"Hubb-u Câh" ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Hubb-u cah; şöhret düşkünlüğü, makam sevgisi ve rütbe hırsı gibi manalara geliyor.
Şöhretin en büyük afeti ve hastalığı ise riyadır. Riya ise; insanın bütün amellerini iptal edip, insanı ahirette perişan eden manevi bir illettir. Bu yüzden şöhret hem afet, hem de ayn-ı riyadır.Böyle kimseler kendini göstermek ve beğendirmek için suni ve yapmacık davranışlar sergiler, Hakk'ın değil, halkın takdire talip olurlar.
Allah için yapılmayan her fiil ve her davranış, riyadır. İnsanların genelinde az ya da çok; hubb-u câh denilen şöhret hırsı, hodfuruşluk, halklara görünme, nazarları kendine celbetme, makam ve mevki sahibi olma arzusu vardır. İnsanın en zayıf damarı şöhret-perestlik damarıdır. Baş olma sevdası, şöhret olma duygusu, birçok ahlâk-ı seyyienin de kaynağıdır. Bir insanın hedefinde şöhret olmak varsa her yolu dener, sonunda insanlıktan çıkar. Günümüzdeki şarkıcı ve türkücülerin şöhret için kılıklara girdiği malum...
“Şöhret ayn-ı riyadır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı insana abd ve köle yapar.”
Rütbe ve makam hırsı da şöhrete vesiledir. Zira insanın makam sahibi olmak istemesi, insanlar arasında takdir ve hürmet görmek istemesinden dolayıdır. Bu yüzden şöhret insanı zelil durumu düşüren çok tehlikeli bir silahtır.
Hubb-u câha meftun ve şöhret-perestliğe müptela olan kişi zelil ve perişan olmaktan kurtulamaz. Muvakkat bir mevki kazansa da aldatıcı bir şöhret elde etse de etrafında yalancı, sahte, riyakâr birkaç kişiden başka kimse bulmaz.
Şöhrete, desinlere, alkışa ehemmiyet vermeyen kişiler, etrafından birkaç riyakârı, zehirli yılanı, ısırıcı eşek arılarını kaçırır, ama ona bedel sadık dostları kazanır, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celbeder, onların ellerinden bal yer.
“Rıza-yı İlahî, iltifat-ı Rahmanî ve kabul-ü Rabbanî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ona nispeten bir zerre hükmündedir.”
Hubb-u cahın kaynağı enaniyettir. Enaniyet; kendini beğenmek, üstün görmek ve bunu her haliyle ortaya koymaya çalışmaktır. Hubb-u cah olan makam ve mevki düşkünlüğü de bu enaniyetin bir uzantısı ve tezahürüdür.
Enaniyeti olmayan ve kendini aciz bir kul olarak gören bir insan için makamlar geçicidir ve bir hizmet vesilesidir. Peygamber Efendimizin (asm.) ifadesi ile makamlar hizmet yeridir. Efendilik hizmetkârlıktır. Enaniyet değil, mesuliyet yerleridir.
Şöhretin ille de dünya ve ülke çapında olması gerekmiyor; kendi cemaatimiz ya da şehrimiz içinde de insan takdir edilmek duygusu ile şöhret belasına düşebilir. İnsan bu şöhret damarına iki kişi arasında bile yakalanabilir. Mesela birisine kemalatımızı göstermek için şov yapabiliriz; bu da şöhretin en küçük ve dar bir şeklidir. Bu yüzden şöhreti sadece kesrete hamletmek yanlıştır.
Kısacası Allah için yapılmayan her türlü amel ya da davranış, riya ve şöhrettir. Böyle her tarafımızı kuşatan bir afete karşı çok dikkatli olmamız icap eder.
Üstad'ın ifadesiyle,
"İhtar: Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlası kaybeder, riyaya girer. Şan ü şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs ise; ücret ve mükâfat değil, belki ihlassızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır..."
“Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın."(1)
Şöhret ve riyanın ilacı tahkiki iman ve ihlastır. Risale-i Nurlar bu zamanda tahkiki iman ve ihlas derslerini mükemmelen veriyor.
Bir talebesi Üstad'a "Aziz Üstad! Hizmetin göklerde gezsin ve siz destanlarda geziniz..." diye yazar. Barla Lahikası'nda neşredilen bu mektuba Üstad şu dipnotu düşer:
"Bu kardeşimin bu hissine iştirak etmiyorum. Rıza-yı İlahî kâfidir. Eğer o yâr ise, herşey yârdır. Eğer o yâr değilse, bütün dünya alkışlasa beş para değmez. İnsanların takdiri, istihsanı, eğer böyle işde, böyle amel-i uhrevîde illet ise, o ameli ibtal eder. Eğer müreccih ise, o ameldeki ihlası kırar. Eğer müşevvik ise safvetini izale eder. Eğer sırf alâmet-i makbuliyet olarak, istemeyerek Cenab-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesiri namına kabul etmek güzeldir…"(2)
Dipnotlar:
(1) bk. Lem'alar, Yirminci Lem'a, Birinci Nokta (Haşiye).
(2) bk. Barla Lahikası, (83. Mektup, Haşiye-2)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar