"Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlûp vaziyetinde kalır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şimdiki fırtınalı asırda gaddar medeniyetten neş'et eden hodgâmlık ve asabiyet-i unsuriye ve umumî harpten gelen istibdadat-ı askeriye ve dalâletten çıkan merhametsizlik cihetinde öyle bir eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdadat meydan almış ki, ehl-i hak, hakkını kuvvet-i maddiye ile müdafaa etse, ya eşedd-i zulüm ile tarafgirlik bahanesiyle çok bîçareleri yakacak; o hâlette o da ezlem olacak ve mağlûp kalacak."

"Çünkü, mezkûr hissiyatla hareket ve taarruz eden insanlar, bir iki adamın hatasıyla yirmi otuz adamı, âdi bahanelerle vurur, perişan eder. Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlûp vaziyetinde kalır. Eğer mukabele-i bilmisil kaide-i zâlimânesiyle, o ehl-i hak dahi bir ikinin hatasıyla yirmi otuz biçareleri ezseler, o vakit, hak namına dehşetli bir haksızlık ederler."(1)

Ayarı bozulmuş ve merhameti kalmamış bu dehşetli asırda, iman için mücadele edenler manevî cihadı bırakıp maddî cihadı yapsalar, çok büyük tehlikelere ve kapanması mümkün olmayan zararlara meydan verecekler. Bu yüzden, bu zararlara ve tehlikelere düşmemek için, maddî değil, manevî cihadla meşgul olmak elzemdir ve zaruret haline gelmiştir.

“Eğer ehl-i hak, hak ve adalet yolunda yalnız vuranı vursa, otuz zayiata mukabil yalnız biri kazanır, mağlûp vaziyetinde kalır.” Bu cümlede, zalimlerin karşısında ehl-i hakkın vaziyeti ifade ediliyor. Yani hak ehli, onlardan birisini vursa, onlar hak ehlinden otuzunu vurur. Bire karşı otuz insanı feda etmek de akıl kârı değildir...

(1) bk. Şualar, On İkinci Şua.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...