"Kâinat kapıları zahiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır." cümlesini detaylı izah eder misiniz?
- Kâinat kapılarının zahiren açık görünüp hakikaten kapalı olması, insanın ene üzerinden âlemle ve hakikatle yüzleşmesi, imtihana girmesi ve neticelerin ona göre tahakkuk etmesi mi nazara verilmektedir?
- Hakikaten kapalı olan kapılardan insanlar nasıl girebilir?
Değerli Kardeşimiz;
"Ene"nin yani insana ihsan edilen istidat sermayesinin yerinde kullanılması, “kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künûzunu” açmaktadır. Şöyle ki:
Önümüzde açık vaziyette bir kitap bulunsun. Bu kitap zahiren yani görünürde açıktır, ama bir kişi okuma bilmiyorsa kitap onun için hakikaten kapalı demektir. Bu kâinat kitabının taşıdığı sonsuz mânalar da hayvanlar âlemi için kapalıdır. Onlar bu âlemden istifade ederler, ama o kitabı okuyamazlar. Varlıkların ne hususiyetlerini bilirler, ne de vazifelerini.
“Hakiki hakaik-i eşya esma-i İlahiyedir.” Bir insan, herhangi bir varlıkta tecelli eden İlâhî isimleri okuyamadığı takdirde, o şey o kişi için kapalı bir kitap gibi olur. Varlıkları zahiren tanır veya tanıdığını zanneder, hakikatte ise onları bilmemekte, tanımamaktadır.
Burada On İkinci Söz’deki o harika misali hatırlayalım. Özet olarak arz edeyim:
Bütün harfleri, kelimeleri âyetleri mânalarına uygun cevherlerle yazılan bir Kur’ân-ı Kerîm, İslamdan uzak bir felsefeciye gösterildiğinde o adam nakışların özellikleri konusunda çok şeyler söyler ama manasına hiç temas etmez. Çünkü Arabî hattı okumayı bilmemektedir; hatta baktığı ve hakkında konuştuğu o kitabın Allah kelamı olduğundan habersizdir.
İşte bu adam için de o kitap zahiren açık görünse de hakikatte kapalıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bu cümlenin şöyle olması gerekmiyor mu :"Kâinat kapıları zahiren kapalı görünürken, hakikaten açıktır." Çünkü kainat kapıları herkese açık görünmüyor. Gerçekte kapılar açıkken ama görünüşte kapalı. İnsan dikkat etti mi imanla baktı mı kapılar açılmaya başlıyor.
“Zahiren açık” ifadesini bir çiçek üzerinden değerlendirelim. Mesela bir çiçeği okumak, araştırmak, fiziki anlamda özelliklerini keşfetmek mümkün ki fen bilimleri bunu çok titiz ve kapsamlı bir şekilde yerine getiriyor. Her bir fen kendi alanında o açık kapılardan girip eşyanın bütün özelliklerini, fayda ve maslahatlarını tespit ediyor.
Ama bu okuma ve keşiften sonra çiçeğin işaret ettiği İlahi isimlere ulaşmak çiçeğin her bir nakşından bir İlahi isme ulaşmak açık değil kapalıdır. Şayet öyle olsa her bir botanik uzmanı bir evliya bir arifibillah olurdu oysa çoğu münkir ve tabiat bataklığına düşmüş.
“Hakikaten kapalıdır.” sözü ise eserden müessire geçmek sanattan sanatkara ulaşmak nakıştan nakkaşa intikal etmek anlamına geliyor ve bu düğümü ancak insan kendi aleminde kendi iradesi ile çözebilir, açabilir. Şayet kainatın kapıları hakikat noktasından da açık olsaydı herkes iman eder herkes arif ve evliya olurdu.
Adam beyin konusunda dünya çapında profesör olmuş beynin her kıvrımını her noktasını keşfetmiş ama halen tabiata ve kör tesadüfe inanıyor demek beyin ona zahiri (bilimsel) olarak açılmış ama beyin sanatından sanatkara ulaşma noktası ona kapalı çünkü bu kapı ancak iradesi ile imana yönelmesi ile açılabilir.
Nazari: Akla kapı açıp iradeyi elden almayacak derecedeki delillere verilen bir isimdir. Yani Allah hem mucizelerde hem kainatta hem de Kur'an'da getirmiş olduğu delilleri öyle bir şekilde dizayn etmiş ki ne akla kapalı ne de iradeyi teslime mecbur edecek kadar açık bir şekildedir.
İnsanların bir kısmı kainata ve Kur’an’a iman ve hidayet dikkati ve nazarı ile baktığı zaman, elmas ve zümrütler değerinde deliller ile donatılmıştır; her bir zerresi ve harfinde bin mucize tezahür ediyor.
Aynı kainat ve Kur’an’a dalalet ve küfür nazar ve dikkatsizliği ile bakıldığı zaman, kuru ve çorak bir arazi gibi duruyor; hiçbir yerinde ve köşesinde hakkaniyetine dair bir ispat bulamıyorlar. Yani bu nazarla bakıldığında kainat hakikaten kapalıdır.