"Mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle..." cümlesindeki kaideyi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Risale-i Nur'daki şefkat, vicdan, hakikat, hak, bizi siyasetten men'etmiş. Çünkü masumlar belaya düşerler, onlara zulmetmiş oluruz. Bazı zâtlar bunun izahını istediler. Ben de dedim:

Şimdiki fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş'et eden hodgâmlık ve asabiyet-i unsuriye ve umumî harbden gelen istibdadat-ı askeriye ve dalaletten çıkan merhametsizlik cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadat meydan almış ki, ehl-i hak hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse, ya eşedd-i zulüm ile, tarafgirlik bahanesiyle çok bîçareleri yakacak, o halette o da ezlem olacak ve mağlub kalacak. Çünki mezkûr hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir-iki adamın hatasıyla yirmi-otuz adamı, âdi bahanelerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlub vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesiyle, o ehl-i hak dahi bir-ikinin hatasıyla yirmi-otuz bîçareleri ezseler, o vakit hak namına dehşetli bir haksızlık ederler.”[1]

Üstteki yazıda koyu renk ile gösterilen kısım, sathi nazarla değerlendirilse tenkide açık bir görünüm arzeder. Gerçi yazının tamamı bir bütün olarak dikkatle okunduğunda herhangi bir problem görülmemektedir. Mektupta mukabele-i bilmisil adı altında “bir-iki adamın hatasıyla yirmi-otuz adamı, âdi bahanelerle vurmak, perişan etmek” gibi yapılan haksızlıklara dikkat çekilmektedir. Ancak bu mana ifade edilirken "Mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle..." denilmesi, ister istemez konuya az çok vakıf olanlarda bazı istifhamlara yol açmaktadır.

Koca Hindistan’ı, Afrika’yı sömüren zalim güçler, oralarda tam bir hâkimiyet kurabilmek için halkı tehdit etmişler, “bize yapılacak en ufak saldırıya en şiddetli bir şekilde mukabele eder, hepinizi perişan ederiz” demişler, fiilen de “misillemede bulunma” adı altında vahşetli zulümler işlemişlerdir. Kur'ana göre ise “Hiçbir günahkâr başkasının günahını çekmez.”[2] Esas olan “suçun şahsiliğidir.” Birinin hatasıyla -velev en yakınları da olsa- başkaları cezalandırılamaz.

Mukabele-i bilmisil, misliyle mukabele demektir, bir nevi meşru müdafaa hakkıdır. Mesela kötü söz söyleyene benzeri şeyler söylenebilir, vurana vurulabilir. -Ölçüyü aşmamak şartıyla- dinde bunun yeri vardır. Mesela Kur'an şöyle bildirir:

“Hürmetler (dokunulmazlıklar, saygı gösterilmesi gereken şeyler) kısasa tabidir. Artık kim size haddi aşarsa (saldırırsa), siz de size yaptığının aynıyla ona haddi aşın (yaptığının misliyle cezalandırın) ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir.”[3]

Âyet, Hudeybiye Antlaşması öncesinde Müslümanların Mekke’ye umre için gitmelerinin engellenmesi üzerine inmiştir. Yani “Onlar haram ayın hürmetini çiğneyerek sizi Mescid-i Harama girmekten alıkoydular, siz de onlara misilleme yapın.”

“Bir seyyienin karşılığı, ona denk bir seyyiedir (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.”[4]

Yani yapılan bir kötülüğe misliyle, yani ona denk bir fiille karşılık verilir. Ancak, din bir yönüyle kurallar manzumesidir. Küllî kaideler uygulanırken kuralın genel olmasından yola çıkıldığında zaman zaman suiistimaller olabilmektedir. Mesela İslam Hukukunda “zaruretler haramı helal kılar” hükmü vardır. Ama bunu mesela “günümüz şartlarında faiz çok yaygın, zaruret halini almış bir durumda, öyleyse ben de faiz alıp verebilirim” şeklinde kullanmak, sınırı aşmak olur.

Benzeri bir şekilde mukabele-i bilmisil kaidesinin hem adilane hem de zalimane kullanımı söz konusudur. Bediüzzaman’ın ifadesi, bunun zalimane kullanımıyla ilgilidir.

Adilane kullanımına şunları misal verebiliriz:

- Hz. Ömer, zimmîden yirmide bir oranında vergi alınmasını düşünmektedir. Civardaki gayr-i Müslim devletlerin Müslüman tüccardan onda bir oranında vergi aldıklarını öğrenince, onlardan aynı oranda vergi alınmasını emreder.[5]

-Devletler hukukunda vatandaşınızdan vize isteyen devlete siz de vize talebinde bulunur, size ambargo uygulayana siz de ambargo uygularsınız.

