"Cenâb-ı Hakkın rububiyetinin kemâliyle alâkadar olan her şey Onu tavsif eder... Her şeyden Cenâb-ı Hakkın nuruna bir kapı açılır..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Arkadaş! Bu gibi eblehleri ikna ve işkâllerini def' için, dört şeyin bilinmesi lâzımdır."

"Birincisi: Cenâb-ı Hakk’ın rububiyetinin kemâliyle alâkadar olan her şey O’nu tavsif eder. Fakat, o şeyin, rububiyetine mazhar olduğu münâsebetiyle, kemâlinin de mahâll-i tecellisi olur. Fakat, o kemâl ile muttasıf olamaz."(1)

Rububiyet, terbiye edicilik demektir, “bir şeyi kademeli olarak terakki ettirip bir kemâl noktaya ulaştırma” şeklinde tarif edilir. Çekirdeğin ağaç, yumurtanın civciv olması gibi kâinattaki her şey bir terbiyeden geçerek mükemmellik kazanmıştır.

Rabbü’l-âlemîn ismi, Allah’ın bütün âlemleri terbiye ederek şu mükemmel hale getirdiğini ifade ettiği gibi, her şey için de bu mânanın ayrı bir cilvesi vardır. Bir sinek de İlâhî terbiyeden geçerek gören, işiten, uçan bir canlı haline gelmiştir. Küçük-büyük her şey Allah’ın Rab ismine ayna olur ve O’nun rububiyetini ilan eder. Ama, kendisi “o kemâl ile muttasıf olamaz.” Yâni, terbiye edicilik sıfatı ona verilemez. O, terbiye eden değil, terbiye edilendir. Bir kitap da katibinin ilmini gösterir, ama kendisi âlim değildir. Keza, taşların bir nizâm ile bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan bir şaheser, mimarının kemâlini gösterir, ama kendisi mimar olamaz.

"İkincisi: Her şeyden Cenâb-ı Hakk'ın nuruna bir kapı açılır. Bu kapılardan birisinin kapanması, gayr-ı mütenahî sâir kapıların da kapanmasını istilzam etmez. Fakat, hepsinin bir miftah ile açılması mümkündür."(2)

Örnek olarak, İlâhî rahmet üzerinde duralım. Güneşin, ayın, havanın, suyun bizlere Cenâb-ı Hakkın bir rahmeti olduğunu açıkça görüyoruz. Ama, bazı şeyler var ki, onun rahmet cihetini bilemiyoruz. İşte bu kapının kapalı olmasıyla İlâhî rahmet hakkında şüpheye düşmek akıl kârı değildir. O kapalı kapının önünde saatlerce beklemeyi bırakıp, açık olan bir başka kapıdan içeri girmek gerekir. Allah’ın rahmetini ilan eden bu kadar delil varken, bu kapıların hiçbirine müracaat etmeden o kapalı kapıda beklemek yerine, o açık kapılardan girip daha sonra o kapalı kapının da mutlaka bilemediğimiz bir rahmet ciheti olduğunu düşünmemiz gerekir. Nitekim, daha düne kadar petrolün ne büyük bir nimet olduğu bilinmiyordu. Maden arayan bir kişi, petrol belirtisiyle karşılaşınca üzülüyor ve derhal kuyulu kapatıyordu. Ama şimdi, petrol günlük hayatımızın vazgeçilmez parçası haline geldi.

Üstad bu meseleyi On Üçüncü Lem'ada şöylece ifade ediyor:

"Bir saray, yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez."

"İşte, hakaik-i imaniye o saraydır. Herbir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba binaen, ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan iskat ediyor. 'İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde bir şey yoktur.' der, kandırır."(3)

Üstad bu beyanı ile nefs ve şeytanın en büyük hilelerinden birini deşifre ediyor:

Bunu şöyle bir misalle açıklarsak: Mesela, bir adamın bir cinayeti işlediğine dair yüz tane belge bulunsa, o adam mahkemede bir belgenin sahte olduğunu ispat etse ve inandırıcı olmadığını izah etse, diğer doksan dokuz delili çürütmüş olabilir mi? Tüm deliler çürütülse bir tek sağlam belge kalsa yine o adam katil olarak mahkum olur. İşte şeytan aynı şekilde, imana dair bir iki delile karşı bir şüphe uydurmakla bizi imanımızdan etmeye uğraşmaktadır.

Kâinatta hangi şeye baksak, o şey bizim için İman sarayına varmaya bir kapı (ya da bir pencere) olabilir. Otuz üç pencereli Otuz Üçüncü Söz de olduğu gibi. Biz bu pencerelerden bir ikisini anlayamadık veya nefs ve şeytanın aldatmasıyla şüphe içinde kaldıysak, bu diğer pencerelerin de çürütüldüğü anlamına gelmez. Burada baktığımız her mevcut veya mevzu bir kapı ya da penceredir. Oranın anahtarı ise imana delil olma yönüdür.

Onuncu Söz'deki bablardan (malum olduğu üzere bab, kapı anlamına da gelmektedir.) birini bir şekilde anlayamadığımızda diğer bablarında kapanması gerekmez. Çünkü her kapı bizi tek başına haşir sarayına götürebilir.

Şu ifadelerde bu konuda aydınlatıcıdır:

" 'Bin ince ipler toplansa koca bir halat olur.' Yani bir iplikçiği koparmakla halatın gücünü inkar etmek cerbezedir."

"Arkadaş! Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicap olur. Evet, müşâhedemle sabittir ki, kat'î, yakînî burhanlarla deliller dolu olan büyük bir kalede, küçük bir taşta bir zafiyet görünürse, o kör olası nefis o kaleyi tamamen inkâr eder, altını üstüne çevirir. İşte nefsin cehaleti, hamakati, bu gibi insafsızca tahribattan anlaşılır."(4)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Hubab.
(2) bk. age.
(3) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.
(4) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre'nin Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...