“Felsefe ise, eneye mânâ-yı ismiyle bakmış. Yani, kendi kendine delâlet eder, der; mânâsı kendindedir, kendi hesabına çalışır, hükmeder…” Mâna-yı ismi ile mâna-yı harfiyi birer misalle izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nahiv ilminde geçen harf meselesi bildiğimiz harflerden farklıdır. Meselâ, kendinden sonra gelen kelimeyi esre okutan harf-i cerler vardır. Bunlar bazen bir harf (b gibi), bazen iki harf (fi gibi), bazen üç harf olabilir (ila) gibi. Keza, “El” harf-i tarifi iki harften meydana gelir ve başına geldiği kelimeye belirlilik kazandırır. “Beytün” denildiği zaman herhangi bir ev, “el-beyt” denildiğinde ise belli bir ev kastedilir.

Üstad Hazretleri bu nahiv kaidelerini hakikat mesleğine tatbik ediyor. Re’fet abiye yazdığı bir mektubunda bu konuyu şöyle bir misâl ile açıklıyor:

"Sen ayineye baksan, eğer ayineye şişe için bakarsan şişeyi kasden görürsün; içinde Refet’e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir. Eğer maksat, mübarek simanıza bakmak için ayineye baktın, sevimli Refet’i kasden görürsün.”(1)

Bu misâle göre, biz aynamıza iki şekilde bakabiliyoruz. Birisi, aynanın tozlarını ve lekelerini temizlemek için doğrudan aynanın kendisine nazar ederiz. Bu bakış mâna-yı ismiyle bir bakıştır. İkincisinde kendi yüzümüze bakarız. Burada ayna ikinci planda kalır, bizim gayemize bir hizmetçi olur. Bu ise mana-ı harfiyedir.

Bir varlığın “ne olduğu, neye yaradığı, nasıl meydana geldiği” gibi yönlerini incelemek mâna-yı ismiyledir. Yani, maksat o varlığın kendisi üzerine bir araştırma yapmaktır. Bir de o mahlûka yaratıcısı namına bakmak vardır. Yani "Cenab-ı Hak, onda ne gibi hikmetler, gayeler, rahmetler dercetmiştir?", "O varlıkta hangi İlâhî isimler ve sıfatlar tecelli etmektedir?" gibi suallere cevap aramak üzere yapılan bir çalışma ise mâna-yı harfiyledir.

Bütün varlık âlemini Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin aynası bilmek, onların üstünde isim ve sıfatlarını okumak, mânâ-yı harfiyle okumaktır. Kâinattaki bedi’, garip ve harika eserlere mânâ-yı harfî ile yani Allah namına bakan ve ibretle okuyan mütefekkir bir insan, onlarda tecelli eden isim ve sıfatları okur, her varlık üstünde Cenab-ı Hakk’ın taklit edilmez mührünü, sikkesini ve damgasını, sonsuz ilmini, mutlak iradesini ve nihayetsiz kudretini görür.

Kâinata mânâ-yı harfiyle bakan insan, semada sayısız yıldızları deveran ettiren, dağları yeryüzüne direk yapan, zemini meyvedar ağaçlarla, sayısız ve mütenevvi çiçeklerle süsleyen Rabbinin azametini idrak eder. Böyle bir bakış; marifettir, fazilettir, ilimdir, tefekkürdür. Tefekkür ise çok sevaplı büyük bir ibadettir.

Varlıkları kendilerine malik saymak, gördükleri vazifeleri kendi iradeleriyle yaptıklarını vehmetmek, onlarda tecelli eden isim ve sıfatları okuyamamak ise eşyaya mânâ-yı ismiyle bakmaktır. Kâinata mânâ-yı ismiyle bakan tabiatperestler, onun arkasında tasarruf eden sonsuz kudreti ve hikmeti göremez ya da görmek istemezler.

(1) bk. Lem’alar, On Altıncı Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...