"Zaten insan medeni olduğu cihetle, şahsi ve içtimai hayatını kurtarmak için, o kanun-i İlahiye muhtaçtır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhîye muhtaçtır. O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil ne derece hâsir ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer."(1)
Üstad Hazretleri burada müteselsil ve derin bir tahlilde bulunuyor. İnsan yaradılış bakımından, hayvanlar gibi vahşi olamaz ve yalnız yaşayamaz; mutlaka medenî bir hayata ihtiyaç duyar.
Malumdur ki, insan tek başına yaşayamaz, diğer insanlarla bir arada yaşamaya mecburdur. Çünkü hiç kimse kendi ihtiyaçlarını tek başına tedarik edemez. Mesela; ekmek için çiftçiye, elbise için terziye muhtaçtır. Zira insanın sayısız ihtiyaçları vardır, bunlardan ancak birkaç tanesini kendisi tedarik edebilir. İnsan diğer ihtiyaçlarını görecek ve temin edecek başka insanlara muhtaç bir şekilde yaratılmıştır. Bu sebeple insanlar beraber ve medeni bir hayatta yaşamaya muhtaçtırlar.
Demek ki, insanların yaşayışı ve hayatlarının devamı yardımlaşma iledir. “İnsan fıtraten medenîdir” sözü bu manayı ifade etmektedir. Medeniyet; ‘medine’ kelimesinden türetilmiş olup, ‘şehirde toplu bir şekilde yaşamak’ demektir. Şehirde yaşayanlara medenî denildiği gibi, çölde, çadırda yaşayanlara ise bedevî denilir. Bunların birincisinin hayat tarzına medeniyet, diğerine ise bedeviyet adı verilir.
Medeniyetin güzellikleri sayılamayacak kadar çoktur. Mesela; ilim, irfan, sanat, ticaret, insanların birbiriyle yardımlaşması hep medeniyetin güzelliklerindendir. Bu bakımdan insan medeniyeti sever ve onunla müşerref olmak ister.
Medeniyetin ehemmiyetini takdir eden bir insan, hem kendisine hem de diğer insanlara faydalı olmak için çalışır, herkesle ülfet, muhabbet ve ünsiyetle geçinir. Diğer insanların maddî ve manevî hukukunun muhafazasını en ehemmiyetli bir vazife telakki eder, vatan ve milletinin terakkisi için elinden gelen gayreti gösterir. Böylece medenî bir insan olur.
İşte böyle bir insan medeniyetin temeli olan yardımlaşma, istikamet, adalet ve güzel ahlak gibi düsturları hayatına mal etmekle mükelleftir. Bu düsturlar, ferdî ve içtimaî hayatın nizam ve intizamının vesilesidir. Binaenaleyh medeniyeti sadece “maddi terakki”, “fen ve sanatta ileri gitme” olarak kabul etmek doğru değildir.
İhtiyaçlar nasıl medenî bir hayatı zaruri kılıyorsa, "içtimaî ve medenî hayat da bir hukuk nizamını ve insanların ihtilafını tarafsız ve hakkaniyetli bir şekilde halledecek şeriatı iktiza ediyor." Hukuksuz ve şeriatsız bir toplum ve medeniyet düşünülemez. Öyle ise adil bir hukuk nizamı elzemdir.
"Hukuk nizamını kim tespit ve tayin edecek?" suali, üçüncü bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor. Yani insanların yaptığı hukuk ne kadar hakkaniyetli olabilir? Bu sebeple hakkaniyetli ve tarafsız bir irade lazımdır ki; bu da peygamberlik müessesesidir. Peygamberler, Allah’ın elçisi olması hasebi ile hakkın, hakikatin ve doğrunun yanındadır ve hevadan münezzehtirler. Elbette peygamberlerin getirdiği veya diğer bir ifade ile Allah’ın onlar ile gönderdiği şeriat, yani İlahi emir ve yasaklar, insanların gönül rahatlığı ile kabul edebilecekleri bir sistemdir.
Bu ilahî sistemler, beşerî sistemler gibi sadece kanunî bir tahakküm değildir. Ayrıca bu sistemin bir de duygu ve kalp boyutu vardır. Bu duygu ve kalp boyutunun terbiye ve tekemmülü de ibadetler ile temin ediliyor. Yani ibadetler bir cihetle kulluk iken, bir cihetle de içtimaî ve siyasî bir teminat gibidir. Namaz bütün ibadetlerin hulasası ve fihristesi olması hasebi ile doğrudan ve dolaylı olarak içtimaî ve siyasî hayatı nizama sokuyor. Demek namazın terki, içtimaî ve siyasî hayatın bozulması ve felci gibidir. Bu da fert ve cemiyet için büyük bir zarardır.
Hulasa olarak; namaz, müessisin ve mürebbinin varlığını zihinlerde tespit ettirip, insanı medeni olmaya ve kanunlara boyun eğmeye teşvik ve sevk ediyor. Bu bir psikolojik tahlil ve tespittir.
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Suresi 3. Ayetin Tefsiri.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü