Üstad'ın ibadetlerin hem dünyevi hem uhrevi faydalarının olduğunu ifade etmesinin hikmeti ne olabilir?
Değerli Kardeşimiz;
İbadetlerin ahirete bakan yönü olduğu gibi, dünyaya bakan yönü de bulunuyor. Tabi ibadetin asıl gayesi Allah’ın rızasını kazanmaktır, dünyevi ve uhrevi faydaları ise nefsi teşvik ve motive etmek içindir. Şayet ibadetteki dünyevi ve uhrevi faydalar asıl gaye edinilir ise, o zaman ibadetin Allah katında bir değeri ve ehemmiyeti kalmaz. Yani Allah bu gaye ile ifa edilen ibadetten razı da olmaz hoşnut da.
"İhtar: İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir fayda ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faydalar, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar."(1)
İllet; ibadet yapmamızı lüzumlu kılan ana sebeptir. Hikmet ise, yaptığımız ibadetten hâsıl olan maddî ve manevî faydalardır. Yukarıda vermiş olduğumuz ifadelere göre, amel ve ibadetin en büyük illeti yani yapılma sebebi emr-i İlahi olması, en büyük neticesi ve hikmeti ise rıza-ı İlahiyi kazanmaktır.
“Niçin ibadet ediyorsun?” şeklindeki bir sorunun cevabı “Rabbim emrettiği için!..” şeklinde olacaktır. Bu emri tutmanın gerek dünyada, gerek âhirette pek çok da faydası vardır. Ama ibadet bu faydalar için yapılmaz; bunlar meselenin hikmet yönüdür, dememiz ve öyle mülahaza etmemiz gerekir.
Üstad'ın ibadetlerdeki dünyevi faydaları zikretmesi, zayıf insanları ibadete alıştırmak ve teşvik etmek içindir. Çünkü insanda nefis var ve nefis tabiatı itibarı ile maddeci ve faydacıdır. İbadetlerdeki maddî ve dünyevi faydalar zikredilirse, nefis ibadete iştahla sarılır. Ama bu faydalar insanın kalp ve ruh dünyasına da sızmamalıdır. Çünkü fayda mülahazası nefis için motive ve teşvik olurken, kalp ve ruh için ifsat ve tahriptir.
Üstadımızın birçok derslerinde üzerinde ehemmiyetle durduğu bir nokta vardır: O da ibadetlerin ancak emredildiği için yapılmasıdır. Ubudiyette Allah’ın emri esastır, neticesinde de O’nun rızası beklenir.
“Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak’tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir.” (Lem’alar, 13. Nota)
Bütün büyük zatlar, ibadetlerinde daima ihlası esas almışlar, cenneti bile gaye edinmemişlerdir.
İlahî emir ve yasaklara uymada "taabbudîlik” esastır. Yani bir ibadetin nasıl, ne zaman ve ne şekilde yapılması emredilmişse o ibadet o şekilde yerine getirilir. Şu var ki, İlahî emir ve yasakların bir kısmının hikmetleri kolayca bilinir, bir kısmının ise hikmetleri bilinmez. Meselâ; "içkinin yasaklanma hikmeti" bellidir. Çünkü içki, düşünme melekesine zarar vermektedir. Aynı şekilde, zekât da içtimaî tesanüdütemin ve te’sis eder. Ama "namazın beş vakit olması, rekât sayıları, orucun Ramazan ayında tutulması" gibi durumlar tamamen taabbudîdir, hikmeti bilinmese de aynen yapılması gerekir.
İlahî emir ve yasaklar hikmetlere değil, illetlere bağlıdır. İllet ise doğrudan doğruya Allah’ın emir veya nehyidir.
"Mesâil-i şeriattan bir kısmına 'taabbüdî' denilir, aklın muhakemesine bağlı değildir, emrolduğu için yapılır. İlleti, emirdir."
"Bir kısmına 'mâkulü’l-mânâ' tabir edilir. Yani, bir hikmet ve bir maslahatı var ki, o hükmün teşriine müreccih olmuş; fakat sebep ve illet değil. Çünkü hakikî illet, emir ve nehy-i İlâhîdir."(2)
İbadetlerin bir kısmı mâkuliyet ile, yani akıl ile izah edilemez. Akıl bu ibadette hiçbir makul ve faydalı bir şey bulmasa bile, o ibadet aynen devam eder ve yapılması zaruridir. Bu tarz ibadetlere taabbüdî deniliyor. Namazın bir takım hareketleri, oruçtaki bir takım haller, tesbihin otuz üç defa çekilmesi, haccın bir kısım menasiki gibi ibadetler akıl ve makuliyet ile izah edilemezler, ama yapılmaları zarurîdir.
Bir de mâkuliyet ciheti, yani aklî ciheti ağır basan ibadetler vardır. Yani hikmet ve maslahat o ibadetin emredilmesinde mühim bir sebep haline gelmiştir. Yalnız şu var ki, hikmet ve fayda onun emredilmesinde ne kadar mühim de olsa, asıl emredilme illeti olan nehiy ve emir yerine geçemez.
Mesela, zekât ve sadaka, zengin ile fakir arasında içtimaî açıdan çok hayatî bir maslahat ve hikmettir. Belki malî ibadetlerin, şeriatın bir kanunu olmasında bu maslahatların mühim bir hissesi vardır. Ancak bu ibadetlerin yapılmasındaki asıl maksad, Allah’ın emri olmasıdır.
Dipnotlar:
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, 21 ve 22. Âyetlerin Tefsiri.
(2) bk. Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Birinci Kısım, Dokuzuncu Nükte.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü