Risalelerde "Küre-i Arz" hakkında teşbihler var mıdır? Varsa bu teşbih ve tefekkürler nelerdir?
Değerli Kardeşimiz;
İnsan, en yakınındaki şeyler ile daha çok alakadar olup; mahiyetini ve hikmetini merak eder. Bu hikmetleri ve manaları tefekkür ederken; en yakınına benzeterek ve bildiği ve malum olduğu mevcudata teşbih ederek düşünür.
"Hem de insan hangi şeye temaşa ederse, elbette mekayisini ve esaslarını kendi nefsinde arayacaktır. Eğer bulmazsa, etrafında ve ebna-yı cinsinde arayacaktır." (Muhakemat, Üçüncü Makale, Birinci Maksat)
Her ne kadar sema tabakası daha fazla merak uyandırsa da tefekkür edilecek ilk şey tabiki de üzerinde yaşadığımız Küre-i arz olan ruy-i zeminimizdir.
"Semavatın hilkati birinci ise de tefekkürce rütbesi ikincidir; Arz'ın hilkati ikinci ise de, tefekkürü birincidir. Yani evvelâ Arz'ın tefekkürü, sonra semavatın tefekkürü lâzımdır." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 29. Ayet Tefsiri.)
Risale-i Nur'da genellikle dünya kelimesi ile kastedilen, insan ile alakadar olan dünyanın içindekileri ile beraber ahiretin tarlası olan bütün kainattır. Ayrıca dünya kavramı ile daha çok kâinatın ve dünyanın manevi olan vecihleri nazara verilir.
Ama küre-i arz deyince semanın ikiz kardeşi olan yeryüzü kastedilir. Maddi ciheti daha fazla nazara verilir. Onun için buradaki teşbihleri bu manaya göre tesbit etmeye çalıştık.
Her bir esmanın nazarı ile her bir fennin gözüyle, her bir sanatın penceresiyle küre-i arz tefekkür edilmelidir. Üstad bu metotla kâinatı ve küre-i arzı tefekkür ederek, tefekkürün bir nevi fihristi ve anahtarı olan bu teşbihleri ifade etmiştir. Bu teşbihlerle ifade ettiği hikmetlerle, afaki olan küre-i arzın tefekkürünü, enfüsi tefekkür haline getirmiştir.
"Ve şuur-u insanî vasıtasıyla keşfolunan yüzer fenlerden her bir fen, Hakem isminin, bir nevide bir cilvesini tarif ediyor." (Lem'alar, 30. Lem'a, Üçüncü Nükte)
Risale-i Nur'da her bir yerde bu teşbihleri, serperek okuyucuya suhuletle tefekkürün nasıl yapılması gerektiğini bize bir kez daha göstermiş ve öğretmiştir.
Risale-i Nur'da küre-i arz için yüzden ziyade teşbihler, benzetmeler getirilmiştir. Hepsini tespit etmek imkânsız olduğundan 100 tanesini kısaca listeleyeceğiz. Her bir teşbihin geçtiği yeri kısaca altına ekleyeceğiz:
1. Tayyare (uçak) ve Semavi kuşlar gibi...
"Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtib rahatça sahifelerini temizlediği gibi, bu tayyare-i Arz'ın ve bu tuyur-u semaviyenin kanatları ve bu kitab-ı kâinatın sahifeleri de öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki; ahiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, perestiş ederler." (bk. age., Birinci Nükte)
2. Beşik gibi...
"Arzı insana beşik, Güneşi halka lamba yapmak gibi dehşetli teshirat ve ölmüş, kurumuş Küre-i Arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvilat gösteriyor ki: Perde arkasında böyle muazzam bir rububiyet var, muhteşem bir saltanatla hükmediyor." (Sözler, 81)
Bir ayette de küre-i arz için
"Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da (yeri dengede tutan) kazıklar yapmadık mı?" ﴾Nebe, 78/6, 7﴿
buyurulmakla bu hakikatin ilahi bir teşbihe dayandığını müşahede etmekteyiz.
3. Bir sefine-i tüccariye veya seyehat gemisi...
"O âlemi öyle nurlandırdılar ki; o halette bana Küre-i Arz gayet muntazam, musahhar, mükemmel, hoş, emniyetli bir seyahat gemisi tenezzüh ve keyf ve ticaret için müheyya edilmiş bir şekilde gördüm." (Mektubar, 29. Mektup, Beşinci Risale...)