Zalimane kullanımına ise şunları misal verebiliriz:

-Zalim bir topluluk, başka bir topluluğun çocuklarını katletmişse, ceza olarak onların çocuklarını öldürmek.

-Savaş meydanında müsle tabir edilen kulak, burun kesmek gibi taşkınlıklara misliyle mukabelede bulunmak.

Şu olay, buna güzel misaldir: Abdullah b. Âmir, bir savaş sonrasında Hz. Ebû Bekir’e bir düşman liderinin başını getirir. Hz. Ebû Bekir bunu hoş karşılamaz. Abdullah, onların da Müslümanlara böyle yaptığını söyleyince şöyle der: “Farslar ve Bizanslılar’ı mı örnek alacağım.”[6]

Mukabele-i bilmisilin uygulanmasında, dinin öngördüğü şu kaidelerin nazara alınması gerekir. Yoksa mukabele-i bilmisil yapayım derken zulme düşme riski olacaktır:

1- “Zarar verme ve zarara zararla mukabelede bulunma yoktur.”[7]

2-"Zarar izâle olunur."[8]

3-"Bir zarar kendi misliyle giderilemez."[9]

Bu kaidelerden birincisi hadis, diğer ikisi ise Mecellenin hükümleridir. Meselâ; birisi komşusunun camını kırsa, ceza olarak onun camını kırmak uygun değildir. Kırılan camın tazmin ettirilmesi gerekir. Birisi borcunu ödemedi ise, bunun bedeli onu öldürmek veya öldürtmek olamaz. Meşru çerçevede borcun telafisine gayret göstermek gerekir.

Dipnotlar:

[1] Said Nursi, Şualar, s. 291

[2] Fatır, 18; İsra 15; Necm, 38

[3] Bakara, 194

[4] Şûra, 40

[5] Bkz. Ahmet Özel, “Mukabele-i bilmisil” md. DİA, XXXI, 106

[6] Beyhakī, IX, 132; Nevevî, XIX, 314; İbn Kudâme, VIII, 494.

[7] İbn Mace, Ahkâm, 17

[8] Mecelle, 19. Madde

[9] Mecelle, 24. Madde

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Mukabele-i bilmisili biz de uygulayabilir miyiz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

Bir kimse kendisi kısas uygulayamaz. Yoksa toplumda kargaşa ve sıkıntılar başgösterir. Kısası uygulayacak olan devletin yargı organlarıdır. Nitekim gerek gönümüzde gerekse daha önceki zamanlarda kısası kişinin kendisi yerine getirmeye çalıştığı zaman toplumda huzur bozulmuş, kan davaları vb. toplumsal kargaşalar zuhur etmiştir.

Her Müslüman üzerine düşen görevi yapmakla sorumludur. Bir insanın toplumda bulunduğu konum ona bazı sorumluluklar yükler. Her Müslüman da o kunumuna göre sorumlu olur. Bu konuya bir hadisi şerifle bakabiliriz:

“Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.”(1)

Herkes her durumda bu hadisi kendine göre yorumlayamaz. Mesela, yolda bir kötülük görsek, onu elimizle düzeltmeye kalksak ve dayak atsak, o adam da davacı olsa, bu durumda bize de ceza tatbik edilir. Öyleyse hadis-i şerifin manasını nasıl anlamalıyız?

El ile düzeltmek vazifeli insanların, yani devletin ve emniyetin görevi, dil ile düzeltmek alimlerin vazifesi, kalben buğz etmek ise diğerlerinindir.

Buna göre devlete ihanet eden insanların cezasını vermek, devleti yönetenlere aittir. Yetkili olmayan birisinin bunu yapması doğru değildir.

(1) bk. Müslim, İman 78; Tirmizi, Fiten 11.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
adba

Peki "Mukabele-i bilmisil" neden zâlimâne bir kaidedir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Mehmet Selim)

Çünkü, mukabele-i bilmisili uygulayan veya uygulatan merci' devlettir ve şeriatın mümessilleridir. Şayet bir kişi onların vazifelerini üstlenirse hem vazifesi olmayan bir işe girişmiş olur hem de yanlış ve hissi kararlar verebileceği ihtimali olabilir. Bu nedenle bir insanın mukabele-i bilmisile müstakil olarak gitmesi zalimane bir kaide olur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...