"Malûmdur ki, fenn-i belâğatte, bir lâfzın, bir kelâmın mânâ-yı hakikîsi başka bir maksud mânâya sırf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona “lâfz-ı kinâî” denilir." Cevabın tamamını özetler misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İkinci suale cevap: Malûmdur ki, fenn-i belâğatte, bir lâfzın, bir kelâmın mânâ-yı hakikîsi başka bir maksud mânâya sırf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona “lâfz-ı kinâî” denilir..."

Sorunun ilk cümlesinde“Sen Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimal ediyorsun. Halbuki, fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî yakîni ifade etmiyor….” denildikten sonra üçüncü cümlede; “Hem de, sen temsilâtı bazı hikâyeler sûretinde zikrediyorsun. Hikâye hayalî olur, hakikî olmaz, vakıa muhalif olur.” deniliyor.

İkinci soru bu üçüncü cümledir. Devamında kinâî mânalardan bahsedilmesi de bunu gösteriyor. Temsilatın hikâyeler sûretinde zikredilmesinin kinaye olduğu ve sonunda hakikate geçildiği vurgulanmış oluyor.

"Fenn-i belâğatte, bir lâfzın, bir kelâmın mânâ-yı hakikîsi başka bir maksud mânâya sırf bir âlet-i mülâhaza olsa, ona 'lâfz-ı kinâî' denilir. Ve 'kinâî' tabir edilen bir kelâmın mânâ-yı aslîsi, medar-ı sıdk ve kizb değildir. Belki kinâî mânâsıdır ki, medar-ı sıdk ve kizb olur.Eğer o kinâîmânâ doğruysa o kelâm sadıktır; mânâ-yı aslî kâzip dahi olsa sıdkını bozmaz. Eğer mânâ-yı kinâî doğru değilse, mânâ-yı aslîsi doğru olsa, o kelâm kâziptir.”

Kinaye için “üstü kapalı söz; hakikî mânası yerine mecazî mânada söylenen söz” gibi tarifler yapılıyor.

Üstat hazretlerinin verdiği tarifi şöyle açıklayabiliriz: Bir sözün gerçek mânası kasdedilmeyip o sözün mecazî olarak ve üstü kapalı bir şekilde başka bir mânayı hatırlatmak için söylenmesi halinde bu söz kinaî bir mâna ifade eder. Kinaye olarak söylenen bir sözün doğru veya yanlış olmasında o sözün aslına değil kinaî mânasına bakılır. Bu mâna doğru ise o söz doğrudur, aksi halde yanlıştır. Üstadımızın verdiği misale bir mukaddeme olması bakımından kinaî mâna için verilmiş bir misal üzerinde kısaca duralım. Mesela, birisinin kurnazlığını ve becerikli olduğunu anlatmak için “gözü açık” tabirini çokça kullanırız.

Burada o kişinin gözünün açık yahut kapalı olması esas alınmamıştır. Gözü kapalı da olsa kendisi bu özellikleri taşıyan biri ise ona “gözü açık” denilmesi doğrudur. Burada esas mânaya değil, kinaî mânaya nazar edilir.

Şimdi Üstadımızın verdiği misale geçelim:

“Meselâ, kinâî misallerinden, “Fülânüntavîlü’n-necad” denilir. Yani, “kılıcının kayışı, bendi uzundur.” Şu kelâm, o adamın kametinin uzunluğuna kinayedir. Eğer o adam uzun ise, kılıcı ve kayışı ve bendi olmasa da, yine bu kelâm sadıktır, doğrudur. Eğer o adamın boyu uzun olmazsa, çendan uzun bir kılıcı ve uzun bir kayışı ve uzun bir bendi bulunsa, yine bu kelâm kâziptir. Çünkü mânâ-yı aslîsi maksud değil."

Burada “kılıcının kayışı, bendi uzundur.” sözü asıl mânası için değil “başka bir maksud mânâya” işaret olarak zikredilmiştir. O kinaî mâna ise adamın boyunun uzun olduğudur.

"Mutabık-ı vaki olan hikâyelerin sonlarındaki hakikatler, o hikâyelerin mânâ-yı kinâiyeleridir."

"Mânâ-yı asliyeleri bir temsil-i dürbinîdir."

"Nasıl olursa olsun, sıdkına ve hakkaniyetine zarar vermez."

Bir hakikatin hikâye ile izah edilmesi halinde de o hikayeler kinaî mâna vazifesi görürler. Doğruluk yahut yanlışlık, hikâyeler için değil sonlarında yer alan hakikatler için söz konusu olabilir.

Hikâyeler asıl mânanın daha iyi anlaşılması ve daha yakından temaşa edilmesi için birer dürbün görevi yaparlar. Hikâyede anlatılanlar vakıa mutabık olmasalar da verilen dersin hak ve hakikat olmasını etkilemez. Bazı mürşitlerin hayvanları konuşturarak çok hikmetli dersler verdikleri görülmektedir. Bu örneklerde hayvanların konuşmaları vakıa mutabık değildir, ancak o hikâye ile verilen dersler hakikattirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...