Kalbi ve ruhi hayat derecesine yükselen insanlarda, maddî-mânevî ne gibi değişiklikler yaşanır?
Değerli Kardeşimiz;
İnsan, sahip olduğu her bir cihaz sayesinde nimet ve istifade sahası genişleyerek tekemmül ediyor. Kalp ve ruh, bu cihazlar içinde insanı en kâmil manaya çıkaran iki cihazdır. Bu iki cihazın kıymetini anlamak için aşağıdan yukarı doğru bu varlık nimetlerini inceleyelim.
Varlık Nimeti: İnsanın mazhar olduğu en önemli ve temel nimeti varlıktır. Zaten diğer bütün nimetlerde bu nimet temeli üzere bina oluyor. İnsan varlık sahasına çıkmasa idi hiçbir nimetten istifade edemeyecekti. Bu yüzden nimetlerin en büyüğü ve esaslısı, yoklukta bırakılmayıp varlık sahasına çıkarılmamızdır.
Hayat Nimeti: Varlık nimetinden sonra insanın mazhar olduğu en büyük nimet, hayat nimetidir. İnsan camit bir taş, toprak ve hayvan da olabilirdi. Ama insan, hayatın ihsan edilmesi sayesinde bu camitlikten kurtulup bütün kâinat ile irtibatlı hale geldi. Zira hayat öyle bir nimettir ki, bütün kâinatın muhassalası ve bütün mevcudatın hulasası gibidir.
Hayatın teşekkülü bütün kâinat çarklarının işlemesi ve hareketi ile oluyor. Ve insana takılan bütün cihazat, hisler ve latifeler hayat sayesinde işleyip çalışabiliyor. Bu yüzden hayat, varlıktan sonra en büyük ikinci bir nimettir. Diğer bütün nimetler hayat nimet ile hissedilir ve işlettirilir.
Ruh Nimeti: Varlık ve hayattan sonra üçüncü mühim nimet ruhtur. İnsan bitki gibi bir hayata da mazhar olabilirdi, ama ruh sayesinde hayatı külliyet kesp ediyor, nimet ve istifade dairesi iyice genişliyor. Bitkiler de rızka mazhar ama insan gibi mazhar değiller. Zira insan, ruhu sayesinde nimetlerin bütün incelik ve letafetlerine mazhar olabiliyor.
Şayet ruh iman ve ibadetler ile tam nuraniyet kazanırsa, o zaman ruh bedene galip gelip ruhun hassasiyetinde bir hayata çıkar. Zaman ve mekânın o hantal kayıtlarını kırıp nurani ve ruhani âlemleri seyreder ve oralarla irtibat kurabilir. Evliyaların abdal denilen kısmında ruh hükmettiği için bir anda birçok işleri görmüşler.
Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:
"Meselâ, Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, Dıhye suretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu bir anda, huzur-u İlâhîde, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzamın önünde secdeye gider, hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, evâmir-i İlâhiyeyi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mâni olmazdı."
"İşte, şu sırdandır ki, mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvatlarını birden işitir ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Birbirisine mâni olmaz. Hattâ, evliyadan, ziyade nuraniyet kesb eden ve abdal denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş."(1)
İnsaniyet ve Şuur Nimeti: İnsan, şuur ve insani vasıflar sayesinde diğer bütün varlıkların üstünde bir mevkie çıkıyor. Ve insaniyet ve şuur vasıtası ile bütün kâinat ve kevniyat insan önünde bir sofra şekline bürünüyor. Hayvanlarda da ruh var, ama insaniyet ve şuur olmadığı için kâinat sofrasından istifadeleri çok sınırlıdır. İnsaniyet ve şuur insana müthiş bir külliyet veriyor.
İslamiyet ve İman Nimeti: İslam ve iman nimeti, insanın külliyetini farklı varlık boyutlarına taşıyor. Bir kâfirin insaniyet ve şuur noktasında dairesi maddî âlemle münhasır iken, müminin dairesi bütün gaybi âlemleri de içine alıyor. Ezel ve ebed âlemleri kadar sofrası ve bakışı genişlik kazanıyor. İman ve İslam nimeti insaniyet ve şuura bir rehberlik yapıp müteal Âlemlerde dolaştırıyor. Cennet ve cehennem yurtlarının varlığını ve lezzetini iman sayesinde tadabiliyor.
Hayvan insanın mazhar olduğu nimetlere nasıl ulaşamıyor ise, kâfir de insanın iman ile elde ettiği külliyet ve genişliğe ulaşamıyor. Kâfirin sofrası maddî ve kevni âlemler ve hazır anı iken, müminin sofrası bütün maddî ve manevî âlemlerin ve zamanın hepsidir.
Marifetullah ve Muhabbetullah Nimeti: Mümin bir insanın kalbinde ve ruhunda Allah’ın marifet ve muhabbeti tahkiki bir surette kökleşip yerleşir ise, onun nimet ve istifade dairesi öyle bir külliyet ve genişlik kazanır ki, değil maddî ve manevî âlemler, Vücub âlemine, yani Allah’ın ezelî ve ebedî Zat-ı Akdesine ve sıfatlarına uzanır. Marifet ve muhabbet nimeti; bütün nimetlerin asıl membaı ve tecelli suretinde kaynayıp geldiği noktayı içine alır.
Bu nimetin de kendi içinde çok derecesi ve mevkileri vardır. İnsan bu marifet ve muhabbet nimetinde ne kadar keskinleşip derinleşirse, daire ve külliyeti de o derece keskin ve derin olur.
(1) bk. Sözler, On Altıncı Söz
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü