"Hava unsurunun hiddetini... Su unsurunun ve denizin galeyanını... Toprak unsurunun gayzını..." açar mısınız?
Değerli Kardeşimiz;
"Ehl-i dalâletin şerrinden kâinatın kızdıklarını ve anâsır-ı külliyenin hiddet ettiklerini ve umum mevcudatın galeyana geldiklerini, Kur’ân-ı Hakîm, mucizâne ifade ediyor. Yani kavm-i Nuh’un başına gelen tufan ile semâvat ve arzın hücumunu ve kavm-i Semud ve Âd’ın inkârından hava unsurunun hiddetini ve kavm-i Firavuna karşı su unsurunun ve denizin galeyanını ve Karun’a karşı toprak unsurunun gayzını ve ehl-i küfre karşı âhirette تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ sırrıyla cehennemin gayzını ve öfkesini ve sair mevcudatın ehl-i küfür ve dalalete karşı hiddetini gösterip ilan ederek gayet müthiş bir tarzda ve i’câzkârâne ehl-i dalalet ve isyanı zecrediyor." (Lem'alar, 13. Lem'a, On Birinci İşaret)
Kur'an-ı Kerim'de de bahsedildiği üzere, Âd kavmi yedi gece sekiz gün süren şiddetli bir kasırga (rüzgar) ile helak edilmiştir. Bu rüzgâr o kadar şiddetliydi ki, insanları kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi yerlerinden koparıp savuruyordu. Bu, normal bir rüzgâr değil, inkârları ve zulümleri nedeniyle Allah'ın gazabıyla üzerlerine gönderilmiş, her şeyi altüst eden bir hava unsuru hiddetiydi.
Semud kavmi de Hz. Salih'in (as) mucizesi olan deveyi kesmeleri ve isyanları nedeniyle helak olmuştur. Onlar da genellikle korkunç bir sayha (çığlık veya şiddetli bir ses) ve ardından gelen bir sarsıntı ile yok edilmiştir. Bu ses, hava aracılığıyla yayılan ve insanları dehşete düşüren, kalplerini parçalayan bir unsur olarak düşünülebilir. Hava, sadece rüzgâr olarak değil, sesin taşıyıcısı olarak da bir azap aracına dönüşmüştür.
Bu kavimlerin helakı, havanın basit bir atmosfer olmaktan çıkıp, ilahi emre boyun eğerek zalimlere karşı nasıl bir silaha dönüştüğünü gösterir. Ayrıca onların küfür ve isyan karşısında müthiş bir gayz ve öfke taşıdığını da gösteriyor.
Nuh kavmi, yüzyıllarca süren tebliğe rağmen Hz. Nuh'u (as) inkâr etmiş ve alay etmişlerdir. Bunun üzerine Allah, yeryüzünde eşi benzeri görülmemiş bir tufan göndermiştir. Gökten sağanak sağanak sular inmiş, yerden de sular fışkırmıştır. Normalde gökten yağan yağmur ve yerden çıkan su, hayat verirken, tufanda bu durum tam tersine dönmüş her şeyi boğan, yok eden bir güce evrilmiştir. Bu, su unsurunun inkârcılara karşı nasıl taştığını ve galeyana geldiğini açıkça gösterir.
Firavun ve ordusu, Hz. Musa (as) ve İsrailoğullarını takip ederken Kızıldeniz'de boğulmuştur. Allah'ın emriyle deniz ikiye ayrılmış, İsrailoğulları geçtikten sonra ise tekrar birleşerek Firavun ve ordusunu yutmuştur. Burada da su unsuru, normal akışının dışına çıkarak bir mucizeye ve ardından bir intikam aracına dönüşmüştür. Denizin âdeta hiddetlenip galeyana gelerek zalimleri yutması, suyun ilahi irade karşısındaki teslimiyetini ve gücünü sergiler.
Kur'an'da da bildirildiği üzere, Karun ve tüm serveti, Allah'ın emriyle yerin dibine geçirilmiştir. Toprak, normalde üzerinde yürüdüğümüz, ekinler yetiştirdiğimiz cansız bir zemin iken, Karun'un inkârı ve azgınlığı karşısında bir anda onu yutan, âdeta canlı gibi davranan bir varlığa dönüşmüştür. Toprağın bu şekilde açılıp Karun'u ve mal varlığını yutması, toprağın âdeta "gayz" (öfke, hınç) ile dolup inkârcıya karşı nasıl bir hareket sergilediğini göstermektedir.
Hava, su, toprak Allah’ın sayısız nimetlerine bir kaynak iken küfür ve inkâr karşısında nasıl öfke saçan, ceza veren bir alete dönüştükleri ayetlerde çok güzel bir şekilde tasvir ediliyor. Çünkü unsurlar Allah’ın emri altında bir asker gibidir, iyi işler yapıp iman edenlere hizmet ederlerken kötü işler yapıp inkâr edenlere ise gayz ve öfke gösterebiliyorlar.
İlave bilgi için tıklayınız:
- İnsanın Cinayetinin Büyüklüğü (Video: Dr. B. SABAZ)..
- Küfür ve isyan; kamusal hakka tecavüzdür! (Video: Prof. Dr. A. BAŞAR).
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü