Niçin vesvese aklın, ruhun değil de kalbin hastalığı olarak nazara verilmiştir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bilindiği gibi, kalbin bütün işleri kelimesizdir. İnsan bir şeyi kelimesiz olarak sever, ama bu sevgisini başkaları ile paylaşmak istediğinde kelimelere döker. Böylece, kalpteki o mana aklın dairesine geçmiş olur.

Sevmek kelimesiz olduğu gibi, korkmak, acımak, şefkat etmek ve iman etmek de kelimesizdir. Kalpteki iman kelimelere dökülür ve şehadet olarak ilan edilir.

Şeytan cin taifesindendir. Cinlerin konuşmaları bizim gibi ağızla, dille, gırtlakla değildir. Meleklerin konuşmaları gibi cinlerin konuşmaları da kelimesiz, mahreçsizdir.

Melekler kalbe ilhamlarını kelimesiz olarak verdikleri gibi, şeytanlar da vesveselerini yine kelimesiz olarak atarlar. Kalpteki bu müspet veya menfi manalar kelimeye dökülecekleri zaman akla intikal ederler; kelime ve cümle kalıplarına girerler.

Biz vesveseyi yanlış düşünceler olarak zannederiz: Hâlbuki vesvese akıldan bir önceki safhada kalbe kelimesiz olarak atılmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 7.092
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

mtahir42

O zaman ilk önce kalbe geliyor. Üstad hazretleri şeytan şüpheyi kalbe atar diyor? Birde vesvesyi atar demiyor şüphe diyor ama neden? Yani peki şüpheyi yada vesveseyi kalp kabul ederse. O zaman hiç akıl ve hayalde şekillenme olmaz mı bu nasıl anlaşılabilir acaba?

Birde bizler iman sahibi olduğumuz için mi kalbimiz kabul etmez? Yani eğer öyleyse. Kafirlerde durum nasıldır? Şeytan direk kalplerinden mi yönetiyor onları.? Yoksa onlarda da aynı mantık mı gidiyor. Yani onlar küfrü kabul ediyorlar. Fakat bazı şerait durumlarıyla yaşıyorlar. Mesela hırsızlık yaptırmak isterse yada zina aptırmak isterse şeytan onlara durum bizdekinden farklı mı ilerliyor? Detaylı izah ederseniz memnun olurum. Allah razı olsun..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bahsettiğiniz mesele, Risale-i Nur Külliyatı’nda (özellikle 21. Söz’ün İkinci Makamı olan Vesvese Risalesi’nde) çok ince bir psikolojik ve imani tahlille ele alınır.

Sorularınızı derinlemesine ve adım adım, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin çizdiği çerçeveden anlamaya çalışalım.

1. Neden Şüphe ve Neden İlk Önce Kalp?

Üstad Hazretleri’nin şeytanın ilk olarak "şüpheyi" kalbe attığını ifade etmesi, kalbin insandaki merkezi konumundan ileri gelir. Kalp, imanın ve tasdikin (onaylamanın) mahallidir. Şeytanın asıl hedefi kalpteki imanı sarsmaktır.

Ancak burada kritik bir kavramsal ayrım vardır: Şeytanın kalbe attığı şey, aslında teknik manada kalbin kendi malı olan akli bir şüphe değil, lüme-i şeytaniyeden (şeytanın fısıldama merkezinden) kalbe yakın bir yere üflenen bir "vesvese ve üflemedir."

Vesvese ilk etapta bir şüphe suretinde kalbin kapısını çalar. Şeytan doğrudan akla gitmez; çünkü akıl delille çalışır. Kalbe fısıldayarak orada bir ürperti, bir panik ve "Acaba mı?" hissi uyandırmaya çalışır.

2. Kalp Kabul Ederse Akıl ve Hayalde Şekillenme Olmaz mı?

Eğer kalp (Allah korusun) o fısıltıyı, o şüpheyi kabul edip onaylarsa, süreç çok daha hızlı ve yıkıcı işler. Ancak süreç tamamen tersine dönmez, aksine akıl ve hayali de peşinden sürükler:

Kabul Durumunda: Kalp felsefi veya nefsi bir fısıltıyı onayladığı an, o artık bir "vesvese" olmaktan çıkar, inkar veya şüphe inancına dönüşür. Kalp onaylayınca, akla emir verir: "Bunu destekleyecek deliller bul." der. Hayale emir verir: "Bunu tasavvur et." der. Yani kalp kabul ederse, akıl ve hayalde şekillenme durmaz; aksine o inkarı kalıcı kılacak şekilde daha büyük bir boyutta şekillenir.

