"Ebna-yı cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsi karşı çıkar." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sonra da medeni-i bittab olduğundan ebna-yı cinsinin hukukunu muhafazaya ve hakkını onlar içinde aramaya mükellef olan insanın âmâlini dağıtan fikr-i infiradî ve tasavvur-u şahsi karşı çıkar." (bk. Münazarat: Zindan-ı Atalete Düştüğümüzün Sebebi Nedir?)

Bu cümlede insanın sosyal bir varlık olduğu, yani diğer insanlarla bir arada yaşamak zorunda olduğundan bahsediliyor. İnsan sadece kendi kişisel çıkarlarını düşünmek yerine, toplumun hukukunu ve diğer insanların haklarını da korumakla vazifelidir. Ancak, "fikr-i infiradî" (bencilce ve bireysel düşünce) ve "tasavvur-u şahsi" (kendi çıkarını merkeze alma) insanın bu sorumluluklarını yerine getirmesine engel olur. Yani, sadece kendi istek ve arzularına odaklanan insan, toplumsal düzeni bozabilir ve hem kendi mutluluğunu hem de toplumun mutluluğunu zedeler.

Bu cümlede Üstad Bediüzzaman, insanın medenî bir varlık olarak başkalarıyla bir arada yaşama odaklı olduğuna dikkat çekiyor. "Medeni-i bittab" ifadesi, insanın yaratılıştan gelen toplumsal bir varlık olduğunu ima ve işaret eder. İnsanın yaratılış hikmetine uygun olarak, toplumsal hukuku muhafaza etmesi ve kendi hakkını diğerleriyle uyum içinde araması gerekir.

Ancak burada "fikr-i infiradî" ve "tasavvur-u şahsî" kavramları, modern bireyselleşme akımlarına taman tabana zıt bir bakış sunar. Sadece bireysel çıkarların öne alınması, insanın sosyal varlık boyutunu gölgeler ve toplumsal birlikteliği zedeler. İnsan hakiki saadeti, kendisini toplumdan tecrit ederek (soyutlayarak) değil, toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket ederek elde edebilir.

Evet, insan yaratılış açısından sosyal bir varlıktır. Ve nerede ise bütün ihtiyaçlarını sosyalleşme ile elde edebilir. Mesela, insan ayakkabıya muhtaçtır, ama kendi ayakkabısını kendi dikemez, dikebilecek başka bir insana muhtaçtır. Bu anlamda insan bütün ihtiyaçlarını karşılıklı bir dayanışma ve yardımlaşma ile temin edebilir.

Bütün bu dayanışma ve yardımlaşmaları ifa edebilmek de, ancak bir düzen ve kanun içine girmek anlamına gelen hukuk sistemi ile mümkündür. "Ebnâ-yı cinsinin hukukunu muhafaza ve hakkını onlar içinde aramak"(bk. age., ay.) bu anlamdadır.

"Ben bir düzene tabi olmam, ben kafama göre takılırım, ben hukuk tanımam." dersen, o zaman anarşi ve kaos ortaya çıkar ve sosyal doku ve onun uzantısı olan dayanışma ve yardımlaşma diye bir şey kalmaz. Anarşi ve kaosun olduğu yerde birey ve bireyin hakları diye bir şey kalmaz. İnsan şahsi haklarını korumak istiyorsa sosyallik ve hukuka uyması gerekiyor.

İnsanın amellerini, plan ve arzularını dağıtan yani gerçekleşmesini engelleyen fikr-i infiradî ve tasavvur -u şahsî, yani bencillikten meydana çıkan hukuksuzluk ve anarşizmdir. İşte egoizm dediğimiz sadece kendisini düşünüp, başkalarına tenezzül etmeyen ve birlikteliği reddedenlerin fazlaca olduğu toplumlar, gerilemeye mahkumdur.

Bu hastalığın tedavi ve çözümü ise, bahsin devamında şu hadis ile ifade ediliyor:

"İnsanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır." (bk. el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:463; el- Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 3:481, no: 4044.)

Netice itibariyle Risale-i Nur'un bu ifadede insana dair sosyal sorumluluk ve ahlak vurgusu yaptığını görebiliriz. Bencil düşünceler yerine, toplumsal adalet ve dengeyi öncelemek gerektiğini ifade ediyor. Zaten İslam ve semavi dinler, insanlığın bu gibi manevi hastalıklarını tedavi etmek için vardırlar...

İlave bilgi için tıklayınız:

- Sosyal Adalet, İnsan Hakları ve Bediüzzaman.

- İNSAN YABANCILAŞMASI: TEK BOYUTLULAŞMA

- RİSALE-İ NUR GÖZÜYLE İNSANIN MAHİYETİ VE SOSYAL VAZİFE İLE BAĞI.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 7.014
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...