"...yalnız öyle bir zat yapar verir ki; mevsimleri, gece ve gündüzleri çevirir ve küre-i arzı bir sefine-i tüccariye gibi gezdirerek mevsimlerin mahsulâtlarını onunla zemindeki muhtaç misafirlerine getirir." (Şualar, Yedinci Şua)
4. Bir kudret ve hayret ağacı gibi
"Arz dahi, mahşer-i acaib bir şecere-i kudrettir. Hatta dünya dahi, meyveleri ahiret pazarına gönderilen bir şecere-i hayretnümadır." (Sözler, 10. Söz, Altıncı Hakikat, Haşiye)
5. Bir büyük mezaristan ve cenaze gibi
6. Ölen bir nefis gibi
7. Matemhane-i umumiye veya taziye evi gibi
"Küre-i Arz mezaristanında, nev'-i beşerin hayatıyla alâkadar enva'-ı zîhayatın heyet-i mecmuasının mazi mezarına defnedilen azîm cenazenin başında bulunan, mezar taşı olan bu asrın yüzünde çabuk silinecek bir nokta ve çabuk ölecek bir karıncayım." (Lem'alar, On Birinci Lem'a)
"Ve Küre-i Arz dahi bir nefistir, bâki bir surete girmek için o da ölecek. (bk. age. 26. Lem'a)
"Dünya bir matemhane-i umumiyedir. Dünyadaki sadâlar ölümlerden, elemlerden gelen vaveylâlardır." (bk. age., 17. Lem'a, Beşinci Nota)
8. Bir büyük fabrika, dolup boşalan bir misafirhane ve han gibi
"Bu kâinat ve bu Küre-i Arz, daim işler bir büyük fabrika ve her vakit dolar boşalır bir han, bir misafirhanedir." (bk. age., 30. Lem'ar, Birinci Nükte)
9. Bir meydan gibi
10. Bir sahra veya çöl gibi
11. Bir saray gibi
"Elhasıl: Bahr-i Muhit-i Garbîye 'çamurlu bir çeşme' tabiri, Zülkarneyn’e nisbeten uzaklık noktasında o büyük denizi bir çeşme gibi görmüş. Kur'anın nazarı ise her şeye yakın olduğu cihetle, Zülkarneyn'in galat-ı his nevindeki nazarına göre bakamaz. Belki Kur'an semavata bakarak geldiğinden Küre-i Arz'ı kâh bir meydan, kâh bir saray, bazan bir beşik, bazan bir sahife gibi gördüğünden; sisli, buharlı koca Bahr-i Muhit-i Atlas-ı Garbî'yi bir çeşme tabir etmesi, azamet-i ulviyetini gösteriyor." (bk. age., On Altıncı Lem'a)
"Bunun izahı ise; bir şahıs, kudret-i ezeliye tarafından, adem zulümatından şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar." (İşarat-ül İ'caz, Fatiha Suresi Tefsiri)
12. Bir sahife ve yaprak gibi
"Sonra, kalem-i kudretin mektubatı hükmünde olan mevcudat sahifelerini, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkürdür." (Sözler, 23. Söz, İkinci Mebhas)
13. Büyük bir vagon gibi
14.Dükkanî rabbani, bir pazar gibi
15. Bir iaşe ambarı ve deposu gibi
16. Bir hazine gibi
"Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen bîçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmanî iaşe ambarı ve bir sefine-i Sübhaniye ve binbir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbanî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise; okuduğunuz ve okuyacağınız fenn-i iaşe mikyasıyla, o kat'iyyette ve o derecede küre-i arz deposunun sahibini, mutasarrıfını, müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir." (Şualar, 11. Şua, Altıncı Mesele)
"Sema ve zemini, rızkınıza iki hazine gibi müheyya edip oradan yağmuru, buradan hububatı çıkaran kimdir? (Sözler, 25. Söz, İkinci Şule, İkinci Nuru)
17. Çok yüksekten arza bakınca bir hayme ve çadır gibi
"Faraza sen o silsileleri müstakil dağlar ile beraber sath-ı arza keyfiyet-i vaziyeti bir bedevi Arabın karşısında tasvir tarzında tahayyül ve tahyil edersen, şöyle: Bu silsileler A'rab-ı Bedeviyenin haymeleri gibi arz sahrasında kurulmuş ve taraf taraf da çadırlar tahallül etmiş desen..." (Muhakemat, 1. Makale, Altıncı Mesele)
18. Bir tarla gibi
19. Bir bağ ve bahçe gibi
"Eğer onlar şuhudî bir yakîn ile haşr-i umumîyi görmek isterlerse, -akıllarını da beraber bulundurmak şartıyla- yaz mevsiminde küre-i arz bahçesine girsinler." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Hubab)