Kabul Etmeme Durumunda (Müminin Durumu): Şeytan kalbe şüpheyi atar fakat müminin kalbi iman nuruyla dolu olduğu için onu iter, kabul etmez. Kalp itince, o fısıltı mecburen akıl ve hayal mertebelerine sıçrar. İşte bizim hissettiğimiz o çirkin sahneler, hayaldeki şekillenmeler ve akla gelen "Ya şöyleyse?" soruları, kalbin o pisliği içeri almamasından dolayı yukarıya, hayal ve akıl perdesine fırlatılmasından ibarettir. Üstad'ın "O çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil, çünkü kalbin müteessir ve mahzundur" demesi bundandır.

3. Mümin Olunduğu İçin mi Kalp Kabul Etmez?

Evet, aynen öyle. Kalpteki iman, bir tür manevi bağışıklık sistemidir. Kalp, içindeki "tasdik-i imani" (iman onayı) sebebiyle şeytanın üflediği o yabancı maddeyi bünyesine almaz. Müminin vesveseden rahatsız olması, canının yanması, "Eyvah, ben dinden mi çıkıyorum?" diye korkması, kalbinin o şüpheyi kabul etmediğinin ve imanının canlı olduğunun en büyük delilidir. Kabul eden adam rahatsız olmaz.

4. Kafirlerde Durum Nasıldır? Şeytan Onları Direkt Kalpten mi Yönetir?

Kafirlerde sistemin temel mantığı aynı işlemekle birlikte, ulaştığı sonuç tamamen farklıdır. Şeytan onlara da başlangıçta aynı kapıdan (vesvese ve şüpheyle) yaklaşmıştır. Ancak kafir, o şüpheyi ve nefsine hoş gelen inkarı kalben kabul etmiş, onaylamıştır.

Kalbin Mühürlenmesi: Kalp küfrü kabul ede ede bir süre sonra kararır ve Üstad'ın ifadesiyle "mühürlenir." Artık şeytanın o kalbi yönetmek için büyük bir çaba sarf etmesine gerek kalmaz. Çünkü o kalp, şeytanın bir şubesi haline gelmiştir. Şeytan direkt kalpten yönetir denilebilir; çünkü kalbin kontrolü zaten teslim edilmiştir.

İbadet ve Şeriat Durumları (Hırsızlık, Zina vb.): Şeytanın bir insanı günaha sevk etme mantığı müminde ve kafirde farksız gibi görünse de arka planı çok değişiktir:

Müminde: Şeytan müminin kalbine küfrü kabul ettiremediği için, bari ameline zarar vereyim diye uğraşır. Günahları (zina, hırsızlık, yalan) nefsine cazip göstererek hayal ve heves mekanizmasını tetikler. Mümin günah işlese bile kalbi yine sızlar, çünkü kalbi o günahı "helal ve doğru" olarak kabul etmemiştir.

Kafirde: Kafirde zaten temel kale (iman) yıkıldığı için, şeytanın ona günah işletmek için büyük bir strateji yapmasına gerek yoktur. Şeytan kafire hırsızlık veya zina yaptırmak istediğinde, kafirin kalbinde onu durduracak bir iman bariyeri olmadığı için, doğrudan nefis ve hevesi canlandırır ve kafir o günahı çoğunlukla bir sınır tanımadan, vicdan azabı çekmeden (veya çok az çekerek) işler.

Yani özetle; şeytan müminin kalbine giremediği için etrafında dolanıp akıl ve hayalini vesveselerle taciz eder, ara sıra da günahlarla yaralamaya çalışır. Kafir ise kalbinin kapısını şeytana açtığı için, şeytan o evde ev sahibi gibi oturur; hem inancını hem de amellerini (günahlarını) içeriden rahatça yönlendirir.

1
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...