Bediüzzaman Hazretlerinin "İttihad-ı İslâm" düşüncesinde, Ehl-i sünnet olmayıp (Caferiler gibi) İslâm dairesindeki diğer mezheplerle ittihad nasıl temin edilecek?
Değerli Kardeşimiz;
İslâm birliğinin ruhu, İslâm’ın temel esaslarına dayanır. İslâm’ın temel esasları ise, imanın altı rüknü ve İslâm’ın beş şartıdır. Bu temel esasları inkâr edenler zaten İslâm’ın dışına çıkmış demektir ve bunlara Müslüman denilemez.
Müslümanlar arasında teferruattaki ihtilaflar, bu manadaki bir birliğe zarar vermez ve vermemelidir. Yani bütün Müslümanlar, a'dan z'ye her konuda birleşip sonra ittihat edecekler demek hayalcilik olur.
Caferi kardeşlerimizle aramızdaki ihtilaflar İslâm’ın temel esasları noktasından değil, teferruat noktasındandır ki bu da İslâm birliğine zarar vermez ya da vermemelidir.
Bugün, değil farklı mezhepler, farklı dinden olan milletler bile bazı konularda birlik olup bir çatı altında toplanabiliyor; NATO gibi.
Avrupa birliğinin, daha yakın bir zamana kadar birbirine düşman olan devletlerinin bugün ortak menfaatleri uğruna, aralarında vizeyi kaldırmaktan, paralarını birleştirmeye kadar birçok sahada birlikte hareket etmeleri, öte yandan bu birliği bir Hıristiyan kulübü hâline sokup, Türkiye’yi içlerine almamak için sudan bahanelerle direnmeleri, Üstad Bediüzzaman’ın bir asır önce üzerinde önemle durduğu İttihad-ı İslam fikrini milletimizin ruh dünyasında yeniden canlandırdığı gibi, yöneticilerimizin de sadece Batı’ya bağlı kalmayıp, kendileriyle çok yönlü bağlarımız bulunan İslam âlemine de yönelmelerine yol açmıştır.
Üstad Hazretleri, bu ittihadın tahakkukuna en büyük engelin, Avrupa’nın Müslümanları birbirine düşman etme, onları bölme ve yutma politikası olduğunu tâ o zamanlar tespit etmiş ve bu tehlikeyi şöyle dile getirmiştir:
“Fikr-i millîyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zâlimleri, bunu İslamlar içinde menfî bir surette uyandırıyorlar; tâ ki, parçalayıp onları yutsunlar.” (Mektubat)
Güçlü bir İslâm devleti teşekkül ettikten sonra, Müslümanlar bu devletin arkasında saf tutarlar inşallah ve tarihte de tutmuşlardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir-bir, bir, bine kadar bir, bir.
Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir-bir, bir, yüze kadar bir, bir.
Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir-ona kadar bir, bir.
Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları hâlde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.