"Manasında meşarib-i evliya, ezvak-ı arifini, mezahib-i salikin, turuk-u mütekellimin, menahic-i hükema..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Lâfzı tazammun eder pek vâsi ihtimâlât, hem vücuh-u kesire ki her biri nazar-ı belâğatte müstahsen, Arabiyece sahih, sırr-ı teşrii layık görüyor anı. Mânâsında meşârib-i evliya, ezvâk-ı ârifîni, mezâhib-i sâlikîn, turuk-u mütekellimîn, menâhic-i hükema, o i’câz-ı beyanı" (Sözler, Lemeât)

Bu vecize, Kur'an-ı Kerim'in câmiiyetini ve her bir kelimesinin, her bir tabakasının farklı meşreplerdeki insanlara nasıl ayrı ayrı pencereler açtığını ifade eder. Kur'an, öyle bir hitaptır ki, bir tek cümlesiyle bir feylesofun aklını, bir velinin kalbini, bir arifin zevkini ve bir kelamcının ruhunu aynı anda doyurabilir. Bu farklı sınıfların Kur'an'ın aynı manasından nasıl istifade ettiklerini şu şekilde detaylandırabiliriz:

  • Meşârib-i Evliya (Velilerin Meşrepleri)

Evliyalar, Kur'an'ın daha çok batınî ve kalbi yönüyle ilgilenirler. Onlar için bir ayet, sadece hukuki bir hüküm veya tarihi bir kıssa değildir; doğrudan Allah'a ulaştıran bir marifet basamağıdır. Kur'an'daki esma-i ilahiyenin tecellilerini kalplerinde hissederler. Bir ayetten aldıkları feyz, onları seyri sülüka yani manevi bir yolculuğa çıkarır. Onlar Kur'an'ı, doğrudan Allah'tan kendilerine hitap ediliyormuş gibi bir huzur içinde okurlar.

  • Ezvâk-ı Ârifîn (Ariflerin Zevkleri)

Arifler, eşyanın hakikatine vakıf olan, ilmelyakinden ziyade hakkalyakin derecesinde zevk alan kimselerdir. Onlar Kur'an'ın belagatindeki o ince sanatı ve tevhidin delillerini yüksek bir estetik ve derinlikle hissederler. Bir ayetin nazmından yani kelime dizilişinden kâinatın sırlarına dair öyle lezzetler alırlar ki, bu onlar için bir manevi zevk hâline gelir.

  • Mezâhib-i Sâlikîn (Manevi Yolcuların Mezhepleri)

Sâlikler, yani bir mürşit gözetiminde manevi tekâmül peşinde olanlar, Kur'an'ı bir rehber-i amel olarak görürler. Ayetlerin her biri, onlar için nefis terbiyesinde birer ilaç hükmündedir. Hangi ayetin hangi ahlaki zaafı tedavi edeceğini, hangi zikrin hangi makama ulaştıracağını Kur'an'ın geniş manalarından süzüp çıkarırlar.

  • Turuk-u Mütekellimîn (Kelamcıların Yolları)

Kelam alimleri, Kur'an'ı akli ve mantıki deliller çerçevesinde, iman esaslarını ispat etmek ve şüpheleri izale etmek için kullanırlar. Kur'an'ın i'câzı onlar için bir deliller hazinesidir. Allah'ın varlığı, birliği, haşir ve nübüvvet gibi meseleleri, Kur'an'ın o sarsılmaz mantık örgüsü içinden çıkarıp sistemleştirirler. Onların istifadesi daha çok akli ve ilmi bir zemindedir.

  • Menâhic-i Hükema (Hikmet Sahiplerinin ve Filozofların Yolları)

Hakiki hikmetle uğraşanlar, Kur'an'da kâinatın yaratılış kanunlarını, eşyanın mahiyetini ve nizam-ı âlemi okurlar. Kur'an'ın fenlere ve fenlerin temeli olan kanunlara işaret eden yönlerinden istifade ederler. Onlar için Kur'an, kâinat kitabının en doğru tefsiridir.

Özetle: "Lafzın tazammun ettiği vâsi iİhtimâlât" ifadesi, Kur'an'ın lafzının o kadar zengin olduğunu belirtir ki:

- Arapça kurallarına göre doğrudur.
- Belagat açısından en üstündür.
- Şeriatın ruhuna tam uygundur.

Böylece tek bir ayet, bir güneş gibi doğduğunda; evliya onun ışığından, arif ısısından, hükema yörüngesinden, kelamcı ise onun varlığının ispatından aynı anda istifade eder. Yani Kur'an, herkesin kabına göre su veren bir deryadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

- "Manasındaki camiiyet-i harikadır." Kur’an’ın "manasındaki camiiyet" hakkında bilgi verebilir misiniz?

- "Mebahisindeki camiiyet-i harikadır." Kur’an’ın "konularındaki camiiyet" hakkında bilgi verebilir misiniz?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...