Cehennem yaratılmış mıdır? Yer küredeki magma tabakasının cehennemin çekirdeği olduğu şeklindeki ifadeler doğru mudur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu sual çoklar tarafından sorulmaktadır. Üstadımızın ifadelerinden yola çıkarak bu suale birkaç cihetten cevap bulmaya çalışalım. Yapılan tahliller için risalelerin muhtelif yerlerinden bazı cümleler bir araya getirilip, konuya açıklık getirilmeye çalışılacaktır.

1. Cehennemin arzın merkezinde ve altında olması, hem arzımızın içi olan mağma, hem de arzımızın bir yıllık dönüşünden hâsıl olan büyük dairenin altı olarak anlaşılmaktadır. Yani cehennemin arzın altında olması, sadece arzın içi olan ateş parçası değil, aynı zamanda arzın güneşin etrafından dönüşünden hâsıl olan büyük dairenin altıdır. Çünkü küre-i arz güneşin etrafında gezmekle mahşer sahasının sınırlarını çizmektedir. Bu dairenin altı da cehennemdir. Fakat cehennem nursuz bir ateş olduğu için görünmemektedir. Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle ifade etmektedir:

"Cehennemin yeri, قُلْ اِنَّماَ الْعِلْمُ عِنْدَ الله - لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ الله bazı rivâyatla, 'tahte'l-arz' denilmiştir. Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevîsi altındadır demektir. Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azîmede pek çok mahlûkat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahlûklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz."

"Arzın medar-ı senevîsi altında bulunan Cehennem-i Kübrâ, yerin merkezindeki Cehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezâifini gördürmüş. Kadîr-i Zülcelâlin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlâhiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübrâ oraya yerleşir."(1)

2. Cehennem hâlihazırda iki tane olup, bunlardan birisi büyük cehennem diğeri de küçük cehennemdir. Fakat ileride küçük cehennem de büyük cehenneme dökülüp, ondan bir menzil olacaktır; ayrıca cehennemin bir bölümünün de çekirdeğidir. Üstadımız bu hususta şöyle demektedir:

"Cehennem ikidir. Biri suğrâ, biri kübrâdır. İleride, suğrâ kübrâya inkılâp edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğrâ, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü'l-arzca malûmdur ki, ekseriya her otuz üç metre hafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder. Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsûr kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti câmi, yani iki yüz defa ateş-i dünyevîden şedit ve rivayet-i hadîse muvafık bir ateş bulunuyor."

"Âlem-i âhirette, küre-i arz nasıl ki sekenesini medar-ı senevîsindeki meydan-ı haşre döker. Öyle de, içindeki Cehennem-i Suğrâyı dahi Cehennem-i Kübrâya emr-i İlâhî ile teslim eder. Ehl-i İtizâlin bazı imamları 'Cehennem sonradan halk edilecektir' demeleri, halihazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münasip bir tarzda inkişaf etmediğinden galattır ve gabâvettir."(2)

İşarat-ul İ'caz'da da şu ifadeler geçmektedir:

"Ve keza Cehennemin arzın altında bulunması, arzın karnında veya arz ile muttasıl, yapışık olmasını istilzam etmez. Zira şems, kamer, yıldız, arz gibi küreler, hep şecere-i hilkatin meyveleridir. Malûmdur ki, meyvenin altı, bütün dalların aralarına şumulü vardır. Binaenaleyh, Allah'ın mülkü pek geniştir. Şecere-i hilkatin dalları da her tarafa uzanıp gitmiştir; Cehennem nereye giderse, yeri vardır."(3)

3. Küçük cehennem, şu an itibariyle büyük cehenneme ait bazı vazifeleri yapmaktadır. Bu konuda ise "Şu Cehennem-i Suğrâ, Cehennem-i Kübrâya ait çok vezâifi, dünyada ve âlem i berzahta görmüş ve ehâdislerle işaret edilmiştir."(4) denilmiştir.

4. Cennet ve cehennemin aslı şu anda mevcut olup, sakinlerine münasip olacak teferruata tam sahip değildir. Mahşerden sonra o iki mekân bütün tafsilatıyla teşekkül edecektir. Üstadımız bu hususta şunları ifade etmektedir:

"Hem madem bahar faslında, zeminin dar sahifesinde hatasız yüz bin kitabı birbiri içinde yazan bir kalem-i kudret gözümüz önünde yorulmadan işliyor. Ve o kalem sahibi yüz bin defa ahd ve vaad etmiş ki, 'Bu dar yerde ve karışık ve birbiri içinde yazılan bahar kitabından daha kolay olarak, geniş bir yerde güzel ve lâyemut bir kitabı yazacağım ve size okutturacağım.' diye bütün fermanlarda o kitaptan bahsediyor. Elbette ve herhalde, o kitabın aslı yazılmış ve haşir ve neşir ile hâşiyeleri de yazılacak ve umumun defter-i a'mâlleri onda kaydedilecek."(5)

5. Cennet ve cehennem gayb âleminden olduğu için, bu maddî ve küçük gözlerimizle görülmez. Ancak iman ve kalb gözüyle müşahede edilebilir veya kâinatın tamamını görebilecek gözlere sahip olmak gerekir. Birinci Mektup'ta bu konu şöyle izah edilmektedir:

