Cennet ve cehennem tam yaratılmamışken; cennetin "Nur ve Işık" cehennemin "Nursuz hararet" vermesini nasıl anlayabiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
"Güya o pek büyük ve pek çok kütle-i nâriyelerin ve gayet çok kanâdil-i nuriyelerin buhar kazanı ise, harareti tükenmez bir cehennemdir ki, onlara nursuz hararet veriyor.
Ve o elektrik lâmbalarının makinesi ve merkezî fabrikası daimî bir cennettir ki, onlara nur ve ışık veriyor; ism-i Hakem ve Hakîm'in cilve-i âzamıyla, intizamla yanmakları devam ediyor." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Üçüncü Nükte)
Cennet ve cehennemin mevcudiyeti, bir ağacın meyveleri veya bir binanın temelleri gibi düşünülebilir. Tam teşekkül etmiş, meyvelerini vermiş nihai hali ahirette ortaya çıkacak olsa da bu alemlerin asılları ve çekirdekleri şu an mevcuttur. Üstad'ın ifadesiyle, dünya bir fidanlık ise, cennet ve cehennem o fidanlığın mahsul vereceği büyük bahçelerdir. Dolayısıyla, yıldızlara giden nurun veya hararetin bu merkezlerden gelmesi, bir nevi enerji kaynağının o sistemle manevi bir bağ kurması demektir.
Kâinatı bir ağaç olarak tasvir edersek; kökü, geçmiş ve ervah alemidir. Gövdesi; şehadet alemidir. Meyvesi; ahiret alemi yani cennet veya cehennemdir. Bir ağacın meyvesi en son çıksa da ağacın bütün hücrelerinde o meyvenin programı ve manevi özü dolaşır. Bu temsilde, güneşlerin harareti cehennemden, nurları ise cennetten süzülüp gelmektedir. Yani bunlar, ahiretteki o büyük havuzların bu dünyadaki küçük menfezleri ve numuneleri hükmündedir.
Cehennemden gelen nursuz hararet ve cennetten gelen ışıklı nur ayrımı, modern fiziğin enerji dönüşümlerine manevi bir bakış sunar. Cennet: Nurun, güzelliğin ve ışığın mutlak kaynağıdır. Cehennem: Isının, şiddetin ve azabın mutlak merkezidir. Yıldızlar, bu iki farklı alemden gelen tecellilerin bu maddi alemde birleştiği noktalardır. Bir yıldız hem ışık verir (cennetten bir sızıntı) hem de yakıcıdır (cehennemden bir sızıntı)...
Bizim için gelecek olan cennet ve cehennem, zamanın ve mekânın üstünde olan Allah’ın ilmi ve tasarrufu için şu an mevcuttur. Dolayısıyla, o alemlerin tamamen dolup taşması mahşerden sonra olacak olsa da, kâinat makinesinin çarklarını çeviren manevi enerji merkezleri olarak şu anda da vazife görmektedirler.
Özetle; buradaki tasvir, yıldızları ve gök cisimlerini sadece birer gaz kütlesi olarak değil, beka alemine bağlı birer lamba olarak görmemizi sağlar. Cennet ve cehennem, bu kainat sarayının arkasındaki gizli kazan dairesi ve ışık santrali gibi işlev görmektedir.
Ayrıca Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akidesine göre cennet ve cehennem şu an yaratılmıştır ve mevcuttur. Bu mesele, İslam kelamında özellikle Mu'tezile gibi fırkaların "Henüz gidilmeyecek bir yerin var olması abestir, o halde kıyametten sonra yaratılacaktır." şeklindeki akli çıkarımlarına karşı, ayet ve hadislerin zahirine dayanarak netleştirilmiştir.
Risale-i Nur'daki o ifadelerin, henüz tam yaratılmama gibi algılanması yerine, Ehl-i Sünnet inancıyla nasıl örtüştüğünü şu başlıklarla netleştirebiliriz:
Kur'an ve Sünnet'teki Deliller
Ehl-i Sünnet alimleri, hazırlanmıştır ifadesine vurgu yapan ayetleri esas alır:
"O (cennet), muttakiler için hazırlanmıştır." (Âl-i İmrân, 3/133)
"O (cehennem), kâfirler için hazırlanmıştır." (Bakara, 2/24)
Ayetlerde geçen hazırlandı fiili geçmiş zaman kipiyle kullanılmıştır, bu da onların şu an var olduğunu gösterir.
Ayrıca Efendimiz'in (asm) Mirac gecesinde cennet ve cehennemi müşahede etmesi, bu alemlerin elan mevcut olduğunun en büyük delilidir.
"Tam Yaratılmama" Değil, "Tam Fonksiyonel Olmama"
Metindeki mana, aslında bu alemlerin yokluğu değil, henüz şehadet aleminin tamamen oraya dökülmemiş olmasıdır. Yani:
Cennet ve cehennem şu an birer merkez ve fabrika olarak vardır.
Ancak henüz genel iskâna açılmamış, yani büyük mahkemeden sonraki o dehşetli ve muazzam kapasitesine henüz ulaşmamıştır.
Tıpkı bir şehrin fabrikasının ve elektrik merkezinin kurulmuş olması ama şehrin binalarının henüz tam dolmaması gibi...
Özetle; "Cennet ve cehennem sonradan yaratılacaktır." demek Ehl-i Sünnet dışı bir görüştür. Risale-i Nur'daki merkezî fabrika ve buhar kazanı tabirleri, bu iki alemin şu anki işlevselliğini ve kâinatın çarkları arasındaki yerini harika bir teşbihle ispat etmektedir. O alemler vardır, dolayısıyla bu alemin içindeki nurani ve ateşi unsurlar, kendi asıllarıyla sürekli bir alışveriş içindedir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü