Otuz İkinci Söz'ün, İkinci Mevkıf'ındaki ikinci temsili açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu temsilde asıl anlatılmak istenen husus; Allah’ın tek ve bir olmasına karşın, kainatın her yerinde mübaşeret etmeden, hazır ve nazır olarak tasarruf etmesini akla yaklaştırmaktır.

İnsanın nazarı ve şuuru cüzi olduğu için, aynı anda birkaç işi yapmaktan acizdir. Yapmaya kalksa, hemen karıştırır, ya döker ya kırar.

İnsanın mühim hastalıklardan birisi de Allah’ı kendine kıyas etmesidir. İnsan der ki; ben bir anda iki işi yapamayıp karıştırıyorsam, -haşa- Allah da tek ve bir varlık olduğuna göre, bütün kainatı ve içindekileri şaşırmadan ve yanılmadan sevk ve idare edemez.

Üstat bu temsil ile Allah’ın bir ve tek olmasına karşın, bütün kainatta temas etmeden, hazır ve nazır olarak tasarruf ve tedbir edebileceğini aklın dairesine sokuyor.

Ağacın bir kökü üzerinde milyonlarca yaprak ve meyveleri var. Bu milyonlarca yaprak ve meyveler ise, bir tek kökle bağlı ve bütün gıda maddelerini o kökten temin ediyor. Yani bir kök, milyon yaprak ve meyveleri aynı anda şaşırmadan ve yanılmadan tedbir ve idare edebiliyor. Halbuki o milyon yaprak ve meyvelerin kök ile zahiren ve maddi bir irtibatları görünmüyor. Şayet maddi bir irtibatları olsa idi, eserleri olacaktı. Öyle ise ağacın ruhu hükmünde olan kök içindeki hayat düğümü ve Allah’ın iradesinin bir tecellisi olan mahiyetini bilemediğimiz bir emir, ağacın her bir yaprak ve meyvesinde temas etmeden, hazır ve nazır olarak tedbir ve tasarruf ediyor. Basit bir ağacın kökündeki bu hayat nüvesi, buna mazhar olabiliyor ise, maddi ve beşeri kayıtlardan münezzeh olan Allah, elbette bir anda bütün kainatı temassız olarak tedbir ve tasarruf edebilir.

Allah, kendi isim ve sıfatlarının kainat üzerindeki haşmetli ve mücerret tedbir ve tasarrufunu akla gösterip yakınlaştırmak için, bazı mahluklarında maddi bir surette örneklerini ve numunelerini tecelli şeklinde gösteriyor. Ağaç, ruh ve güneş, bunlara güzel bir temsildir.

Kâinattaki cilve-i ehadiyet:

Vahid ve Ehad isimlerinin her ikisinin de mânası “Allah birdir” demektir. Şu var ki, ehadiyet Allah’ın zâtının birliğini, vahidiyet ise sıfatlarında ortağı olmadığını ifade eder.

“Vahidiyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir. Ehadiyet ise her şeyde Hâlık-ı küllî şey’in ekser esmâsı tecelli ediyor demektir." Lem’alar

Bu konuda Üstat hazretlerinin verdiği güneş misalini hatırlayalım. Güneşin ışığının bütün eşyayı ihata etmesi güneşin birliğini gösterdiği gibi, bir aynadaki tecellisi de onun birliğini gösterir. Zira o tecellide de güneşin bütün eşyayı aydınlatan ışığı, o ışıkta bulunan yedi rengi ve her şeye nüfuz eden ısısı mevcuttur. Birincisi vahidiyet cihetiyle güneşin birliğini ders verir, ikincisi ise ehadiyet cihetiyle.

Her varlık gibi bu çınar ağacı da ehadiyet cihetiyle Allah’ın birliğini ders verir. Şöyle ki; Cenab-ı Hakk’ın bütün âlemlerde hükmeden ve tasarruf eden kudreti bu ağaçta da kendini göstermektedir. Onun da her şeyi İlâhî kudretle yaratılmıştır. Allah her şeyi bilen muhit ilmiyle bu ağacı da bilmekte ve onda ilim ve hikmetle tasarruf emektedir. Kâinatı bütün sistemleriyle tanzim ve tezyin eden Cenab-ı Hak, bu ağacı da en mükemmel şekilde tanzim etmiş ve güzelleştirmiştir. Kısacası, bütün bir varlık âleminin Allah’ın birliğine yaptığı şehadetin bir benzerini de bu ağaç bütün âlemlerden süzülmüş bir hülasa olarak yerine getirmektedir.

İkinci bir misal olarak, Üstat hazretlerinin “merkezi nakış” örneğini de hatırlayalım. Bir halının merkezindeki bir nakış halının her tarafından uzanan iplerle dokunduğundan, bu nakış tek başıyla da o halıyı dokuyanın bir olduğunu gösterir. Zira halının tümünde olan ipler ve bütün renkler onda da vardır. İşte kâinatın tümünde tecelli eden İlâhî isimlerin insanda da tecelli etmesi cihetiyle insan Allah’ın birliğini ehadiyet cihetiyle bildirir, kâinat ise vahidiyet cihetiyle. Bu hakikatin küçük bir misali de bu kâinat şeceresiyle bu çınar ağacında kendini gösterir. Kâinat vahidiyet cihetiyle Allah’ın birliğini ilan ederken, bu ağaç da ehadiyet cihetiyle aynı hakikate şehadet eder.

Ukde-i hayatiye:

Ukde-i hayatiye, “çekirdekte canlılığa temel olan yapı” demektir. Bu yapı yarı canlı da olsa bir hayat sahibidir. Çekirdeğin Fettah ismiyle açılmasıyla o ukde çözülmüş oluyor ve kademeli olarak kemâline erinceye kadar büyüyor. Çekirdekteki bu yarı canlılık kökünde, gövdesinde, dallarında ve yapraklarında da kendini gösterir; bunların hepsi yarı canlıdırlar.

Bu ukde-i hayatiye için dört vasıf sayılıyor: Cüz’î, müşahhas, cilve-i irade-i İlâhîye ve nüve-i emr-i Rabbanî.

Bu nüvenin “bir nüve-i emr-i Rabbanî” ifadesinde geçen “emr” kelimesi ruhla ilgili âyet-i kerîmeyi hatıra getiriyor: “Ruh Allah’ın emrindendir.” Yani Allah’ın emir âleminden bir kanunudur.

Daha önce, ruhun emir âleminden, bedenin ise halk âleminden olduğunu ifade etmiştik.

Ruh, bedenin tümünü ihata eden sıfatlarıyla her hücrenin yanında olmakla birlikte, maddî ve kesif bir varlık olmadığı için hiçbir organda mekân tutmuş değildir.

Bu hakikat ukde-i hayat için de aynen geçerlidir. O da ağacın tamamını ihata ettiği halde hiçbir yerde bulunmaz.

“Tecezzi ve intişar etmeden her birisinin yanında bulunuyor.”

Tecezzi, cüzlere, kısımlara ayrılmak, parçalanmak demektir. Bu ise kesif ve maddi şeyler için söz konusudur. Ağacın kendisi kesiftir, parçalara ayrılır, ama ondaki ukde-i hayatiye, yani yarıcanlılık özelliği bölünmeden ve parçalanmadan her bir yaprağın, ve çiçeğin yanındadır. Aynı mana bütün kanunlar ve ruhlar için de söz konusudur.

Bütün sıfatları nuranî olan Cenab-ı Hakk’ın da bütün icraatları küllidir, tecezzi ve inkısam etmeden bütün eşyaya birlikte taalluk eder.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...