"Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur’ân gibi izahat vermediklerinin sebebi..." deniyor. İman esaslarına eski insanların da ihtiyacı yok muydu? O zamanda da felsefe ve gaflet vardı?
Değerli Kardeşimiz;
Talime ihtiyaç duymak ile talimin keyfiyeti farklı şeylerdir. Her insan, her dönem talime ve terbiyeye muhtaçtır. Lakin her insanın ve her dönemin talim ve terbiye keyfiyetleri ve usulleri birbirinden farklıdır. Bir bebeğin talimi ile yetişkin bir insanın talim ve terbiyesi bir değildir.
Mesela, bir bebek yemeye ve içmeye muhtaçtır ama yetişkin birisinin yiyip içtiği şeyleri yiyip içemez. Zira bebeğin bünyesi ve yaşı o yemekleri kaldıramaz. Biz, madem bebek yemeğe muhtaçtır, öyle ise her şeyi yiyebilir diyemeyiz.
Kâinatta tekâmül kanunu hükmettiği için, her şey basitten mükemmele doğru yavaş yavaş gelişip ilerliyor. İnsanlığın eğitim seviyesi de aynı kanuna tabi olduğu için, ilk insanların döneminde idrak ve mizaçları bir derece basit idi, tıpkı insanın bebeklik ve çocukluk dönemi gibi. Allah böyle bir içtimaî yapıya uygun peygamberler ve şeriatlar göndermiştir.
Hâtem-ül Enbiya Efendimiz (asm.)’ın tesis ettiği İslâmiyet en son din olduğundan, diğer dinlerden daha ihatalı, daha mükemmel, daha üstündür. Geçmiş peygamberlerin şeriatları ancak İslâm diniyle ikmal olmuştur. Dinin hakikatlerini neşirde bütün peygamberler, Hz. Peygamber’in (sav.) yardımcıları ve vekilleridir. Zira sonra gelen peygamberin ve getirdiği dinin, evvelkilerden daha mükemmel olması tedric kanununun bir muktezasıdır. Her hak din zatında mukaddestir. Ancak, peygamberler faziletçe birbirinden üstün oldukları gibi, getirdikleri ahkâmlar da birbirinden daha üstün ve daha ihatalıdır.
O dönemlerde haberleşme ve ulaşım vasıtaları gelişmediği hatta olmadığı için, insanlar birbirinden habersiz idiler. Böyle olunca, hepsini eğitip doğruya sevk etmek için ayrı dinler ve peygamberler gerekiyordu. Bu yüzden her kavme ayrı bir din ve peygamber gönderilmiştir.
Eski dönem peygamberleri o insanları iptidaî bir usul ve talim ile terbiye etmişlerdir. İptidaî talim usulü onların ihtiyaç ve seviyelerinden dolayıdır. Onların gafletini izale etmek için de keyfiyet derinliği gerekmiyor, tezkir ve te’kit yeterlidir. Bir genci terbiye ve ıslah etmek için; “cehennem var, aklını başına al demek” kâfi idi.
“Nev-i beşerde tekemmül vardır. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbinin ve ikinci mükemmilin evvelki mürebbilerden daha ekmel olmasını iktiza eder.” (İşaratü'l-İ’caz, Bakara Suresi 4. Ayetin Tefsiri.)
Geçmiş peygamberlerin zamanındaki insanların anlayış ve bilgi seviyeleri daha düşük olduğundan dinleri de onların idraklerine uygun idi.
“Geçmiş peygamberler ümmetlerine Kur'an gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufuliyet devri olmasıdır. İbtidaî derslerde izah az olur.” (Şualar, On Birinci Şua, Yedinci Mesele)
Mesela, Hazret-i İsa’ya (as.) gönderilen İncil’deki, iman, ahlâk, fazilet, irşad, hikmet ve irfan gibi birçok hakikatler, Tevrat’tan daha şumüllüdür.
Zaman geçtikçe insanların ilimleri ve tecrübeleri gelişerek terakki ettiğinden, sonra gelen her dinin de önceki dinden daha kâmil ve daha ihatalı olması hikmetin muktezasıdır.
Maddî ve manevî terakkinin, dünyevî ve uhrevî saadetin ve her türlü hayır ve faziletin esası, kanun-u İlâhi ve mürşid-i Rabbanî olan İslam’dır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Eski zamanda yani Hz. Muhammed'den önceki peygamberler zamanında İzah azdı.
Zaten şüpheler de azdı. Teknoloji, bilim, evrim, modernite vs yoktu. Dolayısıyla o insanlar belki de imana dair az cevapla yetiniyordu. Ama gönderilen Peygamberlerine teslimiyeti, yaşadıkları ağır imtihanlar, zulümleri de tarihten biliyoruz. Firavun vs zulümleri.
Bu zamanda ise Kuran ve onun tefsirleri ve onun muazzam tefsiri olan Risale-i Nur ortadadır.
Acaba geçmiş Peygamberlerin ümmetleri mi imansal olarak daha güçlüdür yoksa günümüz müminleri mi?
Gerçi Hz. İsa'nın havarileri de iman olarak güçlüdür. Ama bizim imanımız gerek havariler, gerek eski zaman ümmetleri ile kıyaslanabilir mi?
Bu derin meseleyi birkaç temel noktayla özetlemek gerekirse:
Keyfiyet ve Teslimiyet: Eski ümmetlerin imanı, daha çok teslimiyet ve sadakat eksenliydi. Mucizeleri bizzat görmeleri ve ağır zulümlere rağmen dönmemeleri, onların imanını sarsılmaz bir "kale" gibi kılıyordu. Havarilerin ve diğer seçkin tabakaların imanı, doğrudan vahiyle beslendiği için saflık ve bağlılık noktasında zirvedir.
Tahkik ve İlim: Günümüz müminin imanı ise daha çok tahkiki ve ilmi bir karakter taşır. Modern felsefe, fen ilimleri ve şüphelerin hücumuna karşı Kur'an tefsirleri (özellikle vurguladığınız Risale-i Nur gibi eserler) yoluyla elde edilen iman; akıl, kalp ve ruhun ortak iknasına dayanır. Bu, binlerce şüpheye karşı durabilen "yıkılmaz" bir imandır.
Zamanın Şartları: Hadislerde ahir zaman müminleri için kullanılan sitayişkar ifadeler, imanı korumanın "ateşten bir koru tutmak" kadar zor olduğu bir dönemde, sarsılmadan ayakta kalmanın değerine işaret eder.
Özetle: Eski ümmetlerin imanı teslimiyetin şiddeti ve sadakat yönüyle; günümüz müminlerinin (tahkiki iman sahiplerinin) imanı ise marifetullahın derinliği ve şüpheleri mağlup eden ilmi kuvveti yönüyle öne çıkar. Her iki tarafın da kendine has bir üstünlük ve mukavemet yönü vardır; ancak günümüzdeki "tahkiki iman", her türlü felsefi hücuma cevap verebildiği için çok geniş ve ihatalı bir güçtür.