"İttihad-ı İslâm" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İslâm Birliğinin Manası

Birinci olarak dünyadaki tüm Müslümanların birlikte hareket edebilmeleridir. “Mü’minler sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirlerine kuvvet verirler.” (Süyûti, el-Fethü’l-Kebîr, 2:309) İkinci olarak İslâm ülkelerinin ve onları yöneten idarecilerin kendi aralarında çeşitli alt birlikler ve “tek bir üst ittifak” kurmalarıdır. Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “ittihad-ı İslâm”dır. O bunu; “Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, tali’siz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi” olarak sunar. (Mektubat, s. 452)

İnsan olmak şüphesiz tüm dünya insanları ile ortak paydamızdır. Ancak bu payda dünyaya aittir, geçicidir ve hemcinslerimizle zayıf bir bağ kurar. Vazgeçilmez aslî hüviyetimiz ise Müslümanlığımızdır. Tüm insanları İslâm’a davet etmek elbette ki bir Müslüman’ın başta gelen görevlerinden biridir. Ama bu davete icabet etsinler veya etmesinler, bütün insanlara karşı adalet ve iyilikle davranılması şarttır. Yine, Müslüman olmayan topluluklarla faydalı irtibatın temini için de esasen İslâm ittifakı şarttır. Bu ittifak ve dayanışmayı Bediüzzaman, “ibâdet” ve “bu zamanın en büyük farz vazîfesi” (Hutbe-i Şamiye, s. 94) olarak görür.

İslâm Birliğini Gerekli Kılan Sebepler

Bediüzzaman; Müslüman’ları birbirine kardeş ve maddî-mânevî yardımcı yapan temel unsurun İttihad-ı İslâm olduğunu ifade etmektedir. (Emirdağ Lâhikası, s. 336) Birlik ve dayanışma, İslâmların birbirinden destek alarak terakki etmelerine; Allah’ın adını yayma ve dünyayı manalı hale getirmelerine; İslâm Dünyasının gücünü, varlığını ve söz sahibi olduğunu, bütün dünyaya “ittihadla” (Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, s. 57) göstermelerine vesile olacaktır.

İslâm birliği, İslâm dinine karşı yapılan ve yapılacak olan saldırıları bertaraf edecektir. İslâm ülkelerinin, egemen ülkelerin baskılarından, saldırılarından ve yağmalamalarından kurtulabilmeleri ve hukuklarının korunabilmesi için birlik olmaları ve güçlenmeleri gereklidir. Bediüzzaman’a göre bu saldırıların karşısında ancak ittihad-ı İslâm ile durulabilecektir. (Emirdağ Lahikası, s. 271)

İslâm birliği, maddî bakımdan geri kalmışlığın, fakirliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin de önüne geçecektir. İslâm coğrafyasının millî serveti durumunda olan kaynaklar da ancak bu sayede korunabilecek ve adil biçimde dağıtılabilecektir. Böylece Müslümanların fakr u zaruret içinde oldukları ve bunun da İslâm dininden kaynaklandığı yolundaki yanlış fikrin de önüne geçilebilecektir.

Sünnette İttihad-ı İslâm

Peygamber Efendimiz (asm.) Medine’ye hicretinden hemen sonra, öncelikle içtimaî sahada ittihadı sağlamıştır ve kabilelerin arasını düzeltmiştir. Ardından bir anayasa hazırlayarak siyasî birliği kurmuş ve geliştirmiştir.

Hulefâ-i Râşidîn döneminde ve sonrasında bu siyasî birlik genişlemiş ve Hilâfetin Osmanlı’ya geçişi ile birlikte daha da büyümüştür. Yavuz Sultan Selim’in İslâm Birliği çabalarının büyük ölçüde başarıya ulaşması bunu göstermektedir. Bu dönem İslâm’ın muzafferiyet yılları olmuştur. Ancak daha sonraları İslâm birliği parçalanmış ve Müslümanlar güven ve emniyetlerini kaybetmişlerdir.

Birliğin Düşmanı; Irkçılık ve Çaresi

İslam Birliğini parçalayan en büyük sebeplerden biri menfî milliyetçilik, yani ırkçılıktır. Farklı yaradılışın sebeplerinin yanlış anlaşılması ve Kur’ân’ın bu konudaki irşadından uzaklaşılmasıdır. Bu menfi gidişe dur diyenlerin başında ittihad-ı İslâm’ı yeniden canlandırmayı esas maksat yapan fikir ve dâvâ adamları gelmektedir. Hepsinin ortak özelliği, hilâfetin, saltanata dönüşen sembolik haliyle dahi birleştirici bir yönünün olduğu konusundaki kabulleridir. Bu sebeple Bediüzzaman da bazı selefleri gibi, bütün İslâm âleminin temsilcilerinden oluşacak demokratik bir meclisin, modern asrın Müslümanlarının manevî önderi sayılan halifeyi temsil edeceğini ve birlik beraberlik ihtiyacını karşılayacağını savunmaktadır.

