"Kötü birine iyilik edersen, o daha da azar." ifadesinden sonra gelen "Müminin şe'ni, kerim olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur." kısmında tenakuz yok mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"ÜÇÜNCÜ DÜSTUR: Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adavet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete layıktır. Öyle de adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır."

"Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zahiren mağlup bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder, sana dost olur."

اِذَاۤ اَنْتَ اَكْرَمْتَ الْكَرِيمَ مَلَكْتَهُ - وَاِنْ اَنْتَ اَكْرَمْتَ اللَّئِيمَ تَمَرَّدًا

hükmünce, mü’minin şe’ni, kerim olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerimdir. Evet, fena bir adama 'İyisin, iyisin.' desen iyileşmesi ve iyi adama 'Fenasın, fenasın.' desen fenalaşması çok vuku bulur. "(1)

Burada imanın nuru ile fıtratın güzelleşebileceğini ve yaratılan her sıfatın güzel yönünün uygulanabileceğini görüyoruz. Üstadımız bu ifadenin ehl-i iman için değil, küfür ehli ve inançsız kişiler için kullanıldığını ve kullanılması gerektiğini âdeta muhataba hissettiriyor. "Bunu sakın imanı olan kişiye uygulamayınız" dersini veriyor.

Bu muhataba böyle bir dersi verdiği gibi, kötülük yapan ve yanlış iş işleyen kişilere de "imanınız varsa, kerim ve güzel ahlaklı olmanız gerekir" dersini de vermiş oluyor. Şayet imanınız varsa, bu iman sizin bu yanlış davranışlarınıza tesir etmesi gerekirdi. Sakın küfür ehline yakışan bu gibi yanlışlıklara düşmeyiniz. Çünkü siz ehli imansınız ve kerim olmalısınız.

Araça ifade iki hükmü bildiriyor:

Birisi, "İzzetli bir adama yapılan iyilik onu çabuk kazandırır, dost ettirir." hükmüdür ki, bu ifade de yukarıdaki konunun akışına destek veriyor. Yani insanların fenalığına fenalıkla mukabele etmek, meseleyi daha da büyütür. Kötülüğe iyilikle mukabele edilirse, dargınlıklar biter, hatta onunla dost olunur.

İkinci hüküm ise, kötülüğe kötülükle mukabele etmek ve zarar vermek yerine, iyilik ve güzellikle mukabele etmek suretiyle onun şerrinden kurtulmak hem de ondan zımni olarak intikam almaktır ki, bu, daha ehven ve daha salim bir yoldur. İyilik ve güzellik yaptığımız zaman, hasmımız içten içe kızar; lakin zahiren başkalarının nazarında nefrete düşmemek için istikametli olmak zorunda kalır. Bu tarz hareket onun vicdanını rahatsız eder ve yatıştırır. Kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek her bakımdan kârlı ve güzel bir yoldur.

Diğer bir mana olarak, bir kimse zahiren ne kadar leîm, yani alçak, deni, rezil, zelil, levm edilen, mayası bozuk ve kötü de olsa, iman ciheti ile kerimdir. İman öyle bir ilaç ve nurdur ki, girdiği en hasta ve bozuk kalbleri bile tedavi eder ve ışık olur. Bu yüzden kalbinde zerre kadar iman olan birisinden, zahiren leîm olsa, umut kesilmemelidir. Onu iyilikle ve şefkatle tedavi etmek gerekir. “Evet, fena bir adama 'İyisin, iyisin' desen iyileşmesi ve iyi adama 'Fenasın, fenasın' desen fenalaşması çok vuku bulur.” tecrübe ile sabittir.

Netice olarak, kötülüğe iyilikle mukabele etmek her yönden kârlı ve güzel bir yoldur.

1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...