"Muhyiddin'in, irfanı galip çıktı aşkına, sebep oldu ki işaratı yağdırdı ona dehşetli oklar, ta Selim'e keşfoldu remz..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Vakta ki Muhyiddin'in, irfanı galip çıktı aşkına, sebep oldu ki işârâtı yağdırdı ona dehşetli oklar, tâ Selim'e keşfoldu remz. Fakat Câmî âşıktı, vâzıhan tasrih etti, hem hürmetle yaşadı, oklardan selîm kaldı, hem tenkid de edilmez." (bk. Âsâr-ı Bediiyye, Lemeat, İttihad Yay. İstanbul 2002, s. 705)
"İrfanı galip çıktı aşkına" ifadesi, İbn Arabî'nin akli ve irfani bilgisi, ilahi aşka ulaşmanın bir aracı olarak görmesini ifade eder. Yani onun tasavvufi tecrübesinde ve öğretisinde, aklın ve bilginin derinleşmesi, ilahi aşkın daha iyi idrak edilmesine yol açmıştır.
Ancak, İbn Arabî'nin bu derin ve bazen müteşabih (benzetmeli, kapalı anlamlı) ifadeleri, bazı çevreler tarafından yanlış anlaşılmış ve eleştirilere neden olmuştur. "İşârâtı yağdırdı ona dehşetli oklar." ifadesi tam da bu durumu anlatır. Onun remizli (sembolik) ve işârî (işaretli) anlatımı, bazı alimler tarafından zahiri (dış görünüşteki) manasından uzaklaşma olarak yorumlanmış ve şiddetli eleştirilere hedef olmuştur.
"Tâ Selim'e keşfoldu remz" ifadesi, İbn Arabî'nin bazı remizli ifadelerinin, Yavuz Sultan Selim döneminde veya onunla ilişkili bir şekilde, belirli bir anlamının açığa çıktığına işaret eder. Özellikle İbn Arabî'nin Şam'daki mezarının, uzun yıllar sonra Yavuz Sultan Selim tarafından bulunup türbesinin inşa edilmesi ve oraya bir cami yapılması, bu ifadenin arkasındaki tarihi bağlamı oluşturur.
Yavuz Sultan Selim'in, İbn Arabî'nin ilmi ve manevi derinliğine değer verdiği ve onun düşüncelerini bir nevi "keşfettiği" ima edilmektedir. Bu "keşif", sadece maddi bir mekânın bulunması değil, aynı zamanda İbn Arabî'nin manevi mirasının anlaşılması ve takdir edilmesi anlamında da yorumlanabilir.
Abdullah Câmî (1414-1492), hem şair hem de mutasavvıf bir şahsiyettir. "Fakat Câmî âşıktı, vâzıhan tasrih etti." ifadesi, Câmî'nin tasavvufi anlayışında aşka olan vurgusunu ve bu aşkı açıkça, herkesin anlayabileceği bir dille ifade etme tarzını belirtir. Câmî, İbn Arabî gibi remizli ve kapalı anlatım yerine, daha açıklayıcı ve anlaşılır bir dil kullanmayı tercih etmiştir. Onun şiirleri ve eserleri, ilahi aşkın güzelliğini ve derinliğini sade bir şekilde ortaya koyar.
"Hem hürmetle yaşadı, oklardan selîm kaldı, hem tenkid de edilmez" ifadesi ise, Câmî'nin bu açık ve hürmetkâr yaklaşımının, onu İbn Arabî gibi eleştirilerin hedefi olmaktan koruduğunu anlatır. Câmî, döneminin uleması ve halkı tarafından kabul görmüş, eserleri takdir edilmiş ve genel olarak tartışmalardan uzak kalmıştır. Bu durum, onun hem düşüncelerini açıkça ifade etme cesaretini hem de bunu yaparken gösterdiği şeriatın zahirine olan saygılı tutumu sayesinde gerçekleşmiştir.
Özetle Üstad Hazretleri, İbn Arabî'nin derinliğini takdir etmekle birlikte, onun gibi remizli anlatımın, bazen yanlış anlaşılmalara yol açabileceğine işaret eder. Câmî'nin ise, ilahi aşkı ve tasavvufu daha anlaşılır bir şekilde ifade etmesiyle, daha geniş kitlelere ulaşabildiğini ve eleştirilerden korunabildiğini vurgular.
Bu durum, tebliğ ve irşad metodunda açıklığın ve anlaşılırlığın önemini de ortaya koyar. Yavuz Sultan Selim'in İbn Arabî'ye olan yaklaşımı ise, devlet adamlarının ilim ve maneviyat ehline verdiği değeri ve bu değerin bazen zamanla keşfedildiğini gösteren bir örnek olarak sunulur.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Vakta ki Muhyiddin'in, irfanı galip çıktı aşkına,bu ifadeye göre arifin mi yoksa aşikin kısmına mı giriyor
İbn-i Arabi için ilim, irfan nihai hedef olan aşka gitmede kuvvetli bir vesile ve araç niteliğindedir. Burada irfan özel ve o an için galip gelen bir durumdur İbn-i Arabinin genel durumu için geçerli değildir. Aşk aynı zamanda irfanın zıddı ya da düşmanı değil tekmil edicisidir aşk ile irfan beraber olanlar en yüksek manevi makamlara erişmişler.