Bediüzzaman ayrıca, ittihad-ı İslâm’ın, dağıldığı noktadan toplanacağını ifade etmiş, Anadolu ve İstanbul’u bu özelliğinden dolayı terk etmeyi hiçbir zaman düşünmemiş ve “Mekke’de de olsam buraya gelmem lâzımdı. diyerek mücadelesine yılmadan devam etmiştir.

İslâm Milletleri Uyanıyor

Bediüzzaman’a göre; büyük ekseriyeti Müslüman olan bazı milletler, büyüklükleri ve İslâm tarihindeki rolleri sebebiyle İslâm birliğinin temel taşları hükmündedir. İslâm birliğinin yeniden tesisi için bu milletlerin uyanması gereklidir. Üstelik bu milletler, tarihten ve esaretten aldıkları dersle uyanmaya ve ittifaka hazırdırlar.

1910’da Rusya’da esarette bulunduğu sırada Tiflis’te, İslâm’ın parça parça olduğunu söyleyen Rus Polisine Bediüzzaman şu harika ve ibretli cevabı vermiştir:

“Tahsile gitmişler. İşte Hindistan (Pakistan), İslâmınmüstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor. Mısır, İslâm’ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslâmın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim alıyor. İlâ âhir... Yahu, şu asılzade evlât, şehadetnamelerini aldıktan sonra, herbiri bir kıt’a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyet’in bayrağını âfâk-ı kemâlâttatemevvüc ettirmekle, kader-i Ezelînin nazarında, feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir.” (Nursî, Sünûhat, s. 84)

İKÖ

İslâm ülkelerinin kurduğu birlikler içinde en kapsayıcı, en bariz ve istikbali en parlak olan örgüt 57 üyeli “İslâm Konferansı Örgütü”dür.

Şüphesiz bu örgüt, Birleşmiş Milletlerin alternatifi değildir. Yine bu örgüt, Arap Birliği, Afrika Birliği gibi başka bölgesel örgütlerin alternatifi ya da engelleyicisi de değildir.

İslâm birliğine engel olmamak kaydıyla bu tür alt birlikler faydalı olabilir. Ancak alt birlikler için ana tema, Arap ya da Türk milliyetçiliği ve sair dışlayıcı yaklaşımlar olmamalıdır. Nitekim Bağdat Paktı ya da CENTO Bediüzzaman’ın heyecan duyduğu, ancak akim kalmış projelerdir.

İKÖ’nün, 1969’da kurulmasına sebep olan Kudüs’ün kundaklanması hâdisesi de gösteriyor ki, günümüzde olduğu gibi, gelecekte de İslâm dinine büyük saldırılar olacaktır. Bu saldırıları püskürtmek, bertaraf etmek ve “doğru İslâm”ı güçlü bir ifade ile dünya kamuoyuna anlatmak için bu kuruluşun güçlenmesine ve aktif hale getirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır.

Yine İslâm birliğine engel olmamak kaydıyla, Avrupa Birliği ve benzeri birliklere üye olmak da faydalıdır. Zira İslâm birliğinin nihaî hedefi, Müslümanların kendilerini, dış dünyaya, daha doğru ve huzurlu bir anlayış ortamında tanıtabilmeleridir.

İslâm birliğinin sonraki aşaması dünya birliğidir. Yani dünyanın sulh ve sükûn dünyası haline gelmesidir. Bunun için de Müslümanlarla diğer dinlerin mensupları arasında işbirliği yapılmasına ihtiyaç vardır.

Doğuyu ayağa kaldıracak ve canlandıracak olan vasıtalar ekonomi, milliyet gibi sun’î ve dünyevî bağlardan ziyade, kudsî din hisleridir. İslâm coğrafyasındaki birliklerin, dine dayalı birlikler olmasını, Kur’ân’da isimleri geçen Peygamberlerin çoğunun Asya’da çıkması bunu mecburi kılmaktadır.

Birliğin Şartları

İslâm ülkelerinin yeniden birlik tesis etmeleri için lâzım olan ana malzemeler, yani birliğin harcı şunlardır:

1. İslâm birliği için olmazsa olmaz durumundaki birinci şart; Müslümanlar arasında ittifakın sağlanması ve mevcut istibdatların sona erdirilmesi, yani İslâm ülkelerinin demokratik yönetimlere kavuşturulmasıdır. Ancak demokratik yönetimler sayesinde İslâm milletleri ittifak edebilir. Bunu Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir:

“Meşrutiyet-i meşrua; üç yüz milyondan ziyade ehl-i İslâm’ı bir aşîret gibi birbirine rapteder.” (Beyanat ve Tenvirler, s. 48)

Halktan kopuk yöneticilerin başka ülkelerin yöneticileriyle gerçekten ittifakı mümkün değildir. Görünüşteki ittifaklar ise zayıftır, yıkıcı dış etkilere açıktır.

