"Mesâil-i şeriattan bir kısmına 'taabbüdî' denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir. Bir kısmına 'mâkulü’l-mânâ' tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var..." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımızın birçok derslerinde üzerinde ehemmiyetle durduğu bir nokta vardır: O da ibadetlerin ancak emredildiği için yapılmasıdır. Ubudiyette Allah’ın emri esastır, neticesinde de O’nun rızası beklenir.

Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak’tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir.” (Lem’alar, 13. Nota)

Bütün büyük zatlar, ibadetlerinde daima ihlası esas almışlar, cenneti bile gaye edinmemişlerdir.

İlahî emir ve yasaklara uymada "taabbudîlik” esastır. Yani bir ibadetin nasıl, ne zaman ve ne şekilde yapılması emredilmişse o ibadet o şekilde yerine getirilir. Şu var ki, İlahî emir ve yasakların bir kısmının hikmetleri kolayca bilinir, bir kısmının ise hikmetleri bilinmez. Meselâ; "içkinin yasaklanma hikmeti" bellidir. Çünkü içki, düşünme melekesine zarar vermektedir. Aynı şekilde, zekât da içtimaî tesanüdü temin ve te’sis eder. Ama "namazın beş vakit olması, rekât sayıları, orucun Ramazan ayında tutulması" gibi durumlar tamamen taabbudîdir, hikmeti bilinmese de aynen yapılması gerekir.

İlahî emir ve yasaklar hikmetlere değil, illetlere bağlıdır. İllet ise doğrudan doğruya Allah’ın emir veya nehyidir.

"Mesâil-i şeriattan bir kısmına "taabbüdî" denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir."

"Bir kısmına "mâkulü'l-mânâ" tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir."(1)

İbadetlerin bir kısmı mâkuliyet ile, yani akıl ile izah edilemez. Akıl bu ibadette hiçbir makul ve faydalı bir şey bulmasa bile, o ibadet aynen devam eder ve yapılması zaruridir. Bu tarz ibadetlere taabbüdî deniliyor. Namazın birtakım hareketleri, oruçtaki birtakım haller, tesbihin otuz üç defa çekilmesi, haccın bir kısım menasiki gibi ibadetler akıl ve makuliyet ile izah edilemezler, ama yapılmaları zarurîdir.

Bir de mâkuliyet ciheti, yani aklî ciheti ağır basan ibadetler vardır. Yani hikmet ve maslahat o ibadetin emredilmesinde mühim bir sebep haline gelmiştir. Yalnız şu var ki, hikmet ve fayda onun emredilmesinde ne kadar mühim de olsa, asıl emredilme illeti olan nehiy ve emir yerine geçemez.

Mesela, zekât ve sadaka, zengin ile fakir arasında içtimaî açıdan çok hayatî bir maslahat ve hikmettir. Belki malî ibadetlerin, şeriatın bir kanunu olmasında bu maslahatların mühim bir hissesi vardır. Ancak bu ibadetlerin yapılmasındaki asıl maksad, Allah’ın emri olmasıdır.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Kısım.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...