"Bizim üç düşmanımız vardır ki, bizi harab etmektedir. Bu düşmanlardan birincisi fakirliktir. İstanbul'un kırk bin hammalı bunun delilidir..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Biliniz ki; bizim üç cevherimiz vardır, ki bunlar muhafazalarını bizden istemektedirler.

Birincisi: İslamiyettir ki, milyonlarla şüheda onun bahasına kanlarını vermişlerdir.

İkincisi: İnsaniyettir ki, biz aklî hizmetlerle civanmerdanelik ve insanlığımızı halkın nazarında dünyaya güstermemiz lazımdır.

Üçüncüsü: Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Eskiler bu iyilik ve meziyetiyle yaşamaktadırlar. Biz de milliyetimizin korunması yolunda çalışmalıyız ki, kabirlerinde yatanların ruhlarını şad edelim." (Asar-ı Bediiyye, Makale-3: KÜRDÇE LİSANIMIZ)

Müslümanların üç cevheri var birisi İslamiyet, ikincisi insaniyet, üçüncüsü ise milliyettir. Aynı zamanda bu üç artı ve cevherimize karşı üç tane de düşmanımız bulunuyor.

"Bundan başka: Bizim üç düşmanımız vardır ki, bizi harab etmektedir. Bu düşmanlardan birincisi fakirliktir. İstanbul'un kırk bin hammalı bunun delilidir.

İkincisi: Cehalet ve okumamazlıktır. Bizde binde birinin gazeteleri okuyamaması onun delilidir.

Üçüncüsü: Düşmanlık ve ihtilâftır ki, bu adavet kuvvetimizi tüketmektedir. Bizi de terbiyeye müstehak eyler." (bk. age.)

Fakirlik yani gerek ticarette gerek sanayide gerek ziraat ve teknolojik alanlarda geri kaldığımız için fakir bir durumdayız. İstanbul’da ekseri hamalların Kürtlerden oluşması bunun işaretidir.

İkinci düşmanımız ise cehalettir. Cahillik aynı zamanda fakir kalmanın da önemli bir sebebi oluyor. Cahillik öyle bir boyutta ki kırk bin hamal içinde bir gazeteyi okuyacak adam yok. Okuma yazması olmayan bir milletin üretim ve sanayide büyük hamle ve girişimlerde bulunması ve zengin olması pek mümkün değildir. Ayrıca cahillerin kandırılması ve her türlü kötü emellere alet olma ihtimali yüksektir.

Üçüncü büyük düşmanımız ise ihtilaf, yani ayrışma ve birbirimiz ile kavga içinde olmamızdır. Özellikle Kürtlerin aşiretlere bölünüp birbirine kanlı ve düşman olması bu ayrışmanın önemli bir unsuru oluyor. Birbirleriyle sürekli didişen, birbirinin boğazını sıkan bir millet hem maddi hem manevi açıdan büyük bir zarar ve kayıp içinde kalmaya mahkumdur. Ve hükümetler bu vaziyette olan bir milleti terbiye ve tadil etmek yerine onların ayrılığını daha da derinleştirerek onlara her türlü zulüm ve haksızlığı reva görerek insafsızca bir tavır sergilemişler.

"Bunu işittikten sonra biliniz ki, tek çaremiz şudur: Biz üç elmas kılıncı elimize almalıyız. Ta ki o üç cevherimizi elimizden etmemeli... Ve o her üç düşmanımızı üzerimize saldırtmamalı.

İşte o kılınç: Adalet, maarif ve okumadır.

İkinci kılınç: Millî ittifak ve muhabbettir.

Üçüncüsü: Her insanın kendi işini kendisinin yapmasıdır... Ve sefiller gibi halkın himmet ve yardımına muntazır olmamak ve vasiyetlere sırtı dayamamaktır. Ve sonuç olarak: Okuma, okuma, okuma!.. Ve elele verme, elele verme, elele verme!.." (bk. age.)

Bu üç düşmanın verdiği zarardan kurtulmanın yegane çaresi üç şeydir. Birincisi maarif yani eğitim, ikincisi, ittifak, yani kan davasını ve aşiretçiliği bırakıp millet olma bilincine erişmek ve millet sevgisinde birleşmek, üçüncüsü ise girişimci ve üretken olmaktır. Bu üç ilaç kullanılırsa Kürtler hem kalkınır ve güçlenir hem de Osmanlı için taze ve güçlü bir kuvvet olacaktır.

O dönemin şartlarını dikkate alarak bakıldığında, muazzam bir tespit ve reçete olduğunu görüyoruz. Ama maalesef bazı ahmaklar, bu sözlere ve tespitlere bakarak Üstadı Kürtçülük yapmakla itham ediyor. Oysa Üstadımız Osmanlının en önemli ikinci unsuru olan Kürtleri manen ihya edip, Türklerle omuz omuza verdirerek Osmanlının kurtulmasına çabalıyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 1.119
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...