"Fenn-i Ziraat diyecek: Nihayet derecede mahsuldar, her nevi hububu vaktinde yetiştiren muntazam bir tarladır ve mükemmel bir bahçedir." (Lem'alar, 30. Lem'a, Üçüncü Nükte)
20. Bir mağaza gibi
"Küre-i arz mağazasından me'kûlat ve meşrubat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Hubab)
21. Çeşit çeşit nimetleri ve mahlukatları barındıran bir kütüphane gibi
"Risale-i Nur eczaları, küre-i arzın mevsim-i erbaa kütübhanesinde bir bahardır ve bahar kadar letafetlidir ve canbahştır." (Barla Lahikası, 233. Mektup)
22. Bir köy gibi
23. Bir şehir / mahalle gibi
"Küre-i Arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır. Ta'dili, büyük bir himmete muhtaçtır." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"Evet gözümüzle görüyoruz ve aklımızla bedahetle biliyoruz ki; bu kâinat şehrinde ve zemin mahallesinde ve insan ve hayvanat kışlasında öyle bir Rezzak-ı Rahîm ve Muhsin-i Kerim tasarruf ve nezaret ve terbiye eder ki; kendi nimetlerine mukabil hamd ve şükrettirmek için, ..." (Şualar, 15. Şua, Beşinci Kelime)
"Demek, Cenab-ı Hakk'a itimad edip Süleyman Aleyhisselâm'ın lisan-ı ismetiyle istediği gibi, o da lisan-ı istidadıyla Cenab-ı Hak'tan istese ve kavanin-i âdetine ve inayetine tevfik-i hareket etse; ona dünya, bir şehir hükmüne geçebilir." (Sözler, 20.Söz, İkinci Makam)
24. Bir fabrika ve makine-i rabbani gibi
"Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbaniye, ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla küre-i arzın ustasını ve sahibini bildirir ve tanıttırır." (Şualar, 11. Şua, Altıncı Mesele)
25. Bir menzil ve durak gibi
"Dünya ve ahiret birer menzil, arz ve sema birer sahife, ezel ve ebed dün ve yarın hükmünde olarak tasarruf eden bir zat olabilir." (Lem'alar, 17. Lem'a, On Dördüncü Nota)
26. Bir eczahane, kimyahane gibi
27. Bir hastahane gibi
"Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıp mikyasıyla küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelal'i hattâ kör gözlere de gösterir, tanıttırır." (Şualar, 11. Şua, Altıncı Mesele)
"Ben bazan بِعَدَدِ كُلِّ دَاۤءٍ وَدَوَاۤءٍ dedikçe, küre-i arzı bir hastahane suretinde ve maddî ve manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların dermanlarını ihsan eden Şâfî-i Hakikî'nin pek aşikâr bir mevcudiyetini ve küllî bir şefkatini ve kudsî ve geniş bir rahîmiyetini hissediyorum." (Şualar, 2. Şua, Birinci Makam)
28. Bir ofis gibi
"Cenab-ı Hak da hayat için lâzım olan levazımatı küre-i arz ofisinde yaratıp cem'ettikten sonra, o erzakın toplanmasını ve sair ahvalini insana yaptırır ki, insana bir meşguliyet, bir eğlence olsun ve atalet, betalet azabından kurtulsun." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)
29. Âlemin bir kalbi gibi
"Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan büyük bir ölçüde tekrar ettiği ihya-yı arz ve toprak unsuruna nazar-ı dikkati celbettiğinden kalbime şöyle bir feyiz damlamıştır ki: Arz, âlemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir." (bk. age., Şule)
30. Mutî bir ordu, talimgah için bir kışla gibi
31. Ordunun bir askeri, neferi gibi
32. Arz küresi, Umum yıldızlara bir kumandan gibi
"Hatta Arz, hattâ Dünya, birer muntazam ordu, belki birer mutî' nefer gibi vazife-i ubudiyet-i dünyeviyesinden" (Sözler, Dokuzuncu Söz)
"Emr-i Rabbaniyeyi dinliyorlar ki, rûy-i zemin dahi gayet muhteşem bir bayram gününde, şahane resm-i geçitte, sürmeli formaları ve murassa' nişanları parlayan bir ordugâhı temsil ediyor." (Sözler, 10. Söz, Altıncı Suret, Haşiye)
