"Hücumat-ı Sitte" risalesindeki Birinci Desise-i Şeytaniyeyi izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hubb-u cah: Şöhret düşkünlüğü, makam sevgisi, rütbe hırsı gibi mânalara gelir.

Hubb-u cah, hırs, kıskançlık, haset, menfaat, makam ve para sevdası gibi şeyler rekabetin başlıca sebeplerindendir. Bu yol çok hatarlıdır, çetindir. İftira, sahte tebessüm, riya, ayak kaydırma, adam kayırma, menfaat, desinler ön plandadır.

Şöhretin en büyük afeti ve hastalığı ise; riyadır. Böyle kimseler kendini göstermek ve beğendirmek için yapmacık, sun’î davranışlar sergiler; Hakk'ın değil, halkın takdirine talip olurlar.

İnsanların ekserisinde az ya da çok; hubb-u câh denilen şöhret hırsı, hodfuruşluk, halklara görünmek, nazarları kendine celbetmek, teveccüh-ü nâs, makam ve mevki sahibi olmak arzusu vardır. İnsanın en zayıf damarı şöhretperestlik damarıdır. Riyaset sevdası, meşhur olma duygusu, birçok ahlâk-ı seyyienin de kaynağıdır. Bir insanın hedefinde şöhret olmak varsa her yolu dener, sonunda insanlıktan çıkar.

Hubb-u cah, birçok kötü ahlâkın menşeidir ve insanların en zayıf damarıdır. Şöhretpereslik yolunda birçok mukaddesatın feda edildiği ar, namus, hayâ vs. ahlâkî kıymetlerin tamamen göz ardı edildiği manevî bir hastalıktır.

On Üçüncü Lem'a'da geçen şu misal de şöhretperestlik yolunda ne kadar denâet ve rezaletin kesb edilebileceğinin bir delilidir:

“Böyle şöhret divanelerinden birisi namazgahı telvis etmiştir, tâ herkes ondan bahsetsin. Hattâ ondan lânetle de bahsedilmiş de şöhretperestlik damarı kendisine bu lânetli şöhreti hoş göstermiş diye darbımesel olmuş.”(1)

Şeytandan ders alan insî şeytanlar, Kur'an şakirtlerini hubb-u cah damarını kullanarak aldatmaya çalışırlar.

Hubb-u cah, ihlasın zıddıdır. Yani amelini rıza-i İlahî için değil, halklara görünmek ve makam-mevki sahibi olmak için yapar. İşte Üstad, “Kardeşlerim hakkında en ziyade korktuğum, bunların bu zayıf damarından ehl-i ilhâdın istifade etmek ihtimalidir. Bu hâl beni çok düşündürüyor” demekle bu tehlikeli desiseye dikkat çekiyor. Üstad sadece Hücumat-ı Sitte'de değil, İhlas Risalesi gibi Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinde bu konuyu işleyip hubb-u câhın izalesi ve tedavisi için ilaçlar vermiştir. Mesela:

"Evvelâ rıza-yı İlâhî ve iltifat-ı Rahmânî ve kabul-ü Rabbânî öyle bir makamdır ki, insanların teveccühü ve istihsânı, ona nisbeten bir zerre hükmündedir."(2)

”Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.”(3)

Eğer hubb-u câh izale edilmezse, mecraının değiştirilmesi gerekir. Bu mesele uzun bir temsille söz konusu olan yerde izah edilmiştir. Temsilin hülasası şudur:

İnsanlardan iltifat ve alkış bekleme sevdasını, Allah’ın iltifatı, peygamberin teveccühü, meleklerin takdiri ve milyonlarca büyük zâtların, Müslümanların alâkası ile mukayese ederek susturmamızı tavsiye etmektedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.
(2) bk. a.g.e.
(3) bk. a.g.e., Yirmi Birinci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

" Hubbu vah hissinin meşru bir ciheti olabilir"bu cihet nedir

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

İnsanlardan iltifat alkış bekleme hissini, Allah’ın iltifatı, peygamberin teveccühü, meleklerin takdiri ve milyonlarca büyük zatların, Müslümanların ilgisi ile mukayese ederek susturmamızı tavsiye etmektedir. Meşru ciheti burası oluyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...