"Muhibbiyet makamı olan makam-ı niyazdan mahbubiyet makamı olan nazdarlık makamına çıkmış, tarik-i acz ve fakrdan, meşreb-i aşk ve istiğraka girmiş." İzah eder misiniz, bu yol herkese açık mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hazret-i Şeyh, veraset-i mutlaka noktasında, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın kadem-i mübarekini omuzunda gördüğü için, kendi kademini evliyanın omuzuna o sırdan bırakıyor. Kasidesinde zahir görünen, temeddüh ve iftihar değil, belki tahdis-i nimet ve âli bir şükürdür. Yalnız bu kadar var ki, muhibbiyet makamı olan makam-ı niyazdan mahbubiyet makamı olan nazdarlık makamına çıkmış. Yani tarik-i acz ve fakrdan, meşreb-i aşk ve istiğraka girmiş. Ve kendine olan niam-ı azime-i İlâhiyeyi yâd edip, bihakkın müftehirane şükretmiştir."(1)

Üstad Hazretleri burada Hazret-i Gavs’ın “Benim ayağım evliyaların omuzunda” sözünün ne manaya geldiğini izah ediyor. Burada bir dava ve tefahur değil, temsil ettiği Al-i Beytin şahs-ı manevîsinin bütün evliyaların üstünde bir makamda olduğunu ve velayete ancak bu Âl-i Beytin dairesinde ulaşılabileceğini ifade ediyor.

Burada Hazret-i Gavs’ın Allah nezdindeki makam ve mevkiinin ne kadar yüksek ve ulvî olduğuna işaret vardır. Normalde acz ve fakr yolu ile gitmek Hazret-i Gavsın bir yoludur. Lakin bazen bir anda manevî bir istiğrak ve aşk ile mahbubiyet makamına girince, yani niyaz makamından naz makamına geçince, üstündeki nimetlere şükür makamında, (görünüşte övünmek gibi görünse de) hakikat noktasında şükür olan o sözleri sarf etmiş. Çok büyük evliyalarda da bazen bu istiğrak ve aşk halleri görülmüş.

İstiğrak, manevî sarhoşluk ve aşkın verdiği cezbe halidir. Hazret-i Şeyh de böyle bir hale girip şükür makamında “Benim ayağım evliyaların omuzunda” demiş.

Velayet yolu herkese açıktır. Lakin Hazret-i Şeyhin makamına ulaşmak herkesin harcı değildir. Bediüzzaman, İmam-ı Rabbani, Şah-ı Nakşibend, Gavs-ı Geylani gibi asrının imamlarının ve kutuplarının makamları çok nadir elde edilecek büyük makamlardır, herkese açık denilemez. Bu makamlarda sadece liyakat yoktur, vehbilik de vardır. Yani Allah’ın ihsan ve ikramı esastır. Bazen bir insan o kabiliyette olur, ama o makamın kıyısından bile geçemez.

Tarikat, velayet-i suğra, yani küçük velayet makamıdır. Bu büyük zatların makamı, sahabe mesleği olan velayet-i kübra yani velayetin en üst makamlarını elde etme mesleğidir. Onun için bu zatların mevki ve makamına tarikat berzahı ile ulaşmak kabil değildir. Bu makamlarda irsiyet noktasından Al-i beytten olmak şart değildir, lakin oda işin içinde olursa nurun ala nur olur. Zaten meslek ve meşrep noktasından onlar Al-i beyttendir, irsiyet noktasından öyle olmasalar bile bu bir şey ifade etmez.

Rabbim bize bu mübarek zatların yolundan gitmeyi ve onların şefaatine mazhar olmayı nasib etsin. (Âmin!)

(1) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sekizinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.186
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...