"Nasılki iki kışlada yatan ve duran mutî' askerler, bir kumandanın çağırmasıyla silâh başına ve vazife başına boru sesiyle gelmeleri gibi, aynen öyle de: Bu iki kışlanın misalinde ve emre itaatında koca semavat ve küre-i arz, Sultan-ı Ezelî'nin askerlerine iki mutî' kışla gibi, ne vakit Hazret-i İsrafil Aleyhisselâm'ın borusuyla o kışlalarda ölüm ile yatanlar çağrılsa, derhal cesed libaslarını giyip dışarı fırlamalarını isbat edip gösteren her baharda arz kışlası içindekiler, melek-i ra'dın borusuyla aynı vaziyeti göstermesiyle nihayetsiz azameti anlaşılan bir saltanat-ı rububiyet;" (Şualar, 11. Şua, Yedinci Mesele)
"İstese, Arz gibi bir neferi, umum yıldızlara kumandan tayin eder; koca Güneş'i, ahalisine ısıtıcı ve ışık verici bir lamba ve elvah-ı nukuş-u kudret olan fusul-i erbaayı da bir mekik ve sahaif-i kitabet-i hikmet olan gece gündüzü de bir yay yapar." (Mektubat, Üçüncü Mektup)
33. Bir hol, top veya fırfıra gibi
34. Bir sapan taşı gibi
"Tâ oradan temaşa edip göreceğiz ki: Küre-i Arz hol veya top veya fırfıra veya sapan taşı gibi Sâni'-i Hakîm dest-i kudretle döndürüp, atmakla çeviriyor." (Muhakemat, 1. Makale, On İkinci Mukaddime)
35. Bir mesken ve hane gibi
36. Bir meşher gibi
37. Bir mahşer gibi
"Hem madem bu Arz, kesret-i mahlukat cihetiyle ve mütemadiyen değişen yüz binler çeşit çeşit enva'-ı zevil-hayat ve zevil-ervahın meskeni, menşei, fabrikası, meşheri, mahşeri olması haysiyetiyle bu kâinatın kalbi, merkezi, hülasası, neticesi, sebeb-i hilkati olarak gayet büyük öyle bir ehemmiyeti var ki; küçüklüğüyle beraber koca semavata karşı denk tutulmuş." (Şualar, Dokuzuncu Şua-Onuncu Sözün Zeli)
"Belki hazine-i kübradan o nimet-i azîmeyi küre-i arz ile beraber indirdiğini ifade etmek için, yani bu küre-i arz hanesine en lazım şey demirdir ki, Hâlık-ı Zülcelal güya küre-i arzı Güneş'ten ayırıp insanlar için indirdiği zaman, demiri de beraber inzal etmiş ve ekser ihtiyac-ı beşer onunla temin edilmiştir." (Lem'alar, 28. Lem'a, Dördüncü Nükte-Latif Nükteler)
38. Bir ocak, matbah veya kazanı rahmanî gibi
"Fenn-i Rızık diyecek: "Yüzbinler leziz taamlar beraber kemal-i intizam ile içinde pişirilen bir matbah-ı Rabbanî ve bir kazan-ı Rahmanîdir." (Lem'alar, 30. Lem'a, Üçüncü Nükte)
39. Bir ağız ve lisan gibi
40. Büyük bir insan gibi
41. Binler dili olan büyük bir kafa gibi
42. Kitabı kebiri kainatın bir harfi veya divanı gibi
"Küre-i Arz bir kafadır ki, yüz bin ağzı vardır. Her bir ağzında, yüz bin lisanı vardır." (Sözler, 33. Söz, Yirmi İkinci Pencere)
"Gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnüma, birer nur-u hakikat-eda; ve arz bir kafa; berr ve bahr birer lisan ve bütün hayvanat ve nebatat birer kelime-i tesbih-feşan suretinde arz-ı dîdar eder." (bk. age., 13. Söz)
"Küre-i Arz tamamıyla büyük bir insan olup, azametine nisbeten büyük bir sadâ ile söylediği Allahu Ekber'e müsavi geldiğinden, o muvahhidînin ittihadı ile bir anda Allahu Ekber demeleri, Küre-i Arz'ın büyük bir Allahu Ekber'i hükmüne geçiyor." (Lem'alar, 17. Lem'a, Dokuzuncu Nota)
"O kitabda bahr, şecer, arz birer harf makamındadırlar." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)
"Hususan o nihayetsiz mu'cizekâr usta, koca semavat ve arzın büyük kitabını insan gibi küçük bir nüshada yazsa, belki insanı, o kitaba müntehab ve mükemmel bir hülâsa yapsa; ..." (Şualar, 4. Şua, Dördüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye)
43. Bir sâcid gibi
44. Bir abid gibi
45. Kulları için bir mescit gibi
46. Müsebbih ve mükebbir bir zâkir gibi
47. Zikirhane-i azam gibi
"İşte bu Arz'ı böyle kendine sâcid ve âbid ve ibadına mescid ve mahluklarına beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelal'e, yerin zerratı adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki; bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ına ümmet eylemiş." (Lem'alar, 17. Lem'a, Dokuzuncu Nota)
