"Makdur" ve "Mec’ul" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mec’ul: Kelime olarak yapılmış, meydana çıkarılmış, ikame ve ihdas olunmuş olan demektir. Istılahta ise mec’ul; kudret sıfatı tecelli ve taalluk etmeden itibari ve nisbi bir varlık kazanmış şeylere denir ki, ruhun cevher ve iradenin meyalan veya meyalandaki tasarruf kısmı buna misaldir.

Makdur: Takdir olunmuş, Allah'ın takdiri ile ezelde takdir olunmuş demektir. Takdir daha umumi bir ifadedir, mec’ul mefhumunu da içine alıyor. Takdir Allah’ın irade ve meşietine baktığı için hiçbir şey takdirin haricinde kalamaz; yani varlık sahasında ne var ne yok her şey onun takdir ve tercihi ile varlık kazanmış demektir. Buna irade ve ruhunun cevher kısmı da dâhildir.

Mec’ul ve mahlûk kavramlarına ışık tutacak bazı izahatlar yapalım. Biz mec’ul mefhumunun karşılığı olarak makduru değil, mahlûku tercih ediyoruz. Zira makdur geniş ve umumi, mahlûk ve mec’ul hususi bir mefhumdur. Bu sebeple makdur, mec’ulün zıddı ya da muadili değildir.

Bir usta, binayı yaparken, sağ - sol, aşağı - yukarı, alt - üst, doğu - batı gibi izafi yönlerini çekiç ile çakmaz, iş araçları ile yapmaz. Bina vücut buldukça bu izafi kavramlar da bununla beraber terettübi olarak ortaya çıkmaya ve tebayüne başlarlar. Ustanın çekici ile yapılmadıkları için, bir fayans ve tuğla gibi mevcut sayılmazlar. Ama bir fayans veya tuğla gibi mevcut olmamaları, tamamen yok oldukları manasına da gelmez. Birisine; “binanın sağı neresi? diye sorulsa, hemen gösterir. Şayet binanın sağı ve solu olmasaydı adam nasıl gösterecekti? Zira aslı olmayan bir şey ne ispat edilebilir, ne de gösterilebilir. Demek adamın binanın sağını göstermesi izafi de olsa bir varlığının olduğunu gösterir.

İnsan mahiyeti de bir bina gibidir. İnsan binası inşa olunurken, ona müterettib çok nisbi ve izafi hatlar ve kıyas vasıtaları mevcudiyetsiz ve cisimsiz olarak varlık sahasına çıkarlar. Bunların Allah tarafından insan mahiyetine takılmasının sebebi ise; bu farazi hatlar ile Allah’ın mutlak, idrak ve ihatası imkânsız olan isim ve sıfatlarını bir nebze kıyas ile anlamak içindir. İnsan ruhuna takılmış olan ene, yani sahiplenme duygusu ile cüzi ilim, irade, kudret gibi sıfatlarını kıyas ederek, Allah’ın sonsuz ilmini, nihayetsiz kudretini ve mutlak iradesini anlamaya çalışır.

İnsan ruhunda da benzer manalar vardır. Yani mahlûkata konu olan ve olmayan yönü var. Ruhun mahlûk olan yönü hayvani olarak tarif edilen yönüdür. Mahlûk olmayan yönü ise, itibari ve nisbi âlemdeki yönüdür. Zira mahlûk ile İlahlık arasında varlıklar da mevcuttur. İrade ve ruhun cevher kısmı buna misal olarak verilebilir. Yukarda verdiğimiz misalde olduğu gibi, binanın her yönü mahlûk ve cisim değildir. Ustanın eli ile yaptıkları mahlûk ve cisimdir ama terettübi olarak meydana gelen nisbi varlıklar ise mec’uldür. Yani mahlûk olarak değil, planlanmış varlık türündendir.

Ruhun emir âlemindeki cevher kısmı mec’uldür; geri kalan hayvani ve sair aksamı ise mahlûktur, yani kudretin tecellisi ile vücut bulmuştur. Ama hepsi takdir edilmiştir; zira takdirsiz hiçbir şey vuku bulmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...