"İşaret tabancası gibi endaht edildi. Ve hem de Nur deryasının askerleri beyninde bir nevi müsabaka vazifesini de gördü." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Nurların ekser aksamı vücuda geldikten sonra Yirmi Yedinci Mektup âdeta işaret tabancası gibi endaht edildi. Ve hem de Nur deryasının askerleri beyninde bir nevi müsabaka vazifesini de gördü. Her müntesip meşher-i Nur’a az çok hünerini döktü." (Barla Lâhikası, 86. Mektup)

Bu veciz ifade, Risale-i Nur Külliyatı'nın telif sürecindeki çok önemli bir dönüm noktasını ve talebelerin bu süreçteki rollerini harika bir askeri benzetmeyle gözler önüne seriyor. Cümle cümle analiz ederek ne anlama geldiğini birlikte inceleyelim:

"Nurların ekser aksamı vücuda geldikten sonra..."

Risale-i Nur'un büyük ve temel kısımları (Sözler, Mektubat, Lem'alar gibi iman hakikatlerini doğrudan anlatan eserler) Isparta'nın Barla nahiyesinde zorlu şartlar altında büyük oranda yazılıp tamamlandıktan sonraki döneme işaret ediliyor. Yani ortada artık büyük bir manevi hazine, telif edilmiş devasa bir külliyat var.

"...Yirmi Yedinci Mektup adeta işaret tabancası gibi endaht edildi."

Askerlikte işaret tabancası (endaht edilmek / ateşlenmek), bir harekatın, bir birleşmenin veya büyük bir hamlenin başlama sinyalidir. Yirmi Yedinci Mektup olan Lahikalar, diğer eserlerden farklı olarak doğrudan iman hakikatlerini anlatan bir kitap değildir; Risale-i Nur talebelerinin birbirlerine ve Üstadlarına yazdıkları mektuplardan, hizmet meşveretlerinden ve fıkralardan oluşur: Barla, Kastamonu, Emirdağ Lahikaları gibi.

Bu mektupların neşredilmesi, Anadolu'nun dört bir yanındaki talebelere bir sinyal fişeği olmuştur. "Biz buradayız, yalnız değilsiniz, bu kutlu iman hizmeti her yerde yankı buluyor." mesajını vererek muazzam bir şevk, motivasyon ve hareketlilik başlatmıştır.

"Ve hem de Nur deryasının askerleri beyninde bir nevi müsabaka vazifesini de gördü."

Bu mektuplar, hapislerin, sürgünlerin ve baskıların olduğu o karanlık dönemde, o manevi deryanın neferleri olan Nur talebeleri arasında tatlı, ihlaslı ve yapıcı bir rekabet ortamı oluşturmuştur. Bir talebe, diğer bir beldedeki kardeşinin yazdığı mektubu, onun samimiyetini, hizmetteki fedakarlığını okudukça gıpta etmiş, "Ben daha fazla ne yapabilirim, bu nurları daha çok insana nasıl ulaştırabilirim?" diyerek daha büyük bir gayretle hizmete sarılmıştır. Bu, kıskançlık barındırmayan, tamamen hayırda yarışma (hayırlı bir müsabaka) hâlidir.

"Her müntesip meşher-i Nur’a az çok hünerini döktü."

Müntesip, o hizmete gönül veren, bağlanan kişi demektir ki Nur talebeleri kastedilir. Meşher ise sergi sarayı veya teşhir edilen yer anlamına gelir.

Yirmi Yedinci Mektup âdeta nurların, ihlasın ve sadakatin sergilendiği manevi bir fuar alanı olmuştur. Oraya bağlanan her bir talebe; kimi hattatlığıyla (eserleri elle çoğaltarak), kimi kalemiyle ve hitabetiyle (mektuplar yazarak), kimi de sadakati ve çektiği çilelere sabretmesiyle kendi kabiliyetini, ruhundaki güzelliği ve hünerini bu sergiye sunmuştur. Herkes kendi bütçesince, imkanınca ve kabiliyetince bu ortak manevi havuza az çok damlalar bırakmıştır.

Özetle; Bu veciz ifade, Risale-i Nur hizmetinin sadece tek bir zatın omzunda değil, Yirmi Yedinci Mektup'un ateşlediği o muazzam motivasyonla, Anadolu insanının el ele vererek, birbirini şevklendirerek ve hayırda yarışarak omuz omuza inşa ettiği kolektif bir iman hareketi olduğunu çok zarif bir dille anlatmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 28
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...