Block title
Block content

Miraçta Peygamber Efendimiz daire-i vücuba girdi mi?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, burak-ı tevfik-i İlâhîye biner, berk gibi bütün daire-i mümkinatı kat’ edip, acaib-i mülk ve melekûtu görüp, daire-i vücub noktasına çıkıp, sohbete müşerref olup, rüyet-i cemâl-i İlâhîye mazhar olarak, fermanı alıp vazifesine dönebilir ve dönmüş ve öyledir."(1)

"Daire-i vücub" Allah’ın zat-ı akdesini ifade eden özel bir terimdir. Daire-i Vücubu görmekle o daireye girmek çok farklı şeylerdir. Görmek dinen ve aklen caiz iken girmek dinen ve aklen muhaldir. Yani Peygamber Efendimiz (asm)'in miraçta daire-i vücuba girmesi aklen de dinen de imkânsızdır bunu iddia eden küfre girer.

Beşeri bir varlığın uluhiyet kazanması asla mümkün ve caiz değildir, bu Peygamber Efendimiz (asm) de olsa böyledir. Tarihte bu tarz tevil ve tabirlerle çok makam sahibi insanlara uluhiyet verilmiş ve dinden çıkılmıştır. Hululiye mezhebi gibi. İnsan ne kadar manevi terakki emiş olsa da asla ve kata uluhiyet vasfına erişemez ve uluhiyet dairesine geçemez. Bütün semavi dinlerin birinci derdi bu tarz küfür ve şirkleri imha etmektir.

Temsilde hata olmasın, güneş nasıl dünya sınırlarına girmeden yani dünya mekânından münezzeh ve mukaddes olarak bize doğup tezahür ediyor ise, aynı şekilde Allah’ta zaman ve mekân sınırlarına girmeden, yani zaman ve mekândan münezzeh ve mukaddes olarak bize doğup tezahür edebilir. İşte  kâbe kavseyn ve cennetteki rü’yet bu kabilden bir rü’yettir.

Kâbe kavseyn: Kelime olarak, iki yay uzaklığı anlamındadır. Bu bir tabirdir. Yoksa, Allah ile kul arasında mekânı akla getiren bir uzunluk birimi değildir. Ama, şunu diyebiliriz: Hazreti Peygamber (asm), bütün imkân alemini geride bırakıp, mahiyetini idrak edemediğimiz ve edemeyeceğimiz bir makama varıp, Allah’ın zatını, maddi cesedi  ve dünya gözü ile görmüştür. Üstad Hazretleri, bu makamı, yani kâbe kavseyni, "imkân ve vücub ortası" diye tarif ediyor. Yani, mahlukatın bitip tükendiği ve  Allah’ın zat-ı akdesinin  tezahür ettiği bir makam demektir. 

Şunu da iyi bilmek gerekir ki, bazı kavramlar ve isimler, hiçbir zaman tam ve ihata ile bilinemeyecek ve anlaşılamayacak şeylerin üstünde bir sembol ve bir alemdir. "Kâbe kavseyn" kavramı da, anlaşılması zor olan "imkân ve vücup ortası" diye işaret edilen makam üzerinde bir semboldür, bir alemdir. Bu yüzden kâbe kavseyni bir mekân olarak değil de bir makam olarak ele almak daha isabetli ve sağlıklı olur. Mekân kavramı ister istemez Allah’a bir mekân hayal ettiriyor ki, bu İslam inancı açısından çok riskli bir durum olur. Bu yüzden kâbe kavseyni, Hazreti Peygamber Efendimiz (asm)'in mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde Allah’ı zatı ile gördüğü bir makamdır, diye anlamak en salim yol olur.

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: İkinci Esas | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1315 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...