"Ve arza kulak ver. Nasıl "Yâ Cemil-i Zülcelal" diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl "Yâ Rahman, yâ Rezzak" diyorlar." (Sözler, 24. Söz, Birinci Dal)
"Takdis, tekbir, tahmid, tehlil ile; Küre-i Arz'ı bir zikirhane-i a'zam, bu kâinatı bir mescid-i ekber hükmünde göstermişler." (Şualar, Üçüncü Şua-Münacat)
48. Yedi Kudreti ezeliyeye göre bir tesbih tanesi gibi
"Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 3)
49. Zikir ederken cezbeyle mevlevi dervişi gibi dönen zâkir gibi
"Hem hangi kanunla zerreyi, mevlevî gibi tahrik ederse; aynı kanunla Küre-i Arz'ı meczub ve semaa kalkan mevlevî gibi döndürüyor ve o kanun ile âlemleri böyle çeviriyor ve manzume-i şemsiyeyi gezdiriyor." (Mektubat, 24. Mektup, İkinci Makam)
50. Sanatına meşher (sergi) veya sergisinde bir antika gibi
51. İcadının mahşeri ve çarşısı gibi
52. Rahmet için bir mezher (çiçeklik) gibi
53. Cennet için bir mezraa gibi
54. Kâinata ve mahlukata bir ölçek ve mikyas aleti gibi
55. Alemi gayba akan bir çeşme gibi
"Aynen öyle de: Küre-i arz, Cenab-ı Hak onu sanatına bir meşher ve icadına bir mahşer ve hikmetine medar ve kudretine mazhar ve rahmetine mezher ve cennetine mezraa ve hadsiz kâinata ve mahlukat âlemlerine ölçek ve mazi denizlerine ve gayb âlemine akacak bir çeşme hükmünde icad etmiş." (Sözler, 15. Söz, Haşiye)
56. Bir pervane gibi
"O Arz olan o pervane ise, bir lamba etrafında pervaz eder." (Sözler, 19. Söz, Onuncu Reşha)
57. Kainat ağacının meyvesi, Semavatın kalbi ve şecere-i tuba-i hilkatin semeresi
"İşte Arzın bu azamet-i maneviyesinden ve ehemmiyet-i san'aviyesindendir ki, Kur'an-ı Hakîm; semavata nisbeten büyük bir ağacın küçük bir meyvesi hükmünde olan Arzı, bütün semavata karşı küçücük kalbi, büyük kalıba mukabil tutmak gibi denk tutuyor." (Sözler, On Beşinci Söz)
"Şecere-i Tûbâ gibi olan hilkat-i âlemin sair nücumları gibi bizim küremiz dahi bir semeresidir. Semerenin altı o ağacın umum ağsanı altına şâmil olur." (Muhakemat, Birinci Makale, Beşinci Mesele)
58. Esma İlahiye için bir nokta-i mihrakıye gibi
59. Nihayetsiz faaliyet-i Rabbaniyenin mahşeri, ma'kesi gibi
60. Mensucat-ı ebediyenin süratle işleyen tezgâhı gibi
61. Mahlukatın Terbiyegâhı gibi veya daire-i teklif ve tecrübe gibi
62. Ahiret âleminin bir Numunegahı gibi
63. Menazır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı gibi
"Ehl-i Kur'an nazarıyla bakıldığı vakit -On Beşinci Söz'de izah edildiği gibi- hakikatı şöyledir ki: Semere-i âlem olan insan; en câmi', en bedî' ve en âciz, en aziz, en zaîf, en latîf bir mu'cize-i kudret olduğundan, beşik ve meskeni olan zemin; semaya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber manen ve san'aten bütün kâinatın kalbi, merkezi.. bütün mu'cizat-ı san'atının meşheri, sergisi.. bütün tecelliyat-ı esmasının mazharı, nokta-i mihrakıyesi.. nihayetsiz faaliyet-i Rabbaniyenin mahşeri, ma'kesi.. hadsiz hallakıyet-i İlahiyenin hususan nebatat ve hayvanatın kesretli enva'-ı sağiresinden cevvadane icadın medarı, çarşısı ve pek geniş ahiret âlemlerindeki masnuatın küçük mikyasta numunegâhı ve mensucat-ı ebediyenin sür'atle işleyen tezgâhı ve menazır-ı sermediyenin çabuk değişen taklidgâhı ve besatîn-i daimenin tohumcuklarına sür'atle sünbüllenen dar ve muvakkat mezraası ve terbiyegâhı olmuştur." (Sözler, 24. Söz, Üçüncü Dal, On İkinci Asıl)
64. İhtiyar ve çok yaşlı bir adam gibi
"Yetmiş defa top güllesinden daha sür'atli bir hareketle, yirmi beş bin sene mesafeyi bir senede devreden ve her vakit dağılmağa ve parçalanmağa müstaid ve içi zelzeleli, ihtiyar ve çok yaşlı Küre-i Arz içinde, ..." (Mektubat, 29. Mektup, Beşinci Risale...)
