"Mal" aynı zamanda "Mülk" müdür?

Soru Detayı

- Cenabı Hakk’ın bize verdiği nimetlerin zılliyeti kime aittir? Bizde değilse bizim sahip çıkmamız uygun mudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem Eyyühel-Aziz! Eğer dünyanın veya vücudun mülkiyeti, zılliyeti sende ise taahhüd, tahaffuz, korku külfetleriyle nimetlerden lezzet alamazsın, daima rahatsız olursun. Çünkü noksanları tedarik, mevcudları telef olmaktan muhafaza ile daima evham, korkular, meşakkatlere mahal olursun. Halbuki o nimetler, Mün’im-i Kerim’in taahhüdü altındadır. Senin işin onun sofra-i ihsanından yeyip içmekle şükretmektir..." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

İlk olarak mal ile mülk kavramları arasındaki farkı açıklayalım:

Halk arasında taşınan ve maddi değer ifade eden eşyalara "mal" denilirken, taşınmaz gayrımenkullere de "mülk" denilir.

İslâm hukukunda ise taşınan veya taşınmayan, herhangi bir maddi değeri olan, çoğunluğa göre fiziki olması da şart olmayan her şey mal sayılır. Bir görüşe göre fiziki olan değerler mal, fiziki olmayan soyut olan mallara mülk denilir. Hisse, hak, menfaat payları vb...

Mülk ise daha geniş bir kavram olup, tasarruf yetkisi verilen, sahip çıkılan, zılliyet ve himaye edilebilen her türlü şeyleri kapsar. Yani mal olan eşyanın sahibine nispetine mülkiyet veya zılliyet diyoruz. Mülkün sahibi istediği gibi tasarruf edebilir. Hatta menfaatini bir başkasına kiralayabilir. Bu durumda bile kiralanan mal onun mülküdür. Başkasının malı olmaz.

Şimdi bu manalara göre; Cenab-ı Hakk’ın bize verdiği nimetler, emanetler de bizim malımız ve mülkümüz değildir. Çünkü ne değerini verip satın alabilir ve kira edebiliriz ne yaratabiliriz ve ne de babamızdan bize miras kalmıştır.

Bizim "malımız, mülkümüz" dememiz şuunatı ilahiyeyi anlamak ve dünya sisteminde insanlar arasında karışıklığı önlemek için kurduğumuz mecazi ve itibari cümlelerdir. Yoksa hakikî ve aslî değildir.

"Vücudu tebaî olup, aslî değildir. Mâlikiyeti vehmî olup, hakikî değildir. Vazifesi, Hâlık’ın sıfatını fehmetmek için bir mizan ve bir mikyas olmaktır." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)

Biz en fazla Allah’ın mülkünde çalışan memlûk (hizmetçi) ve köleler olabiliriz. Allah izin verirse en fazla nâzır ve müfettiş ve çiftçi (zamanını eken) ve tüccar (amellerle sevap ticareti) veya dellâl olabiliriz. Yoksa mal ve mülk sahibi olamayız.

"İşte hiç mümkün müdür ki: Pek büyük olan âlem-i zerrattan tâ bir sineğe kadar bütününü mülk ve tarla yapan ve küçük insanı, o büyük Mülke nâzır ve müfettiş ve çiftçi ve tüccar ve dellâl ve âbid ve memluk yaptıran ve kendine, muhterem bir misafir ve sevgili bir muhatab ittihaz eden o Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelal’den başka, o mülke tasarruf edip, o memluke seyyid olabilsin?" (Mektubat, 20. Mektup, İkinci Makam)

Risale-i Nur’da bazı yerlerde Allah'ın mülkünün insana nispeti geçer:

"Daire-i mülkünde ve malındaki eşyayı, Mahbub-u Hakikî yolunda feda et." (Sözler, 17. Söz'ün İkinci Makamı)

Bu gibi yerleri de şöyle anlamak gerekir:

Mal ve mülk sahibi olan Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelal’in daire-i memleketinde ve âlem-i mülk ve melekûtunda onun izni ve hesabı dairesinde çalışan bir mümin kuluna, kâinatı ve içindekilerini kendisine musahhar ve hizmetçi edebilir. Bu cihetle mecazen onun mülk ve malı gibi olur.

"Eğer Mâlikin hesabına olursa istediğin şeyi al ve yap. Fakat izin ve meşiet ve emri dairesinde olmak şartıyla. İzin ve meşietini de şeriatından öğrenirsin." (Mesnevi-i Nuriye, Katre'n,n Zeyli)

"Evet Allah’a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da, her şey Allah’ın mülk ve malı olduğunu iman ve iz’an ile olur." (bl. age., Zeylü'l-Hubab)

"Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur." (bk. age., Habbe)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
M
Okunma sayısı : 203
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...