"Nefsine muhabbet ise, ona acımak, terbiye etmek, zararlı hevesâttan men etmektir." Nefsimizi nasıl terbiye edeceğiz? Zararlı hevesattan nasıl menedeceğiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Masum ve mahfuz olduğu halde Peygamber Efendimiz (asm) dahi Allah’a iltica ederek; “Ya Rab, beni bir an dahi nefsimin eline bırakma” diye dua etmiştir.

Hz. Yusuf (as.) gibi ulu-l azm bir peygamber bile, nefsinden şikâyet ederek şöyle buyurmuştur: “Doğrusu ben nefsimi temize çıkarmam. Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister ve kötülüğü emreder.” (Yusuf Suresi, 53)

İstiğfar ve tövbe, insanın kusurlarının ve günahlarının farkına varıp bundan pişmanlık duymasıdır ki, bu da şer fidanının köküne asit dökmek gibidir. Evet, kusuru görmek kusuru terk etmenin yarısıdır. İstiğfar ve tövbe de kusurdan nedamet etmektir. Allah, pişmanlık duyup tövbe ve istiğfar eden kullarını affeder.

Tevbe, rücü etmek, pişman olmak ve yaptığı günahları terk ederek Cenab-ı Hakk’a yönelmektir.

Üstad Hazretleri Lem’alar adlı eserinde şöyle der:

“Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, affa müstehak olur.”

Nefis terbiyesi tıpkı bir çocuğu terbiye etmek gibidir. Çocuk bilmediği veya ileriyi görmediği için yanlış tercihler yapabilir. Biz onun yanlış tercihlerine mâni olur, doğruya yönlendiririz. Bu da ona olan şefkatimizden ileri geliyor.

Nefsimiz de ahiretimize zarar verecek günahlara girmek istediğinde, şefkatimiz gereği onu o çirkin işlerden men etmeliyiz. Yoksa onu serbest bırakmak, acımak değil, merhametsizliktir.

Üstad Hazretlerinin şu ifadeleri meseleyi çok güzel özetlemektedir:

"O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. 'Oğlum paşa olsun.' diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, 'Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?' diye şekvâ edecek." (1)

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Dördüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...