65. Bir yaş hamur ve kümevari bir yığın madde gibi
"Ve muhakkik bir hakîme, o kelime şöyle ifham eder ki: Bidayet-i hilkatte sema ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur, veledsiz mahlukatsız toplu birer madde iken; Fâtır-ı Hakîm, onları feth ve bastedip güzel bir şekil, menfaatdar birer suret, zînetli ve kesretli mahlukata menşe' etmiştir anlar." (Sözler, 25. Söz, Birinci Şule, İkinci Şua, Birinci Lem'a)
66. Bir ticarethane gibi
"Hayat ona girdiği anda, bütün kâinatla öyle münasebet tesis eder ki, bütün kâinatla, hususan zeminin çiçekleriyle ve nebatatlarıyla öyle bir ticaret akdeder ki, diyebilir: 'Şu arz, benim bahçemdir, ticarethanemdir.'." (bk. age., 29. Söz, Birinci Maksat)
67. Evin yumuşak tabanı ve temeli gibi
68. Bir firaş / döşek gibi
"Ve keza فِرَاشًا tabirinden anlaşılıyor ki: Arz, bir hanenin tabanı gibi insan ve hayvanlara ferş ve bastedilmiştir. Öyle ise Arz'daki nebatat ve hayvanat, hanedeki efrad-ı aile ile erzak ve saire gibi levazım-ı beytiye hükmündedir." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi, 21-22. Ayetlerin Tefsiri)
69. Sema ile beraber ikiz kardeşler gibi
70. Sema ile beraber bir karı koca gibi
"Arz ve sema tev'em yani ikizdirler, birbirinden ayrılmazlar; zikirde, fikirde daima beraber dolaşıyorlar." (bk. age., Bakara Suresi, 29. Ayet Tefsiri)
"İşte "Hilkat denilen şeriat-ı fıtriye, meczub ve misafir olan küre-i arza farz etmiştir ki: Şemse iktida eden yıldızların safında durmak, şüzuz etmemek... Zira zemin zevciyle beraber اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ demişlerdir. Taat ise cemaatle daha ahsendir. Şimdi teemmül et!" (Muhakemat, 2. Makale, Beşinci Mesele)
71. Cennete nisbeten bir zindan ve hapishane gibi
"Dünya ise, bütün şaşaasıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elbette zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana çıkmak ve müz'iç dağdağa-i hayat-ı cismaniyeden âlem-i rahata ve meydan-ı tayeran-ı ervaha geçmek ve mahlukatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzur-u Rahman'a gitmek; bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir." (Sözler, On Yedinci Söz)
72. Süslenen bir mahlukat gibi
"Arz, sema güzellik müsabakasına girmek için lâzım gelen tuvaletleri yapıp hazırlıklarda bulundukları zaman arz, kış mevsiminde kardan mamul beyaz elbiselerini giyer. Bahar mevsiminde zümrüt gibi yeşil halıları sahralarına serer. Yeşil kürkleri dağlarına giydirir. Başlarına beyaz sarıkları bağlar. Ve bu güzel inkılâb ve manzaralarıyla kudret-i İlahiyenin mu'cizelerini, hikmet-i İlahiyenin nazarına arz eder." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 17-20. Ayetlerin Tefsiri)
73. Ahiretin ve cennetin muvakkat bir fidanlığı gibi
74. Alemi ahirete bir çekirdek veya sünbül gibi
75. Küre-i Arz'ın içindekileriyle beraber alemi misal ve berzahta bir ağaç gibi
"Hem o hususî dünyamız, ahiret ve cennetin muvakkat bir fidanlığı olduğunu derkedip, ona karşı şedid hırs ve taleb ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sünbülü olan uhrevî fevaidine çevirsek, o vakit o mecazî aşk, hakikî aşka inkılab eder." (Mektubat, Birinci Mektup)
"Küre-i Arz, âlem-i şehadette bir çekirdektir; âlem-i misaliye ve berzahiyede bir büyük ağaç gibi, semavata omuz omuza vuracak bir azamettedir." (Lem'alar, 12. Lem'a, Birinci Mesele-i Mühimme)
76. Bir kuşun bir dala konması gibi
"Yani feza-yı gayr-ı mahdudenin her tarafında münteşir olan mezbur kanunun huyût ve eşi'alarının nokta-i mihrakıyesi olan Hut Burcu'nda temerküz ettiğinden, küre-i arz Delv (Kova) Burcu'ndan koşup Hut'taki tedelli eden kanunu tutup, şecere-i hilkatin bir dalıyla semere gibi asıldı. Veyahut kuş gibi kondu." (Muhakemat, Birinci Makale, İkinci Mesele)
77. Bir gün doğuracak hâmile memeli gibi
"Kürenin tahtı ve altı merkezi ve dâhilîsidir. Bu noktaya binaen küre-i arz şecere-i zakkum-u cehennemin çekirdeğiyle hamiledir. Günün birinde doğacaktır. Belki fezada tayeran eden Arz öyle bir şeyi yumurtlayacaktır ki, o yumurtada cehennem tamamıyla olunmaz ise başı veya diğer bir a'zâsı matvî olarak tazammun etmiş ki; yevm-i kıyamette derekat ve a'zâ-yı sairesiyle birleşecek, dev-i acib-i cehennem, ehl-i isyana hücum edecektir." (Muhakemat, Birinci Makale, Beşinci Mesele)
78. İmate ve ihya edilen bir hayvan gibi