Demokratik sistemi ayakta tutan, demokrasi kültürü ve özellikle örgütlenme hürriyeti ile gelişen sivil toplum kuruluşlarıdır. Tüm İslâm ülkelerinin tam bir hürriyet ortamını ve bu arada kamu bağımsızlığını tesis etmeleri şarttır.

Hürriyetçi demokratik ortam, hem ittifakın parçası durumundaki devletler içinde İslâmiyet’i parlatır, hem de ittifakın içine bazılarının diğer bazılarına üstünlük iddiasının önüne geçer. Böylece farklılıklar korunarak, farklı fikirlere saygı duyularak uzun ömürlü bir ittifak kurulmuş olur.

2. İkinci şart; Müslümanların kendi aralarındaki nûrânî bağların farkına varmalarıdır. Yani millet; “tenvir ve irşad” edilmelidir. Hac bu bağların anlaşılmasına, kurulmasına ve geliştirilmesine hizmet eden çok mühim bir ibadettir.

3. İslâm toplumları arasında muhabbet duygusunun yerleştirilmesidir. Yani, husumeti yok etmektir: Husumetin cehalet, zaruret ve nifaka yapılmasını tavsiye eden Bediüzzaman, özellikle ittihadın meşrebinin muhabbet olduğuna vurgu yapmaktadır. (Hutbe-i Şamiye, s. 95)

İslâm Birliğine Giden Sürecin Kilometre Taşları

İslâm birliğinin temel dayanaklarından biri bilgidir. Bilgi toplumu olmak, karşılaşılan her meseleyi, ilmî metotlara bağlı kalarak çözmek demektir. Kısaca Bediüzzaman, “mârifetin şua-ı elektriğiyle” “imtizâc-ı efkâr”a oradan da “ittihad” a (Münazarat, s. 113) uzanan bir merhale olarak tarif eder.

İslâm birliğinin devletler seviyesinde gerçekleşmesi, öncelikle bu tür bir şuurun her bir İslâm toplumuna ve fertlerine yerleşmesiyle mümkündür. Bunun için öncelikle o toplulukların kendi içlerinde ittifakı sağlamış olmaları lâzımdır. Başta toplumun içtimaî dinamikleri durumundaki dinî cemaatlerin kendi aralarında ittifak etmeleri elzemdir.

Dînî cemiyet ve cemaatlere üye olma veya birleştirme hususlarında meslek ve meşreplerde değil, maksatta ittifak olmalıdır. Meslek ve meşreplerin tümünü tek bir meslek altında toplamanın hem fıtrata, hem de ahlâka uygun olmadığı bilinmelidir. Birbiriyle imtizaç etmeyecek mizaçları, sadece birlik ve beraberliği sağlamak maksadıyla bir araya getirmeye çalışmanın faydadan çok zarar vereceğini izaha bile gerek yoktur. Bu, “hedefe birlikte yürümek” şeklinde olmalıdır. Aksi halde Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “…taklit yolunu açar ve ‘Neme lâzım, başkası düşünsün’ sözünü söylettirir.” (Hutbe-i Şamiye, s. 105).

Birliğin Olması Gereken Hususiyetleri

* Birlik, müsbet İslâm milliyeti esası üzerine tesis edilmeli, farklılıklara saygılı olunmalıdır.

* Tam demokratik bir temsil ve idare yapısına sahip olmalıdır.

* Çıkış noktası İslâm milletinin kendi öz varlığı ve değerleri olmalıdır. BOP gibi dış etkenli oluşumlar fayda değil, zarar verir.

* İdarî yönden federasyona benzer, esnek bir yapıda olmalıdır.

* Bir “tek çatı” organizasyonu olmalı ve aynen güneş sistemi gibi uyum içinde bulunmalıdır. İslâm güneşinin “câzibesine ittibâ ile muvazene ve âheng-i umumiyeyi muhafaza” (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 57) etmeli yani dünya barışını tesis etmelidir.

* Bütün mensuplarına ortak şeref sağlamalı “…herkesi başkasının haysiyet ve şerefiyle şereflendiren…” (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 57) bir yapıda olmalıdır.

* Birliğin ortak ekonomik, diplomatik ve caydırıcılığı sağlayacak savunma gücü bulunmalıdır.

Risale-i Nur Enstitüsünden alınmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.504
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...