ile hakikate muhtaç, ama hakikatten uzak yaşayan insanları birbirinden tefrik ve temyiz etmektir. Bu da ancak feraset ve basiret ile olur. Yani mü’min, az çok karşısındaki kişinin tavırlarından yılan mı insan mı olduğunu anlayabilir. Bunun öyle çok müşahhas bir mizanı ve ölçüsü bulunmuyor.

Ama Kur'an, münafıklar ile alâkalı şu çarpıcı açıklamayı yapmaktadır:

"Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiğinde; 'Biz ıslah edicileriz.' derler."(Bakara, 2/11).

"Müslümanların inandıkları gibi inanın, diye örnek verilince; 'Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?' diye itiraz ederler. İnananlarla yanyana gelince de 'Sizinle beraberiz.' derler. Fakat reisleri ve şeytanlarıyla başbaşa kalınca, 'Biz onları aldattık.' diye alay ederler." (Bakara, 2/13-15).

Peygamber Efendimiz (asm) bu tarz münafıkların ve kâfirlerin bazı alametlerini bize şöyle bildirmiştir:

“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman yerine getirmez, ona emânet edildiği zaman hıyanet eder.”(2)

Bu hadisin Müslim’deki rivayetinde “Oruç tutup, namaz kılar ve Müslüman olduğunu iddia etse bile” ilavesi kayıtlıdır.

Evet, sualin esasını teşkil eden cümlenin içinde geçen iki temel mefhum, bu meseleyi tenvir eder: Nihayet derecede alçaklığa düşmüş bir vicdan ki;

1. Bilerek dinini dünyaya satar.

2. Bilerek hakikat elmaslarını pis, muzır şişe parçalarına mübadele eder.

Bu gibi alametler, mizanlar bize bu tarz insanları tespit edebilmemizde yardımcı olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Dördüncü Mesele.
(2) bk. Tirmîzî, Îman, 14.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...