"Maddî mübarezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdat ile birinin hatâsıyla onun mâsum çok taraftarlarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûp düşecek." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvela ifade etmek isteriz ki, bu konu Üstad Bediüzzaman Hazretlerine çok ithamlarda bulunan ve O’nu cezalandırmaya çalışan Afyon Mahkemesi reisi ile âzalarına karşı, yapılan ithamlardan dolayı yazılan bir dilekçede ve müdafaa mahiyetindeki bir yazıda geçmektedir. Bu yazıda bütün ithamlara gayet net ve ikna edici cevaplar yapılmıştır. Mâna itibariyle burada verilen mesajların bir kısmı şöyledir:

Nur talebeleri siyasâ hareketlerden her zaman uzak durmuş ve durmalıdır. Çünkü siyasete girmenin iki neticesi vardır:

Birisi, yanlışlarını da sahiplenecek ve savunacak kadar bir partiye taraf ve üye olmak.

Diğeri ise kendi partisinin dışındaki partilere alenen muhalif olup, düşmanlık etmektir. Oy vermek bir vatandaşlık vazifesi olup siyaset mânasına gelmediğinden, o kısım bahsimizden hariçtir.

Açıkça ifade etmek gerekirse, Nur cemaati ve Kur’an hizmetinde olduğunu iddia eden hiçbir cemaat ve tarikat, bir partiye taassup derecesinde taraftar olmadığı gibi, siyasîlerin birbirlerine takındığı tavır nev’inden düşman da olmaz. Cemaat ve tarikatlar olarak, bir partiye alenen düşman olmak nasıl yanlış ise, alenen ve fanatikçe destek olmak da bir o kadar yanlıştır.

Üstadımız bu hakikati; "İşte, ben de nur-u Kur'ân'ı elde tutmak için, اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ deyip, siyaset topuzunu atarak, iki elimle nura sarıldım. Gördüm ki, siyaset cereyanlarında, hem muvafıkta, hem muhalifte o nurların âşıkları var."(1) cümlesiyle ifade etmektedir.

"Elhamdülillâh, siyasetten tecerrüd sebebiyle, Kur'ân'ın elmas gibi hakikatlerini propaganda-i siyaset ittihamı altında cam parçalarının kıymetine indirmedim. Belki, gittikçe o elmaslar kıymetlerini her taifenin nazarında parlak bir tarzda ziyadeleştiriyor."(2)

İfadesi de elmas gibi bu imanî hakikatlerin siyasete girmek suretiyle cam parçalarına indirmek gibi bir yanlışlığa girilmemesi gerektiği nazara verilmektedir.

Ayrıca Üstadımız, âlem-i İslam’ın ıslahının siyaset yolu ile değil, tahkikî iman ve irşad yolu ile olacağını Risale-i Nur'da defaatle ifade etmiştir. Nur talebelerinin yüz bin eli olsa Nur'a yapışmalı ve harice bakmamalıdır. Bununla beraber Üstadımız;

“Onun rahmetinden bekleriz ki, bize pahalı satmasın. Baştakilerin başlarına akıl ve kalblerine iman versin, yeter. O vakit kendi kendine iş düzelir.”(3)

Demekle bazı hususların siyasîlere taalluk ettiğini ve siyasîlerin de dindar insanlardan seçilmesi gerektiğini ifade eder.

"Hem maddî mübarezede şu asrın bir düsturu olan eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdad ile birinin hatâsıyla onun mâsum çok taraftarlarını ezmek lâzım gelecek. Yoksa, mağlûp düşecek."(4)

Cümlesine gelirsek, bu cümlenin izahını risalelerin çok yerlerinde görmek mümkündür. Bunlardan sadece şu kısmı alabiliriz:

“İçtinabımızın çok sebeplerinden bir sebebi de Risale-i Nur’un dört esasından birisi olan 'şefkat etmek, zulüm ve zarar etmemektir.' Çünkü وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى yani, 'Birisinin hatâsıyla, başkası veya akrabası hatakâr olmaz, cezaya müstehak olmaz.' olan düstur-u irade-i İlâhiyeye karşı, bu zamanda اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ sırrıyla şedit bir zulümle mukabele eder. Tarafgirlik hissiyle, bir câninin hatâsıyla, değil yalnız akrabasına, belki taraftarlarına dahi adâvet eder. Elinden gelse zulmeder. Elinde hüküm varsa, bir adamın hatasıyla bir köye bomba atar. Halbuki bir mâsumun hakkı, yüz câni için feda edilmez; onların yüzünden ona zulmedilmez. Şimdiki vaziyet, yüz mâsumu birkaç câni için zararlara sokar. Mesela, hatâlı bir adama müteallik, biçare ihtiyar valide ve pederi ve mâsum çoluk çocukları ezmek, perişan etmek, tarafgirâne adâvet etmek, şefkatin esasına zıttır.”(5)

Burada bazen ehl-i hükümetin, devletin gücü ile yapacağı bazı hatalar, haksızlıklar ve müdahaleler, bir ehl-i siyaseti veya onların fanatik taraftarlarını mes’ul edebilir. Bunun için, hâdiseleri ve suçları adalet-i mahza esaslı değerlendirmek zorunda kalan cemaat ve tarikatler, siyasîlere rey verseler de onların bu gibi hatalarını sahiplenmemeleri gerektiği ifade edilmektedir. Çünkü ehl-i siyaset, kanunlarda bir çıkış yolu bulup müdahalelerde bulunabilirler. Mağlup olacaklarını anlasalar, masumları da ezebilirler.

Netice, birisinin hatası sadece kendisini bağladığı halde, masum olan kişileri (anne, baba, eş, dost) bağlamamalı. Zaten İlahi adalet de mahkeme-i kübra olan mahşerde öyle hükmedecek. Dolayısıyla böyle bir hataya düşebilme imkânına sahip olan siyasetten fiilen uzak durmak, adalet-i mahzayı esas tutma mecburiyetinde olan cemaatlerin vazgeçilmez tavrı olmalıdır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, On Üçüncü Mektup.
(2) bk. age.
(3) bk. Lem'alar, On Altıncı Lem’a.
(4) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.
(5) bk. Emirdağ Lahikası-I, (18. Mektup)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...