"Evet mahşer-i acaib olan şu koca Arzı, âdi bir hayvan gibi imate ve ihya eden ve beşer ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve Güneş'i onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lamba eden, seyyaratı meleklerine tayyare yapan bir zatın, bu derece muhteşem ve sermedî rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhit hâkimiyeti; elbette yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nâkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz." (Sözler, 10. Söz, Dokuzuncu Hakikat)
79. Ehlî, zelil , mutî bir hayvan gibi
"Evet görüyoruz ki: Koca arz, sekenesiyle beraber ehlî, zelil, mutî' bir hayvan gibi o rububiyetin emri altında beslenir." (Mesnevi-i Nuriye, Lasiyyemalar)
80. Bir mikropvari bir hayvan gibi
"Küremiz hayvana benziyor, âsâr-ı hayat gösteriyor. Acaba yumurta kadar küçülse, bir nevi hayvan olmayacak mıdır? Veya bir mikrop küremiz kadar büyüse, ona benzemeyecek midir? Hayatı varsa, ruhu da vardır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 105)
81. Güzel elbisesini değiştiren tazelendiren bir mahlukat gibi
"Evet Hâlık-ı Rahîm, bir kuşun tüylü libasını hangi kanunla değiştiriyor, tazelendiriyor; o Sâni'-i Hakîm aynı kanunla, her sene Küre-i Arz'ın libasını tecdid eder." (Mektubat, 24. Mektup, İkinci Makam)
82. Başıboş, serseri, yularsız bir hayvan değil, rahmanî bir sefine gibi
83. Tahtaları kırık, kaptansız bir kayıkta değil rotası ve kaptanı olan kayık gibi
84. Serseri gibi rastgele tesadüf hareket etmeyen bir cirm gibi
85. Nizami hareket eden at koşusu gibi veya askerî bir manevra gibi
"Yani, semavat cihetine felsefe ile bakan bir adam, şu sonsuz boşlukta, milyarlarca yıldız ve kürelerin at koşusu gibi veya askerî bir manevra gibi yaptıkları pek süratli ve muhtelif hareketlerinden büyük bir dehşete, vahşete, korkuya maruz kalacaktır."
(...)
"Yani, arz âlemine felsefe gözüyle bakan insan; küre-i arzı başıboş, yularsız, şemsin etrafında serseri gezen bir hayvan gibi veya tahtaları kırık, kaptansız bir kayık gibi görür ve dehşete, telaşa düşer. Fakat iman ile bakarsa, arzın Rahmanî bir sefine olup, Allah'ın kumandası altında bütün me'kûlat, meşrubat, melbusatıyla beraber, nev'-i beşeri tenezzüh için şemsin etrafında gezdiren bir sefine şeklinde görür." (Lem'alar, 29. Lem'a, İkinci Bab Tercümesi)
86. Kıyamette Kuran nurunun çıkması ile divane, serseri bir adam gibi
"Allahu a'lem, o tulûun sebeb-i zahirîsi: Küre-i Arz kafasının aklı hükmünde olan Kur'an onun başından çıkmasıyla zemin divane olup, izn-i İlahî ile başını başka seyyareye çarpmasıyla hareketinden geri dönüp, garbdan şarka olan seyahatını, irade-i Rabbanî ile şarktan garba tebdil etmekle Güneş garbdan tulûa başlar. Evet arzı şems ile ferşi arş ile kuvvetli bağlayan hablullahi'l-metin olan Kur'anın kuvve-i cazibesi kopsa; küre-i arzın ipi çözülür, başıboş serseri olup aksiyle ve intizamsız hareketinden Güneş garbdan çıkar."
(Şualar, 5. Şua, Yirminci Mesele)
87. Dest-i kudret için kabzada bulunan bir kılıç gibi
"Zât-ı Vâcibü'l-Vücud'un uluhiyetini ve her şey doğrudan doğruya dest-i kudretinden çıktığını ve Semavat ve Arz kabza-i tasarrufunda bulunduğunu gösteriyor." (Lem'alar, 23. Lem'a, Üçüncü Kelime)
88. Bir memleket gibi
"Belki cevv-i havaya dahi şümulü bulunan semavat memleketinin -teşbihte hata yok- karakol haneleri hükmünde bazı mevkileri var ki, o mevkilerde Arz memleketi ile münasebetdarlık oluyor; cüz'î hadiseler için, o cüz'î makamlardan kulak hırsızlığı yapıyorlar." (bk. age., 28. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Nükte)
89. Bir memur gibi
"İşte Küre-i Arz gibi bir tek memur, meczub bir mevlevî gibi mihveri ve medarı üstünde iki hareketle hasıl olan o haşmetli neticelerin husulü ise, vahdette ne derece hadsiz suhulet olduğuna bir misal olması gibi..." (bk. age., 30. Lem'a, Dördüncü Nükte)
90. Zîşuurun anası, mercii ve hâmisi gibi
"...değil hadsiz zîşuurun beşiği ve anası ve mercii ve hamisi olan koca küre-i arzın ehemmiyetli ef'al ve ahvali belki hiçbir şeyi, -cüz'î olsun küllî olsun- irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlahî haricinde olmaz." (Sözler, On Dördüncü Söz'ün Zeyli)
91. Felsefenin gözüyle mela'begah gibi (oyun ve oyuncak yeri)
92. Felsefenin gözüyle bir mezbaha ve hüzüngah gibi
93. Âlemi süfli ve âlemi kesif olması gibi
"Elbette bu gözümüz ile gördüğümüz kemalli ve hikmetli kâinatı, fena ve zevalde yuvarlanan ve neticesiz olarak tesadüfün oyuncağı, tabiatın mel'abegâhı, zîhayatın zalimane mezbahası, zîşuurun dehşetli hüzüngâhı suretine çeviren..." (Şualar, 7. Şua, Üçüncü Hakikat.)
