"Hem her biri birer harf-i manidar olan mevcudata mana-yı harfi nazarı ile bakmak,.." Mana-yı harfi nazarı ile bakmak, ne demektir? "Mâna-yı ismî" ile birlikte izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Cenâb-ı Hakk’ın mâsivasına (yani kâinata) mâna-yı harfiyle ve O’nun hesabına bakmak lâzımdır. Mâna-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.” (Mesnevî-i Nuriye)

Bu konuda verilen güzel bir misal: Pencereye bakmakla pencereden bakmak arasında büyük fark vardır.

Pencereleri yıkayan birinin nazarı, camların temizliğinde yoğunlaştığı için bu adam dışarıda olup bitenleri fazla dikkate almaz. Pencereden dışarıyı seyreden bir kişi ise bunun aksine, camlara değil dış âleme nazar eder. Bir yazıyı okurken, mânaya daldığımızda kelimeleri, âdeta, unuturuz. Bir hat sergisini gezdiğimizde ise bakışlarımız hatlarda yoğunlaşır, mânaya pek bakmayız.

İnsanların varlık âlemine bakışları da iki şekilde oluyor. Bazıları, mahlûkatın sadece özelliklerini ve faydalarını araştırıyor, onların yaratıcısını ise hiç düşünmüyorlar. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, buna “mâna-yı ismiyle” bakmak diyor. Böyle bir bakış, “pencereden bakmak” değil, “pencereye bakmaktır.” Meselâ, bir portakalın hususiyetlerinden, taşıdığı vitaminlerden, yetiştiği beldelerden bahsedip de onun İlâhî bir ihsan olduğundan hiç söz etmemek, portakala “mâna-yı ismiyle” bakmak demektir.

O portakalın insana faydalı bir rızık olduğunu düşünmek ve onu Allah’ın “Rezzak” isminin bir tecellisi olarak seyretmek ise “mâna-yı harfiyle” bir bakıştır. Yani, o meyve bir harf olarak, “Rezzak” isminin anlaşılmasına yardım etmekte, insana o İlâhî ismi hatırlatmakla düşünmeye ve şükre davet etmektedir.

Evvela şu noktanın dikkate alınması gerekiyor: Harf denilince, alfabe harflerini anlamamak lazım. Arapçada harf-i tarif denilen “el” edatı iki harften meydana gelir. Kitap denildiğinde herhangi bir kitap, “el-kitab” denilince ise “belirli bir kitap” anlaşılır.

Keza, Arapçada kendinden sonra gelen kelimeyi esre okutan harf-i cerler vardır. “B” harfi tek bir harftir ve “bismillah” lafzında, sondaki “ha”yı esre okutur. Öte yandan “ila” da harf-i cerdir, ama “elif, lam ve ya” olmak üzere üç harften meydana gelir. “İle’l-beyt”, “eve” demektir.

El, b ve ila” harfleri tek başlarına bir mâna ifade etmezler. Ancak, kendilerinden sonra gelen kelimenin mânasına yardım ederler. Üstad Hazretleri bunu itikat sahasında kullanmakla bir yenilik yapmıştır.

“Cenâb-ı Hakk’a hamdler, şükürler olsun ki, mesâil-i nahviyeden isim ile harf arasındaki manevî fark ile çok mühim mes’eleleri bana öğretmiştir."

"Harf gayrın manasını izah için bir alet, bir hadim olduğu gibi, şu mevcudat da esmâ-i hüsnanın tecelliyatını izhar, ifham, izah için bir takım İlâhî mektuplardır ki, içlerinde yazılı delâil, berâhin, havârık, mucize-i kudrettir.” (Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risale)

Mahlûkatın Allah’ı tanıtma, O’nun isim ve sıfatlarının bilinmesine yardım etme cihetlerine “mana-yı harfi” , Allah’ı hatırlatmaksızın mahlûkatın sadece zâtlarından ve özelliklerinden söz etmeye de mâna-yı ismi denilmiştir.

"Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mâna-yı harfiyle sev; mâna-yı ismiyle sevme. 'Ne kadar güzel yapılmış.' de. 'Ne kadar güzeldir.' deme.” (32. Söz, 3. Mevkıf)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...