"Dua ve tevekkül, meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar ve tövbe dahi, meyelan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayır ve şer, büyüme kabiliyetinde olan iki fidan gibidir. Nasıl ki bir fidan, su, hava ve ışık sayesinde gelişip büyüyorsa, hayır ve şer de müsbet ve menfi şeyler ile büyür ve kuvvet kesbeder. Müsbet ve güzel olan her şey hayır ağacına gıda ve besin gibidir. Menfi ve çirkin olan her şey de şer ağacını besler ve büyütür.

Dua ve tevekkül, hayır fidanını büyüten ve ona kuvvet veren iki tesirli manevi gıda gibidir. Allah’a el açıp hayır istemek ve tevekkül ile ona teslim olmak, hayır cihetimizin gelişmesine bir davet ve bir istimdattır.

İstiğfar ve tövbe, insanın kusurlarının ve günahlarının farkına varıp bundan pişmanlık duymasıdır ki, bu da şer fidanının köküne asit dökmek gibidir. Evet, kusuru görmek kusuru terk etmenin yarısıdır. İstiğfar ve tövbe de kusuru görmek ve ondan nedamet etmektir. Allah, pişmanlık duyup tövbe ve istiğfar eden kullarını affeder. Tövbe, rücü etmek, pişman olmak ve yaptığı günahları terk ederek Cenab-ı Hakk’a yönelmektir.

Üstad Hazretleri Lem’alar adlı eserinde şöyle der:

“Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, affa müstehak olur.”(1)

Şeytanın en mühim bir desisesi ve oyunu da insana kusurunu göstermemesi ve itiraf ettirmemesidir. Ta ki, o insan istiğfar ve tövbe edip Allah’a sığınmasın. Şeytanı dinleyen ve nefsine mağlup olan insan, kusurunu görmek istemez; görse de avukat gibi kendini savunur.

İnsan aciz ve zayıf yaratıldığından kusur ve hatalardan beri kalması mümkün değildir. Öyle ise insan, daima acizliğinin ve noksanlığının şuurunda olmalı. Cenab-ı Hakk’a dua ve iltica etmeli ve günahlarından dolayı ona daima tövbe ve istiğfar etmelidir. İnsan maddi kirlerinden yıkanmak suretiyle temizlendiği gibi, manevi kirlerinden ve günahlarından da tövbe ve istiğfar ile temizlenir.

“Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbap çoktur. Başta nefis ve hevası ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var.”(2)

“İnsandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gadabiye ise, şeytanın desiselerine hem kabile, hem nakile iki cihaz hükmündedir. İşte, bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakkın Gafûr, Rahîm gibi iki ismi, tecellî-i âzamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur'an-ı Hakîmde peygamberlere en mühim ihsanı mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları istiğfar etmeye davet ediyor.”(3)

Dipnotlar:

1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

2) bk. age., On Yedinci Lem'a.

3) bk. age., On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 15.945
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

istiğfar ve tövbebin farkı nedir, peygamber efendimiz günde yüz veya 70 defa Tevbe mi istiğfar mı ediyordu, izah eder misiniz

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

İstiğfar ve Tövbe Arasındaki Fark

İstiğfar: Sözlü bir taleptir. "Estağfirullah" (Allah'tan bağışlanma dilerim) diyerek dil ile af istemektir. Geçmişte yapılan hataların bağışlanması üzerine yoğunlaşır.

Tövbe: Fiili bir dönüştür. Sadece dil ile değil; kalp ile pişmanlık duymak, günahı kesin olarak terk etmek ve bir daha yapmamaya azmetmektir. Gelecekte aynı hataya düşmemeyi de kapsar.

Kısaca: İstiğfar "af dilemek", tövbe ise "günahtan Allah'a dönmek" demektir.

Peygamber Efendimiz Kaç Defa Yapıyordu?

Hadis kaynaklarında Peygamber Efendimiz’in (sav) hem 70 hem de 100 rakamı geçmektedir ve her iki eylemi de (istiğfar ve tövbe) birlikte yapıyordu:

70 Defa: Ebu Hüreyre'den (ra) rivayet edilen bir hadiste Efendimiz: "Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah'tan beni bağışlamasını diler, O'na tövbe ederim" buyurmuştur (Buhârî).

100 Defa: Müslim'de geçen bir diğer hadiste ise: "Ey insanlar, Allah'a tövbe edip O'ndan af dileyiniz. Zira ben günde yüz defa tövbe ediyorum" buyurmuştur.

Özetle: Peygamberimiz hem istiğfar ediyor hem de tövbe ediyordu. Buradaki 70 veya 100 rakamları, bu işin çokça ve her gün yapılması gerektiğini vurgulamak içindir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Fd

Burada dua ve tevekkül edilirse insanın hayra olan kısa elinin uzayarak hayirlara ereceğini anlatıyor. Buradaki dua; hayır yapayım diye dua istemek mi, yoksa her çeşit dua olabilir mi? Belki de dua da böyle bir iksir var. Tevekkülü de fiili dua diye mi anlamalıyız? Yani çalışan başarır gibi mi?

İstigfar ve tövbenin de günahlara uzanan o uzun eli kısalttığı anlatılmaktadır. Nice kez istiğfar ediliyor sizin de bahsettiğiniz kavli olarak af dilemek gibi, ancak insan yine günahına devam ediyor, Tevbe ediyor tevbesini yine bozuyor, bu  durumda eli günahtan kısalmıyor. Acaba sebatla istiğfara devam edilirse bu ahir zamanda en sonunda insan bir daha eski günahlarına dönmemeyi başarabilir mi? Yoksa istiğfar edip düzelmiyorsa bir yerde yanlışlık mı yapılıyor? Açıklar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Burada bahsedilen hakikatler, insanın sınırlı gücü ile sonsuz ihtiyaçları arasındaki bağı açıklar:

Dua ve Tevekkülün Mahiyeti

Duanın Kapsamı: Buradaki dua sadece "hayır yapma isteği" değil, her türlü hayırlı talebi kapsayan genel bir anahtardır. Dua, kulun kendi acziyetini anlayıp sonsuz bir kudrete dayanmasıdır. Bu bir iksir gibidir; çünkü insan tek başına ulaşamayacağı neticelere, o sonsuz kudrete intisap ederek ulaşır.

Fiili Dua (Tevekkül): Tevekkül, sadece beklemek değil; tüm sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır. "Çalışan başarır" düsturu bir fiili duadır. Tohumu toprağa atmak lisan-ı hal ile yapılan bir duadır; mahsulü vermek ise Allah'ın takdiridir.

İstiğfar ve Günah Eli

Sebatın Önemi: İstiğfarın günah elini kısaltması, insanın iç dünyasında o günaha karşı bir soğukluk ve bariyer oluşturmasıdır. Tevbenin bozulması insanın zayıflığından kaynaklanır, ancak istiğfara kararlılıkla devam etmek ruhu yavaş yavaş şekillendirir.

Yanlışlık mı Var?: Eğer insan düzelmiyorsa, bu istiğfarın etkisiz olduğundan değil, henüz kalbe tam inmediğinden veya alışkanlıkların gücündendir. Ancak ümitsizliğe yer yoktur; her samimi istiğfar o günah bağını zayıflatır. Ahir zamanda ısrarla istiğfar eden, en sonunda o bataklıktan kurtulma iradesine (sebat sayesinde) kavuşabilir.

Yani tövbeyi bozmak bir başarısızlık değil, yolda düşmektir; gerçek yanlışlık ise düştüğünde kalkmaktan vazgeçmektir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...