Block title
Block content

"...kendine emvat namını veren cinler..." ifadesini nasıl anlamalıyız; bunlar kimlerdir, özellikleri nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Emvat, kelime olarak ölüler, meyyitler manasına geliyor; buradaki ıstılahi manası "ölen iyi veya kötü insanların iyi ya da kötü ruhları" demektir. Yaşayan insanlar bu ruhlar ile iletişim kurabiliyor. Yani birtakım makbul olmayan medyum insanlar ölmüş insanların ruhları ile irtibat kurmaya çalışıyorlar ki buna eski adı ile celb-i ervah, yeni adı ile ruh çağırma deniliyor. Fakat bazı şarlatan medyumlar ruhların yerine kendi cinlerini ve ifritlerini ölmüş kişilerin kimliğine sokup, öylece konuşturmaya çalışıyorlar.

Emvat, ölmüş insanların ruhları manasına gelse de bazen cinler de bu ölmüş insanların ruhları kılığına girip o çağıran insanları aldatabiliyorlar. Bu sebeple emvatın kapsamına hain ve aldatıcı cinler de girebilirler. Hakikatte onları çağırıp getiremedikleri halde, sanki onlar gelmiş ve hazır insanlarla görüştürülmüş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.

Risalelerde bu konu ile ilgili olarak verilen bazı açık beyanatlar konuyu daha güzel ve kapsamlı izah etmeye vesile olmaktadır. Şöyle ki;

1. Cinleri ve ifritleri kullanmak mümkündür. Bunu başta Süleyman (a.s) olmak üzere bazı peygamberler ve evliyalar yapmıştır. Fakat bazı medyumlar da bunları istihdam edelim derken cinlere maskara oluyorlar.

“Cenâb-ı Hak, mânen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: 'Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan, çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.'"

İşte, beşerin, san’at ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve mânevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispritizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi, şu âyet en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi, bazan kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervâh-ı habiseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil, belki tılsımât-ı Kur’âniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.” (1)

2. Bu şarlatan medyumların habis ve kötü cinleri ve ifritleri, bazen kendilerini peygamber veya veli bir zatın yüksek ruhu gibi gösterebilir ve İslamiyete zarar verebilecek sözler sarf edebilirler.

“Nurlarla şiddetli alâkası bulunan birkaç has kardeşimizin nazarını, fikrini başka tarafa çevirmek veya zevkli ve ruhanî bir meşreple meşgul edip hizmet-i imaniyeye karşı zaifleştirmek için, bazı şahıslar ispritizma denilen, ölülerle muhabere namı altında cinnîlerle muhabere etmek gibi, hattâ bazı büyük evliyalarla, hattâ peygamberlerle güya bir nevi konuşmak gibi, eski zamanda 'kâhinlik' denilen, şimdi de 'medyumluk' namı verilen bu mesele ile bazı kardeşlerimizi meşgul ediyorlar."

"Halbuki, bu mesele felsefeden ve ecnebîden geldiği için, ehl-i imana çok zararları olabilir. Ve çok su-i istimalâta menşe olmakla beraber, içinde bir doğru olsa on yalan karışıyor. Çünkü, doğruyu ve yalanı tefrik edecek bir mehenk, bir mikyas olmadığından, ervah-ı habîse ve şeytana yardım eden cinnîlerin bu vesileyle, hem onunla meşgul olanın kalbine ve hem de İslâmiyete zarar vermek ihtimali var. Çünkü, mâneviyat namına hakaik-i İslâmiyeye ve akide-i umumiyeye muhalif ihbarat oluyor. Ervâh-ı habise iken, kendilerini ervah-ı tayyibe zannettirip, belki kendilerine bazı büyük veliler namını verip, İslâmiyetin esasatına muhalif sözlerle zarar vermeye çalışabilirler. Hakikati tağyir edip, safdilleri tam aldatabilirler.” (2)

3. Ervah-ı tayyibe denilen yüksek ruhlu insanlarla irtibat kurulurken, çok dikkatli ve hürmetli olmak icab eder.

“Hem temessül-ü ervâha işaret eden, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmın ifritleri celp ve teshirine dair âyetler, hem فَاَرْسَلْنَاۤ اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِيّاً  misillü bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber, celb-i ervâha dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan celb-i ervâh-ı tayyibe ise, medenîlerin yaptığı gibi hezeliyat suretinde bazı oyuncaklara o pek ciddî ve ciddî bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip, kendi yerine ve oyuncaklara celb etmek değil, belki ciddî olarak ve ciddî bir maksat için, Muhyiddin-i Arabî gibi zatlar ki, istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım ehl-i velâyet misillü onlara müncelip olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrüb etmekle ruhaniyetlerinden mânevî istifade etmektir ki, âyetler ona işaret eder ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi san’at ve fünun-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar.” (3)

4. Ervah-ı tayyibe denilen yüksek ruhlu insanlar diye zannedilen kişilerden şeriata muhalif ifadeler varsa, bunlar yalan yanlış konuşan cinlerdir diye bilinmelidir.

"Rüya-yı sadıkada ervâh-ı habîse ve şeytan, peygamber suretinde temessül edemez. Fakat celb-iervahta, ervah-ı habîse, belki peygamberin lisanen ismini kendine takıp, Sünnet-i Seniyeye ve ahkâm-ı şer’iyeye muhalif olarak konuşabilir. Eğer bu konuşması şeriatın ahkâmına ve Sünnet-i Seniyeye muhalifise, tam delildir ki, o konuşan ervâh-ı tayyibe değildir. Mü’min ve müslüman cinnî de değildir. ervah-ı habîsedir; bu şekilde taklit ediyor." (4)

Dipnotlar:

(1) bk. Yirminci Söz, İkinci Makam, Mukaddime.
(2) bk. Emirdağ Lâhikası-II, 94. Mektup.
(3) bk. Yirminci Söz, İkinci Makam, Mukaddime.
(4) bk. Emirdağ Lâhikası-II, 94. Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Makam, Mukaddime | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2663 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...