Teveccüh-ü nas hakkındaki "İhlassızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır." ile "Teveccüh-ü rahmetin inikası ve gölgesi olmak..." cümlesinin izahı nasıldır?
Değerli Kardeşimiz;
"HAŞİYE: ...Şan ve şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs ise, ücret ve mükâfat değil, belki ihlâssızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır." (Lem'alar, Yirminci Lem'a, Birinci Nokta.)
Şan ve şeref kasten istenilir ise, ihlas ve samimiyet ile bağdaşmaz. Kalbinde ihlas hükmeden birisinin şan peşinde koşması mümkün değildir. Kalbinde şan ve şöhret sevgisi galip olan birisinin de ihlası yakalaması mümkün değildir. İhlas ile şöhret aynı anda bir kalpte bulunamaz.
"Evvelâ rıza-yı İlâhî ve iltifat-ı Rahmânî ve kabul-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir. Eğer teveccüh-ü rahmet varsa, yeter. İnsanların teveccühü, o teveccüh-ü rahmetin in’ikâsı ve gölgesi olmak cihetiyle makbuldür; yoksa arzu edilecek birşey değildir. Çünkü kabir kapısında söner, beş para etmez." (Mektubat, 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım.)
İkinci cümlede ise; kalbinde ihlas hükmettiği ve istemediği hâlde insanlar ona teveccüh ediyorlarsa, bunu ilahi rahmetin bir tecellisi şeklinde görüp şükredebilir. Yoksa kalpte ihlas olmadan insanların teveccühü rahmet değil, nikmet olur.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü