"İşte, kudret-i İlâhiye zâtiyedir. Öyle ise acz tahallül edemez." cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, kudret-i İlâhiye zâtiyedir. Öyle ise acz tahallül edemez."

Diğer İlâhî sıfatlar gibi kudret sıfatı da zâtî bir sıfattır. "Kudret-i Ezelîye, Zât-ı Akdes-i İlâhiyenin lâzime-i zaruriye-i zâtiyesidir.” buyrulması da bu hakikati ders vermektedir. Zira ezelî olan kudret aynı zamanda zâtidir de. “La havle vela kuvvete illa billâh” hakikatince diğer bütün kuvvetler ve kudretler sonradan yaratılmış ve mahlûkata taksim edilmişlerdir. Bu kuvvetler mahlûk olduklarından mahdutturlar, sınırlıdırlar. Sınırlı kuvvet ise acze maruzdur. Yani bu kuvvete sahip olanlar, Allah’ın müsaade ettiği bir noktaya kadar güçlü, ondan sonrası için acizdirler.

Allah’ın kudreti ezelî olduğundan ebedîdir de. O kudrete acz giremez. Ve o kudretin “hiçbir cihet-i infikâki olamaz.”; yani, Zât'tan ayrılması düşünülemez. Zira Allah’ın bütün sıfatları gibi kudret sıfatı da muhittir, her şeyi ihata etmiştir. O’nun tasarrufu dışında hiçbir mekân ve zaman yoktur ki, bu kudret infikak ederek oralarda iş görsün.

O sonsuz ve muhit kudret için acz düşünülemez. “Çünkü, o halde cem-i zıddeyn lâzım gelir."

Zıtların cem’ olması mümkün değildir. Eksi iki ile artı ikiyi toplamaya kalkarsak sıfırla karşılaşırız. Uhuvvet Risalesi’nde muhabbetle adavetin bir kalbde beraber bulunamayacağı nazara verilir. Yani bir insanı ya seversiniz veya sevmezsiniz; bu ikisi birlikte olmazlar; hem seviyorum, hem sevmiyorum denilemez. İmanla küfür de bir kalpte beraber bulunamazlar.

Allah’ın zâtî ve ezelî kudretine de acz giremez, yani sonsuz kudretle acz birlikte olmazlar. İlâhî kudret için bir atom yaratmakla milyarlarca galaksi yaratmak arasında en küçük bir fark olsa, kudrete acz girmiş olur. Aciz kudret ise ancak mahlûk kudretidir. Bu durumda, Hâlık kudretiyle mahlûk kuvvetinin, sonsuzla sınırlının cem olması yani bir arada bulunması gerekir, bu ise muhaldir.

Risale-i Nur Külliyatı'nda güneş misâli çokça geçer ve her defasında ayrı bir hakikati aydınlatır. Biz de aynı misâlden faydalanarak diyebiliriz ki: Güneş'in ışığı bir bakıma zatî, yani kendi zatından coşup kaynıyor; bir başka mahlûktan ona intikâl etmiş değil. Ay’ın ışığı ise arızî. Yani bir başkasından ona arız oluyor, hariçten veriliyor.

Güneş’in ışığı zâtî olduğu için, ona karanlık giremiyor, hulûl edemiyor. Ay ise öyle değil.

Ampûl de Ay gibi, onun da ışığı kendinden değil. Düğmeyi kapamakla ışığına son verebiliyoruz.

Güneş misaliyle hayalimize yeni kapılar açılır: Niçin ölüyoruz? Hayatımız zâtî olmadığı için. Niçin ihtiyarlıyoruz? Gençliğimiz zâtî olmadığı için. Niçin âciz kalıyoruz? Kudretimiz zâtî olmadığı için.

Allah’ın kudreti zâtî. O’nun zıddı olan âcizlik o kudrete yanaşamıyor, hulûl edemiyor, giremiyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

baybarshan
Maaşallah...
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...