"Keşke ben semâvât ehliyle dahi görüşseydim, onlar ne fikirde olduklarını bilseydim. Çünkü, Hâlık-ı Kâinat hakkında en mühim söz onlarındır." Seyyah neden böyle demiş, niçin en mühim söz onların?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"'Öyleyse keşke ben semavat ehliyle dahi görüşseydim, onlar ne fikirde olduklarını bilseydim. Çünkü, Hâlık-ı Kâinat hakkında en mühim söz onlarındır.' diye düşünürken, birden semâvî şöyle bir sesi işitti:"

"'Madem bizimle görüşmek ve dersimizi dinlemek istersin. Bil ki, başta Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan olarak bütün peygamberlere vasıtamızla gelen mesâil-i imaniyeye en evvel biz iman etmişiz. Hem insanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervâh-ı tayyibe, bilâ istisna ve bil'ittifak, bu kâinat Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve sıfât-ı kudsiyesine şehadet edip birbirine muvafık ve mutabık olarak ihbar etmişler. Bu hadsiz ihbaratın tevafuku ve tetabuku, güneş gibi sana bir rehberdir.' dediklerini bildi ve onun nur-u imanı parladı, zeminden göklere çıktı."(1)

Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi, Üstad Hazretleri, “Hâlık-ı Kâinat hakkında en mühim söz onlarındır” sözünün sebeplerini izah ediyor.

Bu sebeplerin en birincisi “Başta Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyan olarak bütün peygamberlere vasıtamızla gelen mesâil-i imaniyeye en evvel biz iman etmişiz” ifadesidir. Yani melekler bizim iman ettiğimiz şeylere şahitlik ve vasıtalık etmişler, imanın altı şartını bütün teferruatı ile en sağlam bir şekilde görüp tasdik etmişler. Elbette bu hususta onların söz hakkı öncelikli olmak gerekir.

İkinci sebep olarak, “Hem insanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervâh-ı tayyibe, bilâ istisna ve bil'ittifak, bu kâinat Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve sıfât-ı kudsiyesine şehadet edip birbirine muvafık ve mutabık olarak ihbar etmişler” ifadeleri zikrediliyor. Yani melekler veya o cinse yakın olan temiz ruhlar insanlara muşahhas bir şekilde görünerek, Allah’ın varlığını, birliğini, isim ve sıfatlarını doğru ve hakikate uygun bir şekilde haber vermişler. Hz. Cibril (as)’in Dıhye suretinde görünüp sahabelere, ihsan, iman ve İslam hakkında Allah Resulü'ne (asm) sualler sorarak, sahabelere ders vermesi ve haberci olması buna güzel iki misaldir.

Hem insanlardan sonra Allah’ı en iyi tanıyan ve O’na en güzel ibadet eden melekler olduğu için, insanların Allah’ı ilk olarak onlardan sorması gayet makuldur.

(1) bk. Şualar, Yedinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...