İslam âlimleri bazı nazariyeleri savunmuşlar. Acaba Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin de bir nazariye(teori)si var mıdır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nazariye (teori), doğruluğu kati olarak ispat edilmemiş fikir ve düşünceler demektir. Üstad Hazretleri eserlerinde daima hakikat ve kati meseleler üstünde durmuş, nazari şeylere ehemmiyet vermemiştir. Hatta tam aksine, eserleri, tamamı ile bozuk ve fasit nazariyeleri çürütmek esası üstünde gitmiştir.

Risale-i Nurların en çok üstünde durduğu ve kati bir surette çürüttüğü nazariyeler ise, materyalist ve determinist nazariyelerdir. Yani eşyayı tabiat, sebepler ve tesadüf yapıyor, diyen batıl felsefi fikirleri çürütmek ve imkânsızlığını ilan etmek Risale-i Nurların en birinci gayesi ve en mühim vazifesi olmuştur.

Diğer az revaçta olan felsefi teorilerde yine Risale-i Nurlar tarafından kati bir şekilde çürütülmektedir. Meselâ; “sudur nazariyesi" buna bir misaldir. Sudur, bir şeyin Allah’tan iradesiz ve mecburi olarak meydana çıkmasıdır ki, burada hem Allah’ın irade sıfatı inkâr ediliyor, hem de -hâşâ- O, sebeplere muhtaç gibi gösteriliyor. Risale-i Nurların yüzlerce parçası Allah’ın varlığı ile beraber ezelî ve ebedî sıfatlarını da beraberinde ispat ediyor. O risalelerin hepsi, bu nazariyenin batıllığını kati bir şekilde ilan ve izhar ediyor.

Üstad Hazretleri bu hususta şöyle buyurur:

" 'Birden bir sudur eder.', yani 'Bir zattan bizzat birtek sudur edebilir. Sair şeyler, vasıtalar vasıtasıyla ondan sudur eder.' diye, Ganiyy-i ale'l-Itlak ve Kadîr-i Mutlakı âciz vesaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vesaite, rububiyette bir nevi şirket verip, Hâlık-ı Zülcelâle 'akl-ı evvel' namında bir mahlûku verip adeta sair mülkünü esbaba ve vesaite taksim ederek, bir şirk-i azîme yol açan şirk-âlûd ve dalâlet-pîşe o felsefenin düsturu nerede? Hükemanın yüksek kısmı olan işrakıyyun böyle halt etseler, maddiyyun, tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas edebilirsin."(1)

“Birden bir sudûr eder.” cümlesi bütün peygamberlerin müşterek davası olan tevhidin ifadesidir. Aynı mâna bir başka risalede, “Her şeyde bir birlik var, birlik ise biri gösterir.” şeklinde ifade edilir ve devamında “Şu kâinatın lambası olan güneş birdir, öyle ise kâinatın sahibi de birdir.”(2) diye başlayan bir sıra deliller kaydedilir.

Hepimizin bildiği en sade terkip olan suyu ele alalım. Hidrojen ve oksijen kimin ise onları bir araya getirerek suyu yaratan da Allah’tır. İki göz, iki kulak, bir ağzın birlikteliğinden bir sima ortaya çıkmıştır. Simada birlik vardır. O halde ondaki her şeyi yapan o simanın yaratıcısıdır. Gözü yapan başka, kulağı yapan başka olamaz. Aynı şekilde güneş sistemi de bir şeydir. Merkür’ü yapan başka Venüs’ü yapan başka olamaz. Ve nihayet, bu kâinat bir tek saray, bir tek fabrika ve bir tek kitap gibidir. Ondaki bu birlik de biri gösterir.

Nübüvvet yolunda tevhid esastır. Allah’ın Zât’ı birdir; vacib varlık ancak O’na mahsustur. Keza, sıfatları sonsuz ve mutlaktır. Bunda da şerik düşünülemez. Meselâ, O’nun kudreti sonsuzdur, sonsuz kudret ancak bir zatta bulunur. Aynı birlik bütün esmâ için de geçerlidir. Malik ismi şerik kabul etmez, bütün mülkün maliki O’dur. Hâdi ismi şerik kabul etmez, hidayet ancak ondandır. Şâfi ismi de öyledir. Şifa veren ancak O’dur. Ve hakeza….

Bir varlığın meydana gelmesi için gerekli sıfatlar ve isimler de birliği gösterir. Meselâ, bir meyvenin yaratılışını düşünelim; Allah, onu yaratmayı irade etmiştir; meyve yapmayı bilmektedir ve kudreti buna kâfidir. İşte, o meyvenin birliği bu sıfatların da birliğini gösterir. Yani irade eden başka, bilen başka, yaratan başka olamaz. Misaller artırılabilir.

Hulasa olarak, Üstad Hazretleri nazariyeci değil hakikatçidir, kati meseleler üstünde durur.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...