"Onun hakk-ı sarîhi tasrihdir. Lâkin hîna ki, hissin galatı bizim mâ nahnü fîhimizi imkân derecesinden bedahete, yani cehl-i mürekkebe çıkardı..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Onun hakk-ı sarîhi tasrihdir. Lâkin hîna ki, hissin galatı bizim mâ nahnü fîhimizi imkân derecesinden bedahete, yani cehl-i mürekkebe çıkardı. Onun nazar-ı belâgatte hiç inkâr olunmaz olan hakkı ise, ibham ve ıtlaktır. Ta ezhan, müşevveş olmasınlar. Fakat hakikate telvih ve remz ve îma etmek gerektir. Efkâr için kapıları açmak, duhule davet etmek lâzımdır. Nasıl ki, Şeriat-ı Garrâ öyle yapmıştır."(1)

Söylenmesi gereken şeyi söylememek, yani nasıl belagat açısından yanlış ise, söylenmemesi gereken bir şeyi söylemek de aynı şekilde belagat açısından yanlış ve hatalıdır. Bu yüzden Kur’an insanlığa hitap ederken, neyin söyleneceğini neyin söylenmeyeceğini çok iyi bilir.

Mesela, Asr-ı saadet toplumunda Kur’an açık bir dil ile uçaktan, trenden, bilgisayardan bahsetmiş olsa idi, söylenemeyecek bir şeyi söyleyerek insanların kafalarını karıştırır, hatta inkara vesile olurdu. Çünkü bu gibi icatlar ancak on beş asır sonra anlaşılabilecek icatlardır. O zamanın duygu ve düşünceleri bu gibi icatları anlamaya ve hazmetmeye müsait değildi. Öyle ise belagat açısından bu icatların açık bir dil ile değil, işari ve remzi bir dil ile ifade edilmesi münasiptir ki, Kur’an da böyle yaparak o zaman insanlarını rencide etmemiştir.

Bazı şeyleri açıkça söylemek işaret ile söylemekten daha çok kafa karıştırır. Kafa karıştıran bir kitap da makbul olmaz.

Bu yüzden Kur’an fen ilimlerince önemli olan buluş ve icatları remiz, işaret ve hafi bir dil ile beyan ederek geleceğe ışık tutmuştur.

"Hem de istikrarsız, mütegayir ve mütegayyir, birbirine mükezzib fen ve felsefe nazariyatı; tarik ve menbaca ayrı olan vahyin nususuna ayar olamaz, mehenk olamaz. Yahu insaf mıdır, taharri-i hakikat böyle midir ki; sen irşad-ı mahz ve ayn-ı belâgat ve hidayetin mağzı olan şeyi, irşada münâfi ve mübayin tevehhüm edesin! Ve belâgatça ayn-ı kemâl olan şeyi noksan tahayyül edesin! Acaba senin zihn-i sakîminde belâgat o mudur ki; ezhanı tağlit ve efkârı teşviş ve muhitin müsaadesizliği ve zamanın adem- i i’dadından ezhan müstaid olmadıkları için, ukûle tahmil edilmeyen şeyleri teklif etmek midir?"(2)

Kendi içinde istikrar, düzen, uyum ve ahengi olmayan felsefi bilgiler ile Kur’an ayetlerini tefsir etmeye kalkmak doğru ve sağlıklı bir yaklaşım değildir. Yani felsefe ve kesinliği sabit olmayan fenni teoriler ayetleri anlamada, açıklamada bir ölçü bir ayar bir mihenk olamazlar. Hem de birbirine zıt ve devamlı değişken özelliğe sahip felsefeyi ve fenni, her şeyiyle ciddiyet ve kararlılık içeren vahyin anlaşılması için esas kabul etmek insaf değildir.

Bunun gayreti içine giren bazı zavallı müfessirler, komik duruma düşmüşler ve düşmeye de mahkumdurlar.

Kur’an’ın yerinde ve hikmetli konuşmasını noksanlık olarak gören zavallılara ne demeli. Yani "Neden Kur’an her şeyi açık açık ifade ve ilan etmiyor da mutlak, müphem ve belirsiz ifadeler ile hadiseleri geçiştiriyor." diyenlere Üstadımız burada güzel bir cevap veriyor .

Dipnotlar:

(1) bk. Şuâât.
(2) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

ilyas26125
İzahınız için teşekkürler
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...