"İşte, ey akılsız hamiyetfuruşlar ve sahtekâr milliyetperverler! Tarikatin, hayat‑ı içtimaiyenizde bu hasenesini çürütecek hangi seyyiatlardır, söyleyiniz." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstad Hazretleri bu ifadeleri ile tarikata hücum eden bazı menfi milliyetçilere, tarikatın ehemmiyetini ve âlem-i İslam’a yapmış olduğu hizmetlerini hatırlatıyor. Evet, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin arkasındaki en mühim manevî kuvvet tekke ve zaviyeler olmuş. Her padişahın arkasında mühim bir şeyh ve evliya hükmetmiş.

Osman Gazi beyliğin başına geçtiği zaman etrafı Şeyh Edebali, Şeyh Mahmud, Ahî Şemsüddin, Dursun Fakih, Kasım Karahisarî, Şeyh Muhlis Karamanî ve Elvan Çelebi gibi ilim ve irfan sahibi olan gönül sultanları tarafından sarılmış ve devlet bu şahsiyetlerin sayesinde manevî bir temel üzerine bina edilmiştir. İslam fıkhına derin bir vukufiyeti olan Dursun Fakih Osmanlı kadısı olarak tayin edilmiş, fetva ve dava işlerini deruhte etmiş, böylece Osmanlının ilmiye ve hukuk sisteminin temeli atılmıştır. Diğer taraftan Osmanlı devletinin manevî önderi olarak kabul edilen ve tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş olan Şeyh Edebalî’nin de devletin inşasında büyük hizmetleri ve gayretleri olmuştur.

Hem yine Osmanlı padişahları içinde en ziyade istikbali düşünüp hal çareleri arayan, ikindi güneşi kadar bile saltanat sürmeyen basiretli, nâfiz bir iradeye sahip olan Yavuz Selim’e o ulvi ruhu ve ittihad-ı İslam fikrini veren İbn-i Kemal gibi yüksek şahsiyetler ve müstesna âlimler değil midir?

Müderrislik makamından sadrazamlığa yükselen Köprülü Fazıl Ahmet Paşa gibi faziletli dahiler, nice mahir kumandanlar hep o medreselerin mahsulüdür.

Hem sebat ve metanet fikrini IV. Murad’a telkin eden Hoca Sadreddin Efendi değil midir?

Fatih Sultan Mehmed’e pek yüksek ve cevval bir ruh, harikulade bir metanet, ulvi bir fikir, azim bir irade, izzetli ve şerefli bir makam nefhedenler, Molla Güranî ve Molla Hüsrev gibi dahi âlimler ve Akşemseddin gibi maneviyat sultanları değil midir?

Fatih Sultan Mehmed, bu deha ve irfanını Molla Güranî’ye medyun olduğu gibi, fıkıh ilmini de Molla Hüsrev gibi ulemaya borçludur.

Şanlı ecdadımız bir taraftan sanayi ve ticarette diğer taraftan da maarif ve ilimde ilerlediler. Medreselerde insanları cehaletten kurtarıp, İslam dinini hakkıyla anlatan ilim ve irfan erbabı binlerce âlim yetiştirdikleri gibi, tekke ve hangâhlarda ise; milleti tenvir ve irşad eden birçok mürşidler yetiştirdiler. Bununla birlikte başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde beşer takatinin fevkinde azamî bir gayret ile birçok şehirde haşmetli ve müzeyyen camiler, mescidler, kışlalar ve saraylar inşa ettiler, asırlar boyunca dünyada eşine rastlanmayan, her vechesiyle mükemmel bir medeniyet kurdular.

İslam âlemini Hristiyan âlemine ve hususan haçlılara karşı zinde ve cevval kılan en mühim muharrik, tarikatlar olmuştur. Müslümanlar arasındaki vifak ve ittifakın tesis edilmesinde ve İslam kardeşliğinin tahkiminde en mühim saik tarikatlar olmuşken, tarikatlara öcü gibi bakıp onları imhaya çalışmak nasıl bir gayretkeşlik, nasıl bir millî hassasiyet olabilir, diyerek o alçakların hakiki yüzünü izhar ediyor.

Bazı meşreblerin ve tarikat namını haksız olarak kendine takanların günah ve hataları ile hakiki tarikat mahkûm olamaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...