"...manevi nuru, ruhu hükmünde olan ukde-i hayatiyesi ve merkez-i tasarrufu olan emri kanunlar ve iradi cilveler..." cümlesini nasıl anlamalıyız? Nebatatın ruhları var mıdır? Onların ruhları varsa, ruhları tohumlarına geçer mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bitkiler varlık mertebelerinden "zihayat" varlık mertebesindedirler. Bediüzzaman Hazretleri bitkilerin bu hususiyeti için;

"... manevi nuru, ruhu hükmünde olan ukde-i hayatiyesi ve merkez-i tasarrufu olan emri kanunlar ve iradi cilveler..." (1)

İfadesini kullanmaktadır. Yani bitkilerin ruhu durumunda bulunan "ukde-i hayatiye" diye tabir edilen bir hayat merkezleri vardır. Fakat ukde-i hayatiye "ruh" değildir, emir âleminden bir kanundur, hariçte vücudu yoktur. .

Güneş musahhar bir mahlûktur; Allah’ın teshiriyle yani vazifelendirmesiyle ve O’nun irade ve kudretiyle iş görebilir. Bir anda sayılamayacak kadar çok iş görmesi, yine hadsiz eşyaya birlikte ışık vermesi, sonsuz aynalarda beraber tecelli etmesi elbette Allah’ın izniyle ve teshiriyledir. Ruhanîlerin mesela, meleklerin bir anda çok işleri birlikte yapmaları da yine Allah’ın ihsanıyla ve yardımıyladır.

Keza, çınar ağacının ruhu hükmünde olan ukde-i hayatiyesinin binlerce meyvenin yanında bir anda bulunması ve onlarda iş görmesi de Allah’ın irade ve kudretiyledir. Böyle nice varlıklarına bir anda çok işler yapma gücünü ve kabiliyetini veren Allah, elbette hadsiz işleri birlikte ve sonsuz bir kolaylıkla yapar.

Ukde-i hayatiye, “çekirdekte canlılığa temel olan yapı” demektir. Bu yapı yarı canlı da olsa bir hayat sahibidir. Çekirdeğin Fettah ismiyle açılmasıyla o ukde çözülmüş oluyor. Çekirdekteki bu yarı canlılık kökünde, gövdesinde, dallarında ve yapraklarında da kendini gösterir; bunların hepsi yarı canlıdırlar.

Bu ukde-ihayatiye için dört vasıf sayılıyor: Cüz’î, müşahhas, cilve-i irade-i İlâhîye ve nüve-i emr-i Rabbanî.

Cüz’î; küllînin fertlerine denilir. Küllî, nev’in ismidir, müşahhas değildir. Üstad hazretlerinin başka bir vesileyle kullandığı “teşahhusattan mücerret bir mahiyet” ifadesi, bir bakıma küllînin tarifi demektir. Mesela, “İnsan irade sahibi bir canlıdır.” dediğimizde insan kelimesini küllî mânada kullanmış oluruz. Her bir insan bu küllînin birer ferdidir.

Burada da “cüz’î” kelimesiyle aynı vasfa sahip olan, yani kendisinden çıkacak varlığın bütün hususiyetlerini şifre olarak taşıma özelliğini taşıyan bütün çekirdekler kast edilir. Çınar ağacının çekirdeği de o küllînin bir cüz’î ferdidir.

Müşahhas; kendini başkalarından ayıracak müstakil vasıflar taşıyan, ayrı bir şahsiyete sahip mânasına gelir. Çekirdekteki ukde-i hayatiye de başlı başına ayrı bir hâdisedir. Hayalî ve vehmî bir şey değildir. Bedende ruhun iş görmesinin çok alt seviyede de olsa bir misali bu müşahhas kanunun ağacın her tarafında hükmünü icra etmesidir. Bu ukde-i hayatiye “bir cilve-i irade-i İlâhiye” olarak ağacın her yerinde faaliyet gösterir.

Bu nüvenin “bir nüve-i emr-i Rabbanî” olmasına gelince, buradaki emr kelimesi ruhla alâkalı âyet-i kerîmeyi hatıra getiriyor: “Ruh Allah’ın emrindendir.” Yani Allah’ın emir âleminden bir kanunudur.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...