"Hem perde-i gayb içindeki âlem-i âhirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kâinatı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ Âhiret âlemine ait menziller bu dünyevî gözümüzle görülmez. Fakat, bazı rivâyâtın işârâtıyla, âhiretteki Cehennem bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ denilmiştir. Demek, bu dünyevî, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez."(6)

6. Kâinatta sayısız denecek kadar çok olan yıldızların nurları ve narları (ışıkları ve ateşleri) elbette kendilerine uygun kaynaklardan gelmektedir. Bunların ışıklarının kaynağı nur olan cennet, ateşlerinin kaynağı ise ateşi ve ısısı tükenmez bir cehennemdir. Risalelerde bu mevzuda şöyle denmektedir:

"Evet, bir Kadîr-i Zülcelâl ve emr-i كُنْ فَيَكُونُ a mâlik bir Hakîm-i Zülkemâl, gözümüzün önünde, kemâl-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyârâtıyla beraber, arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir sür'atle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre Şemsü'ş-Şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lâmbaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nuranî şahitler yapmış, onunla saltanat-ı Rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zât-ı Zülcelâlin kemâl-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrâyı elektrik lâmbalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semânın yıldızlarını onunla iş'âl etsin, hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azâba mesken ve mahpes yapsın."(7)

7. Cennet ve cehennemin şu anda hazır olduğu ve bazı bahtiyar kulların cennetin meyvelerinden yedikleri, ayetlerden delil getirilerek Üstadımıza sorulmaktadır. Üstadımız da bu konunun akla zıt olmadığını çok çarpıcı ve harika bir misalle izah ve ispat etmektedir. Şöyle ki:

"Soru: Hem, nass-ı âyetle, semâvâtın üstünde bulunan Cennetin meyvelerini bazı ehl i risalet ve ehl-i keramet, yakın bir yerden alır gibi alıyormuş, bazan yakından Cenneti temâşâ ediyormuş diye, nihayet uzaklık, nihayet yakınlık içinde bir meseledir ki, bu asrın aklına sığmaz..."

"Cevap: Âlem-i bâkiden ve dâr-ı bekàdan olan Cennet dahi, hadsiz uzaklığıyla beraber, yine o daire-i tasarrufâtı, perde-i şehadet altında, her tarafta nuranî bir surette uzanmış, yayılmış. Sâni-i Hakîm-i Zülcelâlin hikmetiyle, kudretiyle, nasıl ki insanın başında yerleştirdiği duygularının merkezleri ayrı ayrı olduğu halde, herbiri umum o vücuda, o cisme hükmediyor ve daire-i tasarrufuna alabiliyor. Öyle de bu insan-ı ekber olan kâinat dahi, mütedahil ve birbiri içinde bulunan daireler gibi, binler âlemleri ihtivâ ediyor. Onlarda cereyan eden ahvâlin ve hadiselerin küllî ve cüz'iyeti ve hususiyeti ve azameti cihetiyle medar-ı nazar olur, yani, o cüzler cüz'î ve yakın yerlerde ve küllî ve azametliler küllî ve büyük makamlarda görülür."(8)

8. İslam'ın temel kaynakları olan ayet ve hadislerde de cennet ve cehennemin şu anda var olduğu, cennetin yücelerde ve arşın altında, cehennemin ise en aşağılarda bulunduğu ifade edilmektedir.

Ehl-i sünnet itikadına göre; cennet ve cehennem yaratılmışlardır ve şu an mevcuddurlar. (Ebü'l- Münteha, Şerhufıkhi'l-ekber, s.26) Kur'an'ın ifadesine göre, genişliği yer ve gök arası kadardır. (Âl-i İmran, 3/133) Yine Kur'an'ın ifadesine göre cennet müttakilere, cehennem ise kâfirlere (Âl-i İmran, 3/131, 133) hazırlanmıştır. Her ikisi de Mi’rac Gecesinde Resul-i Ekrem Efendimize (asm) gösterilmiştir. (Tirmizî, Cehennem, 11) Olmayan bir şey sakinleri için hazırlanabilir mi ve gösterilebilir miydi? Ayrıca cennetin varlığı Âdem kıssasıyla da sabit olmakta, cehennemin halen mevcudiyeti de onunla kıyaslanmaktadır.(9)

Kaynaklar:

(1) bk. Mektubat, Birinci Mektup, Üçüncü Sual.
(2) bk. a.g.e.
(3) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 23 ve 24. ayetlerin tefsiri.
(4) bk. Mektubat, Birinci Mektub, Üçüncü Sual.
(5) bk. Şualar, Dokuzuncu Şua, İkinci Nokta.
(6) bk. Mektubat, Birinci Mektup, Üçüncü Sual.
(7) bk. a.g.e.
(8) bk. Lem'alar, Yirmi Sekizinci Lem'a, Yirmi Sekizinci Nükte.
(9) bk. TDV İslâm Ansiklopedisi, VII/185.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

avsar038
rabbim razi olsun sizden anlamis bulunuyorum.kucuk cehennemin buyuk cehennemin cekirdekligi noktasinin mutlak olmadigi bu cekirdekligin buyuk cehennemin bir bolumu icin gecerli oldugunu anladim.ayrica buyuk cehennemin su an yaratilmis olup ama sakinleri icin tam techiz edilmedigi ni anladim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...