"Kur'ân" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

  • KUR’ANIN VAZİFE-İ ASLİYYESİ

“Kur’an’ın vazife-i asliyyesi, daire-i rububiyetin kemâlât ve şuunatını ve daire-i ubudiyetin vezâif ve ahvâlini tâlim etmektir.” (Sözler)

Daire-i rububiyet; Cenâb-ı Hakk’ın zâtı, şuunatı, sıfatları, fiilleri ve isimleri…

Allah, kendini insanlara, en büyük lütuf olarak, en mükemmel mânada Kur’an ile tanıtmıştır.

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” âyetindeki “ibadet” kelimesini, müfessirlerimiz “mârifet” olarak izah buyurmuşlardır. Mârifet, yâni Allah’ı tanıma, O’na iman etme ve bu iman şuuruyla ömür sürme...

İşte Bu İlâhî mârifet dersini en ileri seviyesiyle Kur’an vermiştir.

Daire-i ubudiyyet; Rububiyet dairesinin icraatları karşısında kula düşen görevlerin tümü…

Âlemlerin terbiyesi Rububiyet dairesine bakıyor. Bu terbiyeye karşı; “ancak Allah’a ibadet etmek ve yalnız O’ndan yardım dilemek” ise daire-i ubudiyetin görevi.

Daire-i ubudiyetin dört temel esası: Tesbih, hamd, tekbir ve tehlil (Lâ ilahe illallah demek).

İnsan, Rabbine nasıl kulluk edecektir? O’na nasıl ve ne şekilde ibadet edecek ve bir kul olarak hayatını nasıl düzenleyecektir? Kendisine verilen duyguları, hisleri, maddî ve manevî bütün sermayesini nasıl istimal edecektir?

Bu gibi bütün suallerin doğru cevapları ancak Kur’ândan öğrenilebilir ve daire-i ubudiyet insanın Kur’an eksenli bir ömür sürmesidir.

  • HAFIZAMIZDAKI KUR’ÂN

Bazı şer odaklar, önce Müslümanların İslâm’dan uzak kalmaları için olanca güçleriyle çalışıyor, daha sonra bu noksan insanların hatalarını İslâm’a yüklemek gibi ikinci bir oyun sergiliyorlar.

Bu tuzağa düşen ve bu oyuna gelenler, “İslâm’ın, insanları yeterince eğitemediği” gibi son derece yanlış bir kanaate varıyorlar.

Nur Külliyatı’ndaki şu harika tespit, hem bu oyunları bozmakta, hem de Müslümanları “Kur’ân’ı anlama ve ruh âlemlerini onunla terbiye etme” yolunda ileri noktalara çekmektedir:

“Her bir insanın şu hakikî âlemden kendisine mahsus hayalî bir âlemi olduğu gibi, herkes kendi meşrebine göre Kur’andanfehm ve iktibas ettiği (hâfızasında) kendisine has bir Kur’an vardır ki, onun ruhunu terbiye, kalbini tedavi eder.” (Mesnevî-i Nuriye)

Bu enfes tespitin daha da açık olarak anlaşılması için yine Nur Külliyatı’nda verilen bir misali hatırlayalım:

“Bir adam elindeki bir âyineyi güneşe karşı tutar. ….. Ve o Işıklı âyineyi karanlıklı hanesine veya dam altındaki [küçük, hususî] bağına tevcih etse; güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir.” (Sözler)

Bu iki dersi birlikte düşündüğümüzde şu gerçek ortaya çıkar:

Bizim düşüncelerimiz, işlerimiz, aile yapımız, toplum düzenimiz, ticaret anlayışımız, ahlâk seviyemiz ve daha nice değerlerimiz tamamen Kur’âna göre şekillenmiş değil ki, bizdeki noksanlıklar yüzünden O’na itiraz edilsin.

Biz her ne kadar Kur’an’a ve onun bütün hükümlerine iman etmiş olsak da, bu imanımız amel âlemine tam olarak aksedemiyor. Araya hissiyatımız karışıyor, hevesimiz karışıyor, hırsımız, dünya sevgimiz, menfaat duygularımız karışıyor. Kısacası araya nefis ve şeytan karışıyor. Böylece her inandığımızı fiiliyata aynen aktaramıyoruz.

Bizi seyredenler, inancımız ile hayat tarzımız arasındaki bu tezadı gördüklerinde, kusuru şahsımıza verirlerse isabet etmiş olurlar. Ama bazı kasıtlı çevreler, “Kur’an güneşine muhatap olan ruh aynamızın küçük, kirli ve tozlu oluşunu” bahane ederek İslâm’a hücum ediyorlar. “Kur’an’ın terbiye ettiği insanlar işte bunlardır” diyerek o hidayet güneşine toz kondurmaya çalışıyorlar.

Kur’an’ı ne kadar anlar ve yaşarsak, aynamız o kadar büyür ve o güneşten istifademiz de o kadar fazla olur.

Metinde geçen, “herkes kendi meşrebine göre Kur’andan fehm ve iktibas ettiği” ifadesi, ayrı bir gerçeğe daha dikkatleri çekiyor:

“Aynı güneşten ziya alan, aynı toprakta yetişen, aynı su ile sulanan ve aynı havayı teneffüs eden” ağaçların, farklı meyveler vermesi, onların istidatlarının farklı olmasından kaynaklanır. Bunun gibi, “aynı ayet, aynı hadis, aynı icma ve aynı kıyas” çizgisinde birleşen Müslümanların, farklı meslek ve meşreplere yönelmesi de Kur’an’ın farklı meyveleri olarak değerlendirilmelidir.

  • KUR’ÂNIN HÜLASASI

“Fâtiha-i Şerife şu Kur'ân-ı Azîmüşşânın bir timsal-i münevveridir.” (Sözler)

Allah kelamındaki temel maksatlar ve ders verilen hikmetler Fatiha Sûresinde özetlenmiş gibidir. Şöyle ki:

Kur’an bize öncelikle Allah’ı tanıttırır. Sûrenin başında geçen İlâhî isimler bunun içindir.

Sonra ahiret âleminden haber verir. Malikiyevmiddin ayeti haşirle ilgili ayetlerin bir habercisidir.

Bütün ibadet ayetleri “iyyakena’budü” ifadesinde, dua ve iltica ile ilgili ayetler de “iyyakenestain” de öz olarak yer alırlar.

Kur’an, her türlü aşırılıktan uzak bir sırat-ı müstakim çizmiştir. Bu çizgiyi ders veren bütün ayetler “ihdinassıratal-müstakim”de bulunurlar.

Bu hak yolun önderleri ve rehberleri olan peygamberlerin kıssaları da Kur’ânda yer alır. “En’amtealeyhim”de bu kıssalara işaret edilir.

Bu yola uymayan ‘azgın’ ve ‘sapık’ insanlardan da Kur’ân söz etmektedir. Bunlar, “mağdup ve dâllin” fırkalarıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...