"Hastalığa ehemmiyet verildikçe, his, nefs, cisim galebe eder; 'Zarurettir, mecburiyet var.’ der, ruh ve kalbi susturur." Doktora gitmeyip, ilaçlara ehemmiyet vermeyecek miyiz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvelâ; İslam, zarureti; ölüm ve bir uzvun kaybı olarak görüyor. Yani bir kimse ölüm ve herhangi bir uzvunu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya ise, o zaman ruhsat ile amel edebilir. Tabiî bu farz bir ibadet ile karşı karşıya kaldığımız zaman geçerlidir. Meselâ, doktor; “Ramazan orucunu tutarsan ya ölürsün ya da bir uzvunu kaybedersin” derse, o zaman insan orucunu tutmaz. Bu farzlarda bu şekildedir. Nafile olan ibadetlerde böyle bir mecburiyet yoktur. Çendan bu zamanda iman hizmeti farz mesabesindedir.

İkincisi; tedavi olmak ve ilaç kullanmak, ne imana ne de imanın kemaline zıt bir durum değildir. Allah, kâinatta sebeplere de bir vazife vermiştir. İş ve icraatlarını sebepler vasıtası ile icra ediyor. Bu yüzden, insanları da sebeplere riayet etmeye davet ediyor. Bu sebeplere riayet etmek; Allah’ın rububiyet ve ulûhiyetine zıt bir şey değildir. Zira sebepler sadece bir şart ve perdedir, hakiki icraatçı değildirler.

Şayet sebepleri neticenin hakiki sahibi ve icracısı bilip, ona el açıp ondan bilirsek, o zaman zillet ve şirke sebep olur. Yoksa sebeplere sadece bir perde noktasından ya da sünnetullah kanunları icabı müracaat etmek, zillet ve şirk değil; tam aksine tekvinî bir ibadettir. Yani çiftçinin tarlasını sürüp ekmesi ve ilaçlaması zillet ve şirk değil, Allah’ın tekvinî şeriatına itaat etmesidir. Şifa için doktora ve ilaçlara müracaat etmek de aynı manadadır.

“İlâçlara hâsiyetleri veren ve tesiri halk eden, ancak o Şâfî-i Hakikîdir.” (30. Lem’a)

Biz hekimin verdiği ilaçları kullanır ve şifa için Cenab-ı Hakk’a dua ederiz. "Şunu yaparsan, şu ilacı alırsan kesin şifa bulursun" demek şifayı sebeplerden bilmek manasına geleceği için, "İnşaallah şifa bulursun." demek daha yerinde ve imana münasip olacaktır.

İlâhî kudret ile ilaç arasında âdetullah icabı bir münasebet ve bir alaka vardır. Allah meyveyi ağaçtan verdiği gibi, şifayı da ilaçtan veriyor. Bu yüzden, hastalıktan kurtulmak ve şifa bulabilmek için doktora gitmek ve onun verdiği ilaçları kullanmak gerekir.

İlahî kudret hayat verir, şifa verir, doyurur, besler, büyütür, öldürür vesaire, ama bunları da belli bir kaide ve âdetullah üzere yapar. İnsan, sünnetullah kanunlarına uymak mecburiyetindedir.

Üçüncüsü; Üstad Hazretlerinin buradaki tespiti; vehimli ve kuruntulu birtakım insanlar içindir. Öyle vehham ve zayıf fıtratlı insanlar var ki, az bir hastalık ve musibet sebebi ile doktorun tavsiyesini farz telakki edip, her şeyden elini ayağını çekebiliyor. Ölüm ve hastalık korkusu; onun nefsine bir cihetle yardımcı olup, bütün hevalarına bir meşruiyet kazandırıyor. Adeta doktorun; "Şunları sakın yapma!.." tavsiyesini, Allah’ın "Kesinlikle yap!" dediği şeyin önüne geçiriyor ve evham vesilesi ile saadet-i ebediyenin mühim bir vesikası ve esası olan ibadet ve hizmeti terk edebiliyor. Yoksa doktorun isabetli ve lüzumlu tavsiyelerine uymak elzemdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.428
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

Biraz daha izah eder misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Üstad burada, insanın hastalık karşısındaki psikolojik tutumunun ve niyetinin, hastalığın ağırlığını nasıl değiştirdiğini harika bir şekilde özetliyor.

Buradaki temel mesajları şöyle maddeler halinde açıklayabiliriz:

Odaklandıkça Büyüyen Acı

Hastalığa çok fazla önem vermek, sürekli onun üzerine düşünmek ve şikayet etmek, insanın maddi duygularını (nefs-i cisim) uyandırır. Siz bir acıya ne kadar çok odaklanırsanız, sinir sisteminiz o acıyı o kadar şiddetli hisseder. Üstad buna "hiss-i nefs-i cisim galebe eder" diyor; yani bedensel duyarlılık ruhun önüne geçer.

Nefsin Bahaneleri

Beden (nefs) baskın hale gelince, insanı teslimiyetten uzaklaştırır. "Dayanamıyorum, mecburum, başka çarem yok" gibi bahaneler üretmeye başlar. Bu durum, insanın sabrını tüketir ve manevi direncini kırar.

Ruh ve Kalbin Sessizliği

Normalde ruh ve kalp, hastalığı bir imtihan, bir günah kefareti veya bir manevi terfi aracı olarak görüp teselli bulabilir. Ancak nefis feryat etmeye başladığında, "ruh ve kalbi susturur." Yani insanın o hastalık içindeki hikmeti görmesini engeller; geriye sadece et ve kemiğin duyduğu sızı kalır.

Özetle hastalığı çok ciddiye alıp evham yapmak, onu olduğundan daha ağır hissettirir. Eğer insan "Bu da geçer, Rabbimden bir hediyedir veya bir tasfiyedir" diyerek metanet gösterirse, hastalığın manevi hafifliği bedensel ağırlığını bastırır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...