Block title
Block content

Kur'an'ın gelecekte de mislinin yapılamayacağını nasıl ispat edebilirsiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an’ın kırk yönü ile mucize olması, evrensel olup bütün zamanları ve mekanları kapsar. Mucize, sadece belli bir döneme mahsus kalmaz, bütün dönemleri içine alan bir ispattır. Bu sebeple Kur’an’nın mucizevi yönleri geçmiş zaman insanlarını aciz bırakmış, ama gelecekteki insanları aciz bırakamaz, diye bir şey yoktur. Bu aciz bırakma işlemi halihazır için de geçerlidir.

Hem Allah, Kur’an ayetlerini indirirken, sadece indiği zaman ve mekana mahkum olarak değil, bütün zaman ve mekanlara göre indiriyor ve hükmünü de ona göre beyan ediyor. Kur’an, Allah’ın sonsuz ilim sıfatından gelen bir kelam olduğu için, hüküm beyan ederken her dönemi görerek ve bilerek beyan ediyor.

Öyle ise kati bir şekilde onun mislini getiremezler, hükmü evrensel bir hüküm olup bütün dönemleri içine alan bir hükümdür, bunun ayrıca ispatı da gerekmez.

Diğer bir husus, Şarlar gereği insanlık tarihinin en büyük edebiyatçıları, şairleri ve beliğleri  o dönemde ortaya çıkmışlardır. Onlar Kur’an karşısında aciz kalmış, cevap verememişken, şimdiki insanların Kur’an’a cevap verip susturması, daha zor ve imkansız bir haldir.

Bu konuda Üstadımızın On Dokuzuncu Mektup'ta ifade ettiği şu görüşleri sorumuza tatmin edici bir cevap olduğu kanaatindeyiz:

"Eğer denilse: Bazı muhakkik ulema demişler ki: 'Kur’ân’ın bir sûresine değil, birtek âyetine, hattâ birtek cümlesine, hattâ birtek kelimesine muaraza edilmez ve edilmemiş.' Bu sözler mübalâğa görünüyor ve akıl kabul etmiyor. Çünkü beşerin sözlerinde Kur’ân cümlelerine benzeyen çok cümleler var. Bu sözün sırr-ı hikmeti nedir?"

"Elcevap: İ’câz-ı Kur’ân’da iki mezhep var:"

"Mezheb-i ekser ve râcih odur ki, Kur’ân’daki letâif-i belâğat ve mezâyâ-yı maânî, kudret-i beşerin fevkindedir."

"İkinci, mercuh mezhep odur ki, Kur’ân’ın bir sûresine muaraza kudret-i beşer dahilindedir; fakat Cenâb-ı Hak, mu’cize-i Ahmediye (a.s.m.) olarak men etmiş. Nasıl ki bir adam ayağa kalkabilir; fakat eser-i mu’cize olarak bir nebî dese ki, 'Sen kalkamayacaksın!..' o da kalkamazsa mu’cize olur. Şu mezheb-i mercûha 'Sarfe Mezhebi' denilir. Yani, Cenâb-ı Hak cin ve insi men etmiş ki, Kur’ân’ın bir sûresine mukabele edemesinler. Eğer men etmeseydi, cin ve ins bir sûresine mukabele ederdi. İşte, şu mezhebe göre, 'Bir kelimesine de muaraza edilmez.' diyen ulemanın sözleri hakikattir. Çünkü, madem Cenâb-ı Hak i’câz için onları men etmiş; muarazaya ağızlarını açamazlar. Ağızlarını açsalar da, izn-i İlâhî olmazsa kelimeyi çıkaramazlar."

"Amma mezheb-i râcih ve ekser olan mezheb-i evvele göre dahi, o ulemanın beyan ettiği fikrin şöyle bir ince vechi vardır ki:"

"Kur’ân-ı Hakîm’in cümleleri, kelimeleri birbirine bakar. Bazı olur, bir kelime on yere bakar; onda, on nükte-i belâğat, on münasebet bulunuyor. Nasıl ki, İşârâtü’l-İ’câz namındaki tefsirde, Fâtiha’nın bazı cümleleri içinde ve  الۤمۤ * ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ  cümleleri içinde, şu nüktelerden bazı nümuneleri göstermişiz."

"Meselâ, nasıl ki münakkâş bir sarayda, müteaddit, muhtelif nakışların düğümü hükmünde bir taşı, bütün nakışlara bakacak bir yerde yerleştirmek, bütün o duvarı nukuşuyla bilmeye mütevakkıftır. Hem nasıl ki, insanın başındaki gözbebeğini yerinde yerleştirmek, bütün cesedin münasebâtını ve vezâif-i acibesini ve gözün o vezâife karşı vaziyetini bilmekle oluyor. Öyle de ehl-i hakikatin çok ileri giden bir kısmı, Kur’ân’ın kelimâtında pek çok münasebâtı ve sair âyetlere, cümlelere bakan vücuhları, alâkaları göstermişler. Hususan ulema-i ilm-i huruf daha ileri gidip, bir harf-i Kur’ân’da bir sahife kadar esrarı, ehline beyan ederek ispat etmişler."

"Hem madem Hâlık-ı Külli Şeyin kelâmıdır; herbir kelimesi, kalb ve çekirdek hükmüne geçebilir. Etrafında, esrardan müteşekkil bir cesed-i mânevîye kalb ve bir şecere-i mâneviyeye çekirdek hükmüne geçebilir."

"İşte, insanın sözlerinde, Kur’ân’ın kelimeleri gibi kelimeler, belki cümleler, âyetler bulunabilir. Fakat Kur’ân’da çok münasebât gözetilerek bir tarzla yerleştirildiği yerde, bir ilm-i muhit lâzım ki, öyle yerli yerine yerleşsin."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

aydede32
"Hem nasıl ki, insanın başındaki gözbebeğini yerinde yerleştirmek..." ifadesinde,insana dense,gözü vücutta veya simada başka bir yere yerleştir,şimdiki yerinden başka nereye yerleştirse,çok anormal ve biçimsiz olacak,o yüzden Müseylime yada başkası Kuran'a ne kadar nazire getirmeye çalışsada gülünç duruma düşmekten kurtulamıyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...