"Yani âlem-i süflî denilen arz, mevasim-i erbaada bilhassa bahar mevsiminde nasıl türlü türlü şekillere girer ve envaen zînetli, nakışlı elbiseleri giyer, ayrı ayrı manzaraları gösterir."
(İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 17-20. Ayetler Tefsiri)
94. Bir sofra-i nimeti gibi
"Evet insanın madem bir sofra-i nimeti semavat ve arz ise ve o sofradaki nimetlerden bir kısmı Şems, Kamer, gece, gündüz gibi şeyler ise, elbette insana müteveccih olan nimetler had ve hesaba gelmez." (Sözler, 25. Söz, İkinci Şule, Altıncı Nükte-i Belagat)
95. Arz bir baş ise semavat onun amamesi / sarığı gibi
"Siyah ve beyaz nakışlar ile nakışlı bir amame ile küre-i arzın kafasını saran semavat ve arzın nâzım ve hâlıkı olan Allah'ın Uluhiyetine layık mıdır ki, âlemin bazı safahatını miskin bir mümkine tevdi' ve tefviz etsin." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)
96. Mümehhed ve müheyya edilen bir halı gibi
"Ve zîhayattan her bir nevi, o derece zemin yüzünde muntazaman yayılmış ve sair nevilere münasebetdarane karışmış ki, bütün o enva'ı birden icad, idare, tedbir, terbiye etmeyen ve zemin yüzünü örten ve dört yüz bin nebatî ve hayvanî olan atkı ipleriyle dokunan gayet nakışlı ve sanatlı hayatdar bir haliçeyi nesc ve icad edemeyen, o tek nev'i icad ve idare edemez." (Şualar, 2. Şua, İkinci Makam)
97. Hz. Muhammed (asm)'in mescidi aksası gibi
"Hazret-i Muhammed (asm) öyle bir zattır ki; azamet-i maneviyesinden dolayı sath-ı arz, o zatın Mescid-i Aksa'sıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)
98. Bir büyük saat gibi
"Haftalık bizim saatimizin sâniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan çarklarına benzeyen; ALLAH'ın dünya denilen büyük saatındaki yevm, sene, ömr-ü beşer, deveran-ı dünya, birbirine mukaddeme olarak birbirinden haber veriyor, döner işlerler." (Sözler, 29. Söz, İkinci Maksat, İkinci Esas)
99. Rengarenk cam ve şişe parçaları gibi
"Küre-i arz küçük, parça parça ve rengârenk ve mütehalif cam parçalarından farz olunursa her biri başka çeşitle levnine ve cirmine ve şekline nisbetle şemsten bir feyz alacaktır.
Şu hayalî feyz ise, ne Güneş'in zatı ve ne ayn-ı ziyasıdır. Hem de ziyanın temasili ve elvan-ı seb'asının tesaviri ve Güneş'in tecellisi olan şu gûna-gûn ve rengârenk çiçeklerin elvanı faraza lisana gelirse, her biri 'Güneş benim gibidir.' veyahut 'Güneş benim.' diyeceklerdir." (Muhakemat, Üçüncü Makale, Birinci Maksat)
100. Kalemi kaderin yazar-bozar tahtası gibi
"Kalem-i kaza ve kader, Küre-i Arz'ı yazar bozar tahtası gibi yaparak يُحْي۪ى وَ يُم۪يتُ cilveleriyle mütemadiyen Küre-i Arz'da yazılarını yazar ve o yazıları tazelendirir, tebdil eder. (Lem'alar, 30. Lem'a, Altıncı Nükte)
İlave bilgi için tıklayınız:
- "Dünya" ve "Küre-i Arz" aynı mıdır?
- "Dünya", "Kâinat" ve "Âlem" ne demektir?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü