"Kur’ân ise hakîmdir. Hakîm ise, akıl kabul etmeyen şeyleri akla tahmil etmez." ifadesini nasıl anlamalıyız? Kuran’ın bütün meseleleri aklî midir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hakîm; hikmet sahibi, demektir. Hikmet için birçok tarifler yapılmıştır. Bunlar içerisinde en çok kullanılan iki tarif şöyledir:

“Eşyanın hakikatinden bahseden ilim.”
“Bir işi en doğru ve faydalı şekilde yapmak.”

Bu tariflerin birincisine göre, bu kâinatın niçin yaratıldığı, ne vazife gördüğü, insanların bu dünyaya niçin gönderildiği, dünya hayatını tamamladıklarında nereye gidecekleri gibi suallerin en doğru cevapları Kur’ân-ı Hâkim'dedir. Zira, Kur’ân, bütün âlemleri yaratıp, kâinat ağacından insan meyvesi süzen ve “dünya hayatını âhiret için bir tarla yapan” Allah’ın fermanıdır.

İkinci tarife göre, Kur’ân-ı Hakîm, insanlara maddî ve manevî cihazlarını en faydalı şekilde nasıl kullanacaklarını, ömür sermayelerini en kârlı şekilde nasıl değerlendireceklerini, insanın yeme ve içmeden, içtimaî hayata kadar her sahada nasıl hareket edip nelere dikkat etmesi gerektiğini en mükemmel şekilde ortaya koymuştur.

Üstad Hazretleri, bu âlem için “kitab-ı kâinat” tabirini kullanır; bütün fen ilimlerinin İlâhî hikmetin tercümanları olduklarına işaret eder. Kudret ve irade sıfatından gelen bu kâinat kitabı, atomlardan sistemlere kadar hikmetlerle dolu olduğu gibi, kelam sıfatından gelen ve o kitabın “tercüme-i ezeliyesi” olan Kur’ân-ı Hakîm de yine baştanbaşa hep hikmet doludur.

“Kur’ân’ın bütün meseleleri aklî midir?” sualine gelince: Bilindiği gibi, iman gayb için söz konusudur. Meselâ, meleklerin varlığı bizim için gaybdır ve biz Kur’ân’ın bu husustaki haberlerine iman ederiz. Meleklerin varlığı bir fizik hâdisesi gibi ele alınamaz. Bununla birlikte, bu gaybî hakikati akla yaklaştıran çok deliller de mevcuttur. Ancak, Üstad Hazretlerinin şu tespiti de çok ehemmiyetlidir:

“Neticenin kayyûmu imandır. Burhan, ancak onu görmek için bir menfezdir. Veya bir süpürge gibi, o neticeye konan vehimleri süpürür.”(1)

Yine Nur Küllîyatı'nda teklifin esasının “akla kapı açıp ihtiyarı elden almamak” olduğu ehemmiyetle nazara verilir. Ve aklın Kur’ân hükümlerini tasdik edeceği şöyle dile getirilir:

“…Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı akliye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’ân hükmedecek.”(2)

Demek ki, Kur’ân’ın hiçbir hükmü akla ters düşmez. Yeterli malumatla mücehhez bir akıl, inat ve mükâbere olmadığı taktirde Kur’ân’ın hükümlerini tasdik eder. Ama her akıl Kur’ân’ın her hükmünün hikmetini tam olarak idrak edemez.

Konunun bir başka yönüne de kısaca temas edelim:

İbadete dair hükümler, nasıl emredilmişlerse öylece işlenir ve amel sahasına konulurlar. “Taabbüdî” denilen bu hükümlerde aklî bir tahlil yapılamaz. Mesela, “Niçin sabah namazının farzı iki rekât da akşamın ki üç rekât olmuş?” gibi bir sual sorulamaz ve bu konunun aklî delillerle ispatına kalkışılamaz.

Dipnotlar:

1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şemme.

2) bk. Hutbe-i Şamiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...