"Sema berrak, bulutsuz; zemin kuru ve hayatsız, tevellüde gayr-ı kabil bir halde iken, semayı yağmurla, zemini hazrevatla fethedip bir nevi izdivac ve telkîh..." Ne demektir?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
"Gökler ve yer bitişik iken biz onları birbirinden koparıp ayırdık." (Enbiyâ, 21/30)
Burada Kur’an’ın her bir kelamında çok ince sır ve manaların dürülü olduğu izah ediliyor. Ayetin öyle geniş ve muhit bir belagati vardır ki, her tabakadan insan bu belagat kıvrımından kendine uygun bir manayı ahzedebilir.
Manalar inceldikçe, ayetin zahiri ile batını arasındaki irtibat ve münasebet de o nisbette inceliyor ve letafet kazanıyor.
“Retkan” kelimesinde sema bulutsuz ve berrak, zemin ise kuru ve hayatsız iken, Allah bu elverişsiz ve ayrı duran unsurları birleştirip, onlardan mükemmel ve cıvıl cıvıl hayatlar yeşertiyor.
Ayırmak manası da iki farklı şeyden ortak bir neticenin, yani hayatın çıkmasına bir gönderme yapıyor. Mizacı zıt iki şeyden, müşterek ve aynı zamanda harika bir sanatın icat edilmesi takdire şayan bir mu’cizedir. Yani sema ve zeminin ayrılması da birleşmesi de mucizevîdir.Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yazar:
Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.891
Yorumlar
Burada 3 tabakanın fehmi anlatılmış . Son ikisini anladım.. fakat birinci sanki bitişik iken ayırmaya deyil de, ayrı iken bitişiği anlatıyor.. oysa ayette bitişik iken ayırmaktan bahsediyor. lütfen üstad ne demek istemiş, anlayamadım
"Gökler ve yer bitişik iken Biz onları birbirinden koparıp ayırdık." Enbiya, 21:30.
“Semâ berrak, bulutsuz, zemin kuru ve hayatsız, tevellüde gayr-ı kabil bir halde iken semâyı yağmurla, zemini hazravatla fethedip, bir nevi izdivaç ve telkih suretinde bütün zîhayatları o sudan halk etmek, öyle bir Kadîr-i Zülcelâlin işidir ki, rû-yi zemin Onun küçük bir bostanı ve semânın yüz örtüsü olan bulutlar Onun bostanında bir süngerdir anlar, azamet-i kudretine secde eder.” Yirmi Beşinci Söz
Bulut ile zemin hayata elverişsizlik açısından bitişik gibi iken yani her ikisi de hayata kaynaklık edemeyecek bir vaziyette iken ikisini yağmur ve yeşillik ile ayırmış buluta yağmuru zemine yeşilliği vererek ikisini birbirinden ayırmıştır.
Burada fiziki bir bitişiklikten değil özellik açısından bir bitişiklikten bahsediliyor. Bulut ile zemine yağmur ve yeşillik verilmemiş olsa idi ikisi de hayata kaynaklık etme bakımından bir özellikte olacaklardı. Yağmur olmadan bulut nebatat olmadan da toprak kısırlık ve verimsizlik açısından bitişiktir sonra Allah buluta yağmuru toprağa nebatatı vererek ikisini farklı özellikler ile ayırmıştır.
Sudan halketmekten kasıt, nasıl birşey anlamak lazım.Burada su olarak meni değilde semadan inen su olduğu açık.
Meninin menşei de su olduğu için her şeyin kökeni su ya da sıvı demek gerekiyor. Yani kainatın harcı ve kumu hükmünde olan esir maddesi de sıvı bir maddedir. Ve her şeyin menşei de bu maddeye dayanmaktadır.
Üstadımız bu gerçeğe şu şekilde işaret etmektedir: Madde-i esîriye, mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. "Arşı su üzerindeyken..." Hûd Sûresi, 11:7. âyeti, şu madde-i esîriyeye işarettir ki, Cenab-ı Hakkın arşı, su hükmünde olan şu esîr maddesi üzerinde imiş. Esîr maddesi yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellîsine merkez olmuştur. Yani esîri halk ettikten sonra, cevâhir-i ferde kalb etmiştir. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısımdan, meskûn olmak üzere yedi küre yaratmıştır. Arz, bunlardandır. İşârâtü'l-İ'câz