İnsanın kalp ve ruhunun "kâinatın ekser envaıyla alakadar ve o alakadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine" gelmesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"وَحْدَهُ Şu kelimede şifalı, saadetli bir müjde vardır. Şöyle ki:

Kâinatın ekser envaıyla alakadar ve o alakadarlık yüzünden perişan ve keşmekeş içinde boğulmak derecesine gelen ruh-u beşer ve kalb-i insan, وَحْدَهُ kelimesinde bir melce, bir halaskâr bulur ki, onu bütün o keşmekeşten, o perişaniyetten kurtarır." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam)

Kâinat; kelime manasıyla varlık âlemi demektir. İnsanın bu âlemdeki çoğu şeylerle alakası vardır. Gözü güneş ışığıyla yahut sair ışık kaynaklarıyla alakadardır. Ciğeri hava ile temas halindedir. Midesi rızıklar âleminden gelen nimetleri hazmetmekle vazifelidir. Dağlarla, denizlerle, madenlerle alakamız bilinen bir hakikattir.

Sema âlemindeki yıldızlarla doğrudan bir alakamız henüz bilinmese bile, en azından yıldızlar gökyüzünün birer süsü olmalarıyla ve durmadan ışık saçmalarıyla gecemizi şenlendirirler.

Böyle nice eşya ve nice hadise insana fayda verirken sel, fırtına, zelzele gibi hadiseler de verdikleri zararlarla insan hayatını perişan edebilmektedir. Gecenin zifiri karanlığı gibi, yazın yakıcı sıcakları ve kışın dondurucu soğukları da insana dokunmakta, ona aczini ders vermektedirler.

Bu keşmekeş içinde boğulmamasının tek yolu, bütün bu unsurların sahibi olan Allah’a sığınması ve ondan yardım dilemesidir.

Elinizde hayatî ehemmiyete sahip olan bir dilekçe olduğunu farz edin. Bu dilekçeyi hangi yetkili mercie teslim etmeniz hususunda en ufak bir bilginiz yok. Önünüzde bin tane resmi daire var. Bu durum sizi çok yorar ve endişeye sevk eder.

Böyle bir keşmekeşlik ve karmaşa içinde debelenirken, dilekçeyi hangi resmî daireye vereceğiniz hususunda resmî bir zat size yardımcı olsa, sizi büyük bir yükten kurtarır, kalbinizde inanılmaz bir rahatlama ve ferahlık hâsıl eder.

İşte o dilekçe insanın sayısız ihtiyaçlarıdır. Dilekçenin teslim edilmesi ise, ihtiyaç için yapılan dua ve taleplerdir. Bin tane resmî merci ise, kâinattaki sayısız sebeplerdir. İnsan bu sebeplere müracaat ederse beyhude yorulur ve çok zahmetler çeker. Resmî zat ise peygamberlerdir (a.s). Resmî zatın gösterdiği merci ve yol ise, tevhid inancıdır. İnsanın kalbi ve ruhu ancak tevhid ile huzur bulur.

Binlerce sağır, kör, şuursuz sebeplere müracaat edip yorulmak yerine, her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında, her şeyin yanında nâzır, her mekânda hazır, mekândan münezzeh, aczden müberra, kusurdan mukaddes, nakıstan muallâ bir Kadîr-i Zülcelal, bir Rahîm-i Zülcemal, bir Hakîm-i Zülkemale dayanmalı, ona yalvarmalı ve ondan medet dilemelidir. Çünkü nihayetsiz hâcat-ı insaniyeyi ifa edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise mabudiyete layık yalnız odur.”

İnsan diğer bütün varlıklardan farklı olarak bütün kâinatla alakadardır. Onlardan gelen güzel şeylerle mutlu olduğu gibi, menfi ve zararlı şeylerle de huzursuz oluyor.

Hadiselere kader canibinden bakmayan, onları tesadüfe veya sebeplere veren insanlar asla huzurlu olamazlar. Kastamonu Lahikası'nda geçen şu ifadelere bakalım:

"Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedardır, azap çekiyor, perişandır. Bilhassa ehl-i dalalet ve ehl-i gaflet, rahmet-i umumiye-i İlâhiyeden ve hikmet-i tamme-i Sübhâniyeden habersiz olduğundan, nev-i beşere rikkat-i cinsiye, alakadarlık cihetiyle, kendi eleminden başka nev-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleriyle dahi müteellim olup azap çekiyor. Çünkü lüzumsuz ve mâlâyâni bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyasî boğuşmalara ve kâinatın hâdisâtına merakla dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler ve bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde , 'Zarara razı olana şefkat edilmez.' manasındaki اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَيُنْظَرُلَهُ kaide-i esasiyesiyle şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selb etmişler. Onlara acınmayacak ve şefkat edilmez. Ve lüzumsuz başlarına belâ getirirler."

"Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakiki ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur’un dairesine sadakatle girenlerdir."

"Çünkü bunlar, Risale-i Nur’dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, her şeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp her şeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adaletini müşahede ettiklerinden, kemâl-i teslimiyet ve rızayla, Rububiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler." (Kastamonu Lahikası, 84